Ruhun Yolculugu

26 Ekim 2014, 01:02:13
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. Aktivasyon epostanız mı yok?


Ruhun Yolculugu » METAFİZİK » Ruh ve Kainat » 1-Yaşayan varlıklar arasında görülen tekamül farkları

Gönderen Konu: 1-Yaşayan varlıklar arasında görülen tekamül farkları  (Okunma sayısı 1313 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı hcinik

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 38
Ynt: 1-Yaşayan varlıklar arasında görülen tekamül farkları
« Yanıtla #2 : 27 Şubat 2010, 13:15:31 »
Dünyadaki yaşayan varlıkları incelediğimiz zaman onlar arsasında birtakım tekâmül (ruhun görgü ve tecrübesi) farklılıkları hemen gözümüze çarpar. Birbirlerine göre olan bu ilerleyiş farklılıkları bitkilerde muhtelif çeşitler arasında hayvanlarda çeşitli türler ve fertler arasında, insanlarda ise çeşitli türler ve fertler arasında olduğu gibi, aynı ferdin çeşitli zamanlarında da kendini farklı gösterir. Bitkilerde bir ot parçası bir küften daha ileri bir uzva sahip olduğu gibi, bir gül ağcı da bu ot parçasından daha ileri durumdadır. Fakat bu güllerin, otların ve küflerin bütün fertleri hiç olmazsa bizim takdirimize göre hemen, hemen aynı tekâmül derecesinde görünmektedir. Hayvanlarda bir köpek bir koyundan daha ileride görünmekle beraber, iki köpek de bir birine nazaran birçok noktalarda tekâmül farkı gösterir. İnsanlara gelince, bunların hiçbiri diğerine benzemez. Bundan başka insan hatanın hemen her saatinde, bir önceki saatine nazaran az çok görülür bir ilerleme vardır. En geri olanlardan en yükseklerine kadar bütün insanlarda bir tekâmül gayret ve faaliyetini görmek mümkündür. Hatta şuursuzca meydana gelen bütün hayati faaliyetlerde bile tekâmül gayesi yolundaki belirtileri görmemek mümkün değildir. Hayat mücadelesi, dünyadaki varlığın devam eden yolunda gösterilen içgüdünün gayretidir. Buda tekâmüle hizmet eder. Şahsın cinsin geleceği için sarf edilen bütün emek ve çabalar Genel Tekâmül Kanununun bir zorunluluğudur.
         Dünyamızda en geri yaşayan varlık olarak bir küf ten en mütekâmil insana gelinceye kadar olan mesafe uçurum halinde değildir. Bu belirsiz tatlı ve meyilli bir yol arz eder. Fakat bilgisizliğimiz bu yolu layıkıyla takip etmeğe imkân bulunmaktadır. Bundan başka bu yol dünyamızda, bilmediğimiz bazı sebeplerden dolayı bir iki yerinde kesilmiştir de. İnsanlarla hayvanlar arasında maddi ve ruhi irtibatı temin eden varlıklar hâlihazırda yaşadığımız bu dünyada yoktur.
 Fakat ne olursa olsun bu yolun iki seçilmiş varlıklar arasında beliren tekâmül farklılıklarını kimse inkâr edemez. Esasen dünyada eşitsizce serpilmiş hayat şartları, bu tekâmül farklarının doğurduğu eskimiş halinden ileri gelir. Dünyada ideal bir eşitliğin kurulabileceğini düşünmek hata olur. İnsanlar arasındaki eşitsizliğin kaybolması onları her noktada bir birinden farksız bir halde birleşmiş olması demektir. Bu kesinlikle mümkün olamaz.
Bilhassa şahsiyetini kazanmış olan hiçbir varlık diğerine benzemez. Bunların bir birine benzediğini kabul etmek ideal olgunluğa vardıklarını kabul etmekle bir olur. Hâlbuki dünyadaki bütün varlıklar böyle bir olgunluk mertebesinden çok uzaktırlar.
 Etrafımıza bakarsak varlıkların birbirlerine oranla çok muntazam bir yükseliş yolu takip ettiklerini görürüz. Bitkilerde olan her özellik veya onun benzeri, hayvanlarda mevcuttur. Fakat hayvanlarda bulunan birçok belirtileri bitkilerde göremeyiz. İnsanlarla hayvanlar arasında da aynı durum geçerlidir. Bitkilerde hiç görmediğimiz şahsiyet hayvanlarda kendini göstermeye başlamıştır. Bir kediyi diğerine tercih ederiz. Fakat aynı güzellikte açmış iki ayrı çiçeğin arasında bu kadar titiz davranmayız. Bunun sebebi hayvanlarda var olan şahsiyete bağlanmış olmamızdır. Hele dünyada şahsiyetin en yüksek derecesini kazanmış insanlar hakkındaki bu seçme beğenisine sunma meselesi daha derin his ve fikir unsurlarına dayanır. Bitkilerde açılım yapmamış şahsiyetin hayvanlarda belirmesi, insanlarda en yüksek derecesini alması ve bu işlerin yavaş ve ilerlemiş bir şekilde cereyan etmesi, dünyadaki yaşayan varlıklar arasında muntazam bir yükselişin var olduğunu göstermeye yeterli olan delillerden biridir.
Daha doğrusu açıkça söylenmesi gerekirse, Dünya üzerindeki en geri ruhun maddi varlığı ile en yükselmiş bir insan arasında geçen bütün tekâmül safhası muntazam yükselen ilerlemiş bir silsileyi takip eder. Bitikliler hayvanlardan daha geridir, hayvanlar da insanlardan geridir. Tekâmülde muntazam ve gelişmiş bir zincir mevcut olduğuna göre bir hayvanın bir daha bitki olmasına imkân yoktur.
Son sözlerden çıkan anlama göre varlıklar arasında gerilemenin mümkün olmadığını ve daima ilerleyişin bulunduğunu görüyoruz. Yalnız, burada bazı çabaları da gözden uzak tutmamak lazım gelir. Gerek dünyada geçirilecek tecrübe icaplarına, gerek bilmediğimiz bir takım diğer sebeplere göre bir varlık kendi nevini değiştirmemek şartıyla öncekine oranla biraz daha geri bir durumda dünyaya tekrar gelebilir. Bu halin biraz önce bahsettiğimiz muntazam yükselişlerle tezat teşkil ettiğine hükmedilemez. Zira önce bu ilerleyiş maddi bakımdandır. Ruhun yüksekliğine halel getirmez, saniyen bu maddi gerileyişte de gene ruhun yükselişine yardım edecek hal ve hareketler mevcuttur.
Bir tür varlık arasında mütekâmil olan ferdin aynı türde daha az mütekâmil olarak dünyaya gelmesi mümkündür. Zira belirli bir dereceye kadar yükselmiş olan bir ruh, gerek kendisinin dış etkenler altında maddeye bağlı olduğunu hissetmesi, gerek kötü ortamlarda buluna,buluna onların titreşimlerine uyması ile tekrar maddeye bağlılığını arttırabilir. Fakat bu fazla bir duraklama olmaz ve sırf ruh bakımından bir gerileme sayılmaz. Çünkü o, kendisi için kazanılmış bir seviyededir..Yani yükselmiş bir ruh için tam duraklama yoktur, ufak duraklamalar vardır ki o da madde alemindedir.
2-   Cansızlarla yaşayan varlıklar arasındaki ayrılık
Etrafımızdaki varlıkların iki büyük guruba ayrıldıklarını görüyoruz. Bunlara iki büyük gurup demememizin sebebi, görünür niteliklerle birebirinden ayrılmış olmalarıdır. Birinci guruptakilerin iyi ve kötüyü birbirinden ayıran niteliği tesir etme kudretleridir. İkinci guruptakilerin iyi ve kötüyü ayırabilme niteliği ile tesir alma kabiliyetleridir. Yalnız şu var ki bu tesir etme ve tesir alma özelliklerini ayırmak her vakit kolay ve hatta mümkün olmaz. Bu imkânsızlık da olayların sebepleri hakkındaki bilgisizliğimizden ileri gelir. Her olayda tesir eden gibi görünen etkenlerin gerçekten tesir eden olup olmadıklarını kesinlikle takdir edebilmek için bu bilgiye mutlaka gerek vardır. Biz bu bilgisizliğimiz yüzünden genellikle tesir alan olarak olaylara müdahale eden etkenleri tesir eden etkenler gibi kabul etmek hatasına düşeriz. Ve bu gibi hatalardan sakınan bizler için mümkün olmaz. Nitekim bilgimiz ilerledikçe önce tesir eden gibi gördüğümüz bir etkenin başka bir tesir edenle tahrik edilmekte olduğunu daha sonra anlayabilmemiz sık,  sık gerçekleşmiş olan durumlardandır.
Yaşayan varlıklar tesir edenlerdir. Buradaki tesir etme kelimesinin ifade ettiği anlamda maksatlı bir takım sonuçlara doğru hareketleri tertipleyicilik saklıdır. Cansız varlıklarda görülen atıllık hali bu yeteneğin yokluğu ile ondan ayrılır.
Maddenin en karakteristik özelliği onun atıl olmasıdır ve oluş şartlarındaki direnişidir. Bu özellik daha ilk bakışta tesir etme fikrinden ayrılır. Zira kendi kendini değiştirmek kudretinden mahrum bir varlıkta tesir etme kudreti aranamaz. Madde ebedi varlığında kendiliğinden değişim gösteremez. Radyoaktif bazı maddelerde görülen değişmelerin bu bahsettiğimiz değişmelerle ilişkisi yoktur. Radyoaktif maddelerdeki değişmeler tabiat kanunlarının çizmiş olduğu plan dâhilinde meydana gelen atıl hareketlerdir.

3-   Materyalizme ve spirtualizma
Yaşayan varlıkların tesir etme, cansızların tesir alma rollerini iyice kavradıktan sonra onların birbirini tamamlayan bu aktif ve pasif durumlarının kâinattaki büyük ahenk içinde ne kadar yakışıklı bir yer tuttuklarını ve bunlardan birinin eksikliği kabul etmekle bu ahengin ne kadar derin çöküntülere uğrayacağını anlamak kolay olur.
Yaşam sahipleri var edilmeden cansız varlıkların varlığını veya cansız varlıksız hayat sahiplerinin varlığını kabul etmek kâinatımızın ve kendi varlığımızın yaratılış hikmetini ortadan kaldırır. O zaman da “Kâinat ve biz niçin varız?” sorusunun cevabı hakkında söylenecek bir söz kalmaz. Bundan dolayı ruhu maddeden maddeyi de ruhtan ayırmanın imkânı yoktur. Tek başına maddeci ve tek başına spirtualist (ruhçu) olmakla doğru yol bulunmaz.
Bu düşünce ile fikir hayatımızda ara sıra çarpışan materyalizme – spirtualizma konsepsiyonlarının birleşmeleri lazım geldiğini birinin diğerini tamamladığını söyleyebiliriz. Buradaki hikâye şudur: Madde kâinatında daima yükselmek zorunda olan yaşam sahibi varlıklar gerek kendilerinin, gerek başkalarının tekâmül amaçlarını tahakkuk ettirmek için maddelerin tesir alma özelliğinden yararlanarak maddelerin sonsuz halleri üzerine tesir ederler. Bu tesir etme özelliği ile maddenin hallerini diğerine dönüştürerek, hareketlerinin yapı ve istikametlerini değiştirmek gibi bildiğimiz veya bilemediğimiz sayısız maddi kombinezonları meydana getirerek sonuçta ortaya çıkacak olaylardan kendi amaçları yolunda çeşitli faydalar elde ederler.
Bütün bu cansız maddeler hayat sahibi yaşayan canlıların milyarlarca kombinezonlar içinde kullandıkları birer tekâmül aracından ibarettir. Maddi hareketlerde görebildiğimiz veya göremediğimiz zekâ belirtileri, yaşam sahibi varlıkların maddelerden asla eksik olmayan bu müdahalelerinden doğar.(Ruh tecrübe eder, tecrübe aklı doğurur, Akıl ruhu terbiye eder.)
-   Cemadatta (cansız varlıklar)tekamül
Yaşayan varlıklarla cansız varlıkların (maddeler) yazgısı birbirine bağlıdır. Bundan dolayı yaşayan varlıkların tekâmül halinde bulunduklarını kabul edersek yaşayan varlıkların tesirlerinden ayrı kalmayan cansız varlıkların(maddelerin) tekâmül halinde olmalarını kabul etmemiz gerekir. Gerçekte de durum böyledir. Bundan böyle yaşayan varlıklar için ruh diye bahsedeceğiz. Ruhun tekâmülü perispirisinin. Tekâmülü ile orantılı olarak vuku bulur. Hatta ruhun tekâmülü perispirisi ile ilişkisinin tekâmülü demektir. Perispiri sadece maddedir. Ruhun tesiri altındadır. Ruhun tekâmülü ile açılım yapan perispirisi gittikçe daha yüksek titreşimlerle ilişkilenebilecek durumlara girer. Ruh perispirisinin bu yükselişiyle kâinatta daha geniş tesir kudretini bulurken diğer taraftan onun azar, azar giderek açılımını temin etmiş olur. Kısacası ruhun tekâmülü ile perispirisi gittikçe hafiflik belli eder. Perispirisinin yoğunluktan akıcı hallere geçmesi ruhun tekâmülü ve madde üzerindeki tesir kudreti ile olur.
Perispiri nasıl ruhun tesiri ile gittikçe tekâmül ediyorsa kâinatın bütün maddeleri de yüksek şuurlu varlıklar tarafından ilahi kanunları kullanarak tekâmül etmektedirler ki bu varlıkların hemen,  hemen hiçbirisinden haberimiz yoktur.
Maddenin tanıdığımız halleri, onun en kaba olanlarıdır. Katı, sıvı, gaz gibi halleri belki birinden diğerine geçebilecek kadar birbirine yakın aynı guruptaki maddi varlıklardır. Bütün maddeler bu ve bundan daha kaba haldeki durumlarında yavaş,  yavaş yüksele,  yüksele
Âlemden âleme geçmekte ve ruhlarla beraber geriye dönmemek üzere tekâmüllerine devam etmektedirler. Diyebiliriz ki dünyamızın bütün maddi varlığı ile bizim hissetmediğimiz bir şekilde yavaş, yavaş uzayda kaybolmaktadır.
Her şey gayet mükemmel doğa kanunları dâhilinde doğal olarak cereyan etmektedir. Maddenin tekâmülü üzerinde dururken bunu yaşayan varlıkların tekâmülü ile karıştırmamak gerekir. Canlı ve cansız varlıkların tekâmülü ayrı,  ayrı yollarda yürümektedir. Madde tekâmül ettikçe tesir alma kabiliyetinin artmasına karşılık ruhların tekâmülü bilakis tesir etme kudretlerinin açılımı ile olur. Zaten genel tekâmül bu iki olayın birbiriyle olan ilişkisinden meydana gelir.
Madde ve Ruhun tekâmülleri zıt yönde olduğu gibi birbirinden gittikçe ayrılan, fakat o oranda da birbirlerini tamamlayan ve karşılıklı yükselişlerine sebep olan yürüyüşleri vardır.
Burada karşıtlık içinde bir vahdet ve bir ahengin olduğunu görüyoruz. Yüksek ruhlar en iyi tesir etme imkânlarını en iyi tesir alma kabiliyetine sahip maddeler arasında bulabilecekleri gibi,  yüksek tesir alma kabiliyetine sahip olan maddeler ancak yüksek ruhların tesir sahalarında yüksek maddi kıymetlerini kazanabilirler. Tekâmül olarak yükselmemiş ruhlar yüksek maddi ortamlarda asla faaliyet gösteremez asla yaşayamaz.
   Madde kâinatında, daima söylendiği gibi ruhların tekâmül ihtiyaçlarını onlara bildirilen etkenlerin başında bu ahenksizlik gelir. Ruhların bu ahenksizliği idrak etmeleri çeşit, çeşit ruhi reaksiyonları davet eder ki bunlar ruhlar için, kendilerini çabalara sevk edecek gerçek ıstırap kaynağı olur.
   Maddeler pasif oluş hallerinde sonsuza kadar nasıl yükselmekte iseler ruhlarında buna karşılık aktif oluş hallerinde öyleyse sonsuza kadar yükseleceklerdir. Bu iki çeşit yükseliş, kâinatımızda birbiri için zorunlu olan ve birbirini tamamlayan iki esaslı harekettir.


   Yaşayan varlıkların tekâmülü
-Ruhun madde dünyasına girişi
   Ruhların ilk yaratılışlarına ait ne bir bilgimiz, ne de bir tahminimiz olabilir Ruhlar madde kâinatında doğdukları zaman bütün melekeleri kendilerinde mevcut bulunuyordu. Bunların her biri ferden ayrı birer şahsiyet sahibi idiler. Ancak bunlar, kendilerinde noksan olan görgü ve tecrübelerini arttırmak için maddelere bağlandıkları zaman melekeleri doğal olarak kararıyordu. Madde dünyalarında belirtilerinin gittikçe arttığını gördüğümüz ruhun yüksek melekeleri, onun tekâmül gerçeği ile madde bağlarından kurtulması oranında yavaş, yavaş kendilerine birer belirti zemini bulabilmelerinden ileri gelmektedir.
   Ruhun geriliği bilgisizlik ve kötü olmaları gibi yanlış hükümlere bağlı göreceli nitelikleri değil, görgü ve tecrübelerindeki noksanlıklarıdır. Bu noksanlık da ruhların maddelerle karşılaşmalarından ileri gelmiştir. Ruhlar bu noksan taraflarını gidermek için maddeler kâinatına girmişler ve maddelere ilk zamanlarda gene bu görgü ve tecrübesizlikleri yüzünden bağlandıkları için de melekelerinin birçoklarından geçici olarak mahrum kalmışlardır.
   Ruhlar ilk yaratılışlarında ferden ayrı birer şahsiyet sahibi olmakla beraber diğer hususta bir seviyede idiler. Ruhların ilk zamanlarda kendilerine ve çevrelerine ait bilgileri vardı ve aktif idiler. Fakat ruhların görgü ve tecrübeleri yoktu. Ruhun geriliği, tecrübe görgüsünün eksikliğindendir. Görgü ve Tecrübe ancak onları elde etmenin yolu olan araçlar sayesinde ortaya çıkar.
   Ruh ancak maddi araçlarla bu kâinatta tesir kudretini gösterir yani ruhlar dünyaya maddi vasıtası olan perispirisi ile beraber doğmuştur. Ruhlar devamlı elbise değiştirir gibi beden değiştirdiklerine dair teozofik iddialarla hiç bir ilgisi yoktur. Yaratılışında ruha vasıta olan bu Perispiri denilen maddelerin tekâmüldeki rolü, ruhların onlarla olan ilişkilerini ilerletmelerinde ortaya çıkar. Kısacası ruhlar madde âlemine tekâmül etmek için girerler.
    Ruhtan ayrılmayan Perispiri; ruhun faaliyetleri sonucunda gittikçe seyyalleşerek, gittikçe ruhun elinde daha işlek daha elverişli bir araç haline girerek ruhun kâinattaki tesir etme kudretinin daha büyük tezahür imkânlarına zemin hazırlar.
   Bundan da şu sonuç çıkar ki, ruhlar madde âlemlerinde bir müddet geçirmekle perispirilerini daha işlek ve daha hafif hale koyarak bu sayede tesir etme yeteneklerini arttırmaya çalışırlar. İşte bundan dolayı bir ruhun madde kâinatına ilk girişi ile tekâmül safhalarında ilerledikten sonraki faaliyeti arasında çok büyük gelişme vardır.

                      N                                                                            N


                                      D                                                 D

                                                C                               C

                                                           B     n       B
                                                                               
                                                                   A 
Yukarıda ki şekilden de anlaşılacağı üzere Ruh A noktasında madde kâinatına girdiği ilk noktadır görgü ve tecrübesi yoktur. Maddeye olan tesir kudreti ve zaman ile B alanı kadar görgü ve tecrübesini artırmış tekâmül etmiştir. İlk Maddeye bağlandığı A noktasında ruhun perispirisi çok kaba maddelerden olurken tekâmül ettikçe B,C,D ve N alanlarında hem kendini tekâmül ettirirken aynı zamanda perispiri sinide tekâmül ettirmiş ve başka madde dünyalarına girebilecek hale sokmuştur.
Ruhun bitkilerden önce cansız maddeye en yakın olarak geçirdiği diğer merhalelerde vardır. Biz buna küf diyoruz. Küf ruhunun bizim dünyamızda ilk maddi hayatlarından biridir. Fakat bitki ile cansız varlıklar arasında var olan bizim anlamadığımız daha birçok varlıklar vardır.


Çevrimdışı hcinik

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 38
1-Yaşayan varlıklar arasında görülen tekamül farkları
« Yanıtla #1 : 27 Şubat 2010, 13:13:12 »
Dünyadaki yaşayan varlıkları incelediğimiz zaman onlar arsasında birtakım tekâmül (ruhun görgü ve tecrübesi) farklılıkları hemen gözümüze çarpar. Birbirlerine göre olan bu ilerleyiş farklılıkları bitkilerde muhtelif çeşitler arasında hayvanlarda çeşitli türler ve fertler arasında, insanlarda ise çeşitli türler ve fertler arasında olduğu gibi, aynı ferdin çeşitli zamanlarında da kendini farklı gösterir. Bitkilerde bir ot parçası bir küften daha ileri bir uzva sahip olduğu gibi, bir gül ağcı da bu ot parçasından daha ileri durumdadır. Fakat bu güllerin, otların ve küflerin bütün fertleri hiç olmazsa bizim takdirimize göre hemen, hemen aynı tekâmül derecesinde görünmektedir. Hayvanlarda bir köpek bir koyundan daha ileride görünmekle beraber, iki köpek de bir birine nazaran birçok noktalarda tekâmül farkı gösterir. İnsanlara gelince, bunların hiçbiri diğerine benzemez. Bundan başka insan hatanın hemen her saatinde, bir önceki saatine nazaran az çok görülür bir ilerleme vardır. En geri olanlardan en yükseklerine kadar bütün insanlarda bir tekâmül gayret ve faaliyetini görmek mümkündür. Hatta şuursuzca meydana gelen bütün hayati faaliyetlerde bile tekâmül gayesi yolundaki belirtileri görmemek mümkün değildir. Hayat mücadelesi, dünyadaki varlığın devam eden yolunda gösterilen içgüdünün gayretidir. Buda tekâmüle hizmet eder. Şahsın cinsin geleceği için sarf edilen bütün emek ve çabalar Genel Tekâmül Kanununun bir zorunluluğudur.
         Dünyamızda en geri yaşayan varlık olarak bir küf ten en mütekâmil insana gelinceye kadar olan mesafe uçurum halinde değildir. Bu belirsiz tatlı ve meyilli bir yol arz eder. Fakat bilgisizliğimiz bu yolu layıkıyla takip etmeğe imkân bulunmaktadır. Bundan başka bu yol dünyamızda, bilmediğimiz bazı sebeplerden dolayı bir iki yerinde kesilmiştir de. İnsanlarla hayvanlar arasında maddi ve ruhi irtibatı temin eden varlıklar hâlihazırda yaşadığımız bu dünyada yoktur.
 Fakat ne olursa olsun bu yolun iki seçilmiş varlıklar arasında beliren tekâmül farklılıklarını kimse inkâr edemez. Esasen dünyada eşitsizce serpilmiş hayat şartları, bu tekâmül farklarının doğurduğu eskimiş halinden ileri gelir. Dünyada ideal bir eşitliğin kurulabileceğini düşünmek hata olur. İnsanlar arasındaki eşitsizliğin kaybolması onları her noktada bir birinden farksız bir halde birleşmiş olması demektir. Bu kesinlikle mümkün olamaz.
Bilhassa şahsiyetini kazanmış olan hiçbir varlık diğerine benzemez. Bunların bir birine benzediğini kabul etmek ideal olgunluğa vardıklarını kabul etmekle bir olur. Hâlbuki dünyadaki bütün varlıklar böyle bir olgunluk mertebesinden çok uzaktırlar.
 Etrafımıza bakarsak varlıkların birbirlerine oranla çok muntazam bir yükseliş yolu takip ettiklerini görürüz. Bitkilerde olan her özellik veya onun benzeri, hayvanlarda mevcuttur. Fakat hayvanlarda bulunan birçok belirtileri bitkilerde göremeyiz. İnsanlarla hayvanlar arasında da aynı durum geçerlidir. Bitkilerde hiç görmediğimiz şahsiyet hayvanlarda kendini göstermeye başlamıştır. Bir kediyi diğerine tercih ederiz. Fakat aynı güzellikte açmış iki ayrı çiçeğin arasında bu kadar titiz davranmayız. Bunun sebebi hayvanlarda var olan şahsiyete bağlanmış olmamızdır. Hele dünyada şahsiyetin en yüksek derecesini kazanmış insanlar hakkındaki bu seçme beğenisine sunma meselesi daha derin his ve fikir unsurlarına dayanır. Bitkilerde açılım yapmamış şahsiyetin hayvanlarda belirmesi, insanlarda en yüksek derecesini alması ve bu işlerin yavaş ve ilerlemiş bir şekilde cereyan etmesi, dünyadaki yaşayan varlıklar arasında muntazam bir yükselişin var olduğunu göstermeye yeterli olan delillerden biridir.
Daha doğrusu açıkça söylenmesi gerekirse, Dünya üzerindeki en geri ruhun maddi varlığı ile en yükselmiş bir insan arasında geçen bütün tekâmül safhası muntazam yükselen ilerlemiş bir silsileyi takip eder. Bitikliler hayvanlardan daha geridir, hayvanlar da insanlardan geridir. Tekâmülde muntazam ve gelişmiş bir zincir mevcut olduğuna göre bir hayvanın bir daha bitki olmasına imkân yoktur.
Son sözlerden çıkan anlama göre varlıklar arasında gerilemenin mümkün olmadığını ve daima ilerleyişin bulunduğunu görüyoruz. Yalnız, burada bazı çabaları da gözden uzak tutmamak lazım gelir. Gerek dünyada geçirilecek tecrübe icaplarına, gerek bilmediğimiz bir takım diğer sebeplere göre bir varlık kendi nevini değiştirmemek şartıyla öncekine oranla biraz daha geri bir durumda dünyaya tekrar gelebilir. Bu halin biraz önce bahsettiğimiz muntazam yükselişlerle tezat teşkil ettiğine hükmedilemez. Zira önce bu ilerleyiş maddi bakımdandır. Ruhun yüksekliğine halel getirmez, saniyen bu maddi gerileyişte de gene ruhun yükselişine yardım edecek hal ve hareketler mevcuttur.
Bir tür varlık arasında mütekâmil olan ferdin aynı türde daha az mütekâmil olarak dünyaya gelmesi mümkündür. Zira belirli bir dereceye kadar yükselmiş olan bir ruh, gerek kendisinin dış etkenler altında maddeye bağlı olduğunu hissetmesi, gerek kötü ortamlarda buluna,buluna onların titreşimlerine uyması ile tekrar maddeye bağlılığını arttırabilir. Fakat bu fazla bir duraklama olmaz ve sırf ruh bakımından bir gerileme sayılmaz. Çünkü o, kendisi için kazanılmış bir seviyededir..Yani yükselmiş bir ruh için tam duraklama yoktur, ufak duraklamalar vardır ki o da madde alemindedir.
2-   Cansızlarla yaşayan varlıklar arasındaki ayrılık
Etrafımızdaki varlıkların iki büyük guruba ayrıldıklarını görüyoruz. Bunlara iki büyük gurup demememizin sebebi, görünür niteliklerle birebirinden ayrılmış olmalarıdır. Birinci guruptakilerin iyi ve kötüyü birbirinden ayıran niteliği tesir etme kudretleridir. İkinci guruptakilerin iyi ve kötüyü ayırabilme niteliği ile tesir alma kabiliyetleridir. Yalnız şu var ki bu tesir etme ve tesir alma özelliklerini ayırmak her vakit kolay ve hatta mümkün olmaz. Bu imkânsızlık da olayların sebepleri hakkındaki bilgisizliğimizden ileri gelir. Her olayda tesir eden gibi görünen etkenlerin gerçekten tesir eden olup olmadıklarını kesinlikle takdir edebilmek için bu bilgiye mutlaka gerek vardır. Biz bu bilgisizliğimiz yüzünden genellikle tesir alan olarak olaylara müdahale eden etkenleri tesir eden etkenler gibi kabul etmek hatasına düşeriz. Ve bu gibi hatalardan sakınan bizler için mümkün olmaz. Nitekim bilgimiz ilerledikçe önce tesir eden gibi gördüğümüz bir etkenin başka bir tesir edenle tahrik edilmekte olduğunu daha sonra anlayabilmemiz sık,  sık gerçekleşmiş olan durumlardandır.
Yaşayan varlıklar tesir edenlerdir. Buradaki tesir etme kelimesinin ifade ettiği anlamda maksatlı bir takım sonuçlara doğru hareketleri tertipleyicilik saklıdır. Cansız varlıklarda görülen atıllık hali bu yeteneğin yokluğu ile ondan ayrılır.
Maddenin en karakteristik özelliği onun atıl olmasıdır ve oluş şartlarındaki direnişidir. Bu özellik daha ilk bakışta tesir etme fikrinden ayrılır. Zira kendi kendini değiştirmek kudretinden mahrum bir varlıkta tesir etme kudreti aranamaz. Madde ebedi varlığında kendiliğinden değişim gösteremez. Radyoaktif bazı maddelerde görülen değişmelerin bu bahsettiğimiz değişmelerle ilişkisi yoktur. Radyoaktif maddelerdeki değişmeler tabiat kanunlarının çizmiş olduğu plan dâhilinde meydana gelen atıl hareketlerdir.

3-   Materyalizme ve spirtualizma
Yaşayan varlıkların tesir etme, cansızların tesir alma rollerini iyice kavradıktan sonra onların birbirini tamamlayan bu aktif ve pasif durumlarının kâinattaki büyük ahenk içinde ne kadar yakışıklı bir yer tuttuklarını ve bunlardan birinin eksikliği kabul etmekle bu ahengin ne kadar derin çöküntülere uğrayacağını anlamak kolay olur.
Yaşam sahipleri var edilmeden cansız varlıkların varlığını veya cansız varlıksız hayat sahiplerinin varlığını kabul etmek kâinatımızın ve kendi varlığımızın yaratılış hikmetini ortadan kaldırır. O zaman da “Kâinat ve biz niçin varız?” sorusunun cevabı hakkında söylenecek bir söz kalmaz. Bundan dolayı ruhu maddeden maddeyi de ruhtan ayırmanın imkânı yoktur. Tek başına maddeci ve tek başına spirtualist (ruhçu) olmakla doğru yol bulunmaz.
Bu düşünce ile fikir hayatımızda ara sıra çarpışan materyalizme – spirtualizma konsepsiyonlarının birleşmeleri lazım geldiğini birinin diğerini tamamladığını söyleyebiliriz. Buradaki hikâye şudur: Madde kâinatında daima yükselmek zorunda olan yaşam sahibi varlıklar gerek kendilerinin, gerek başkalarının tekâmül amaçlarını tahakkuk ettirmek için maddelerin tesir alma özelliğinden yararlanarak maddelerin sonsuz halleri üzerine tesir ederler. Bu tesir etme özelliği ile maddenin hallerini diğerine dönüştürerek, hareketlerinin yapı ve istikametlerini değiştirmek gibi bildiğimiz veya bilemediğimiz sayısız maddi kombinezonları meydana getirerek sonuçta ortaya çıkacak olaylardan kendi amaçları yolunda çeşitli faydalar elde ederler.
Bütün bu cansız maddeler hayat sahibi yaşayan canlıların milyarlarca kombinezonlar içinde kullandıkları birer tekâmül aracından ibarettir. Maddi hareketlerde görebildiğimiz veya göremediğimiz zekâ belirtileri, yaşam sahibi varlıkların maddelerden asla eksik olmayan bu müdahalelerinden doğar.(Ruh tecrübe eder, tecrübe aklı doğurur, Akıl ruhu terbiye eder.)
-   Cemadatta (cansız varlıklar)tekamül
Yaşayan varlıklarla cansız varlıkların (maddeler) yazgısı birbirine bağlıdır. Bundan dolayı yaşayan varlıkların tekâmül halinde bulunduklarını kabul edersek yaşayan varlıkların tesirlerinden ayrı kalmayan cansız varlıkların(maddelerin) tekâmül halinde olmalarını kabul etmemiz gerekir. Gerçekte de durum böyledir. Bundan böyle yaşayan varlıklar için ruh diye bahsedeceğiz. Ruhun tekâmülü perispirisinin. Tekâmülü ile orantılı olarak vuku bulur. Hatta ruhun tekâmülü perispirisi ile ilişkisinin tekâmülü demektir. Perispiri sadece maddedir. Ruhun tesiri altındadır. Ruhun tekâmülü ile açılım yapan perispirisi gittikçe daha yüksek titreşimlerle ilişkilenebilecek durumlara girer. Ruh perispirisinin bu yükselişiyle kâinatta daha geniş tesir kudretini bulurken diğer taraftan onun azar, azar giderek açılımını temin etmiş olur. Kısacası ruhun tekâmülü ile perispirisi gittikçe hafiflik belli eder. Perispirisinin yoğunluktan akıcı hallere geçmesi ruhun tekâmülü ve madde üzerindeki tesir kudreti ile olur.
Perispiri nasıl ruhun tesiri ile gittikçe tekâmül ediyorsa kâinatın bütün maddeleri de yüksek şuurlu varlıklar tarafından ilahi kanunları kullanarak tekâmül etmektedirler ki bu varlıkların hemen,  hemen hiçbirisinden haberimiz yoktur.
Maddenin tanıdığımız halleri, onun en kaba olanlarıdır. Katı, sıvı, gaz gibi halleri belki birinden diğerine geçebilecek kadar birbirine yakın aynı guruptaki maddi varlıklardır. Bütün maddeler bu ve bundan daha kaba haldeki durumlarında yavaş,  yavaş yüksele,  yüksele
Âlemden âleme geçmekte ve ruhlarla beraber geriye dönmemek üzere tekâmüllerine devam etmektedirler. Diyebiliriz ki dünyamızın bütün maddi varlığı ile bizim hissetmediğimiz bir şekilde yavaş, yavaş uzayda kaybolmaktadır.
Her şey gayet mükemmel doğa kanunları dâhilinde doğal olarak cereyan etmektedir. Maddenin tekâmülü üzerinde dururken bunu yaşayan varlıkların tekâmülü ile karıştırmamak gerekir. Canlı ve cansız varlıkların tekâmülü ayrı,  ayrı yollarda yürümektedir. Madde tekâmül ettikçe tesir alma kabiliyetinin artmasına karşılık ruhların tekâmülü bilakis tesir etme kudretlerinin açılımı ile olur. Zaten genel tekâmül bu iki olayın birbiriyle olan ilişkisinden meydana gelir.
Madde ve Ruhun tekâmülleri zıt yönde olduğu gibi birbirinden gittikçe ayrılan, fakat o oranda da birbirlerini tamamlayan ve karşılıklı yükselişlerine sebep olan yürüyüşleri vardır.
Burada karşıtlık içinde bir vahdet ve bir ahengin olduğunu görüyoruz. Yüksek ruhlar en iyi tesir etme imkânlarını en iyi tesir alma kabiliyetine sahip maddeler arasında bulabilecekleri gibi,  yüksek tesir alma kabiliyetine sahip olan maddeler ancak yüksek ruhların tesir sahalarında yüksek maddi kıymetlerini kazanabilirler. Tekâmül olarak yükselmemiş ruhlar yüksek maddi ortamlarda asla faaliyet gösteremez asla yaşayamaz.
   Madde kâinatında, daima söylendiği gibi ruhların tekâmül ihtiyaçlarını onlara bildirilen etkenlerin başında bu ahenksizlik gelir. Ruhların bu ahenksizliği idrak etmeleri çeşit, çeşit ruhi reaksiyonları davet eder ki bunlar ruhlar için, kendilerini çabalara sevk edecek gerçek ıstırap kaynağı olur.
   Maddeler pasif oluş hallerinde sonsuza kadar nasıl yükselmekte iseler ruhlarında buna karşılık aktif oluş hallerinde öyleyse sonsuza kadar yükseleceklerdir. Bu iki çeşit yükseliş, kâinatımızda birbiri için zorunlu olan ve birbirini tamamlayan iki esaslı harekettir.


   Yaşayan varlıkların tekâmülü
-Ruhun madde dünyasına girişi
   Ruhların ilk yaratılışlarına ait ne bir bilgimiz, ne de bir tahminimiz olabilir Ruhlar madde kâinatında doğdukları zaman bütün melekeleri kendilerinde mevcut bulunuyordu. Bunların her biri ferden ayrı birer şahsiyet sahibi idiler. Ancak bunlar, kendilerinde noksan olan görgü ve tecrübelerini arttırmak için maddelere bağlandıkları zaman melekeleri doğal olarak kararıyordu. Madde dünyalarında belirtilerinin gittikçe arttığını gördüğümüz ruhun yüksek melekeleri, onun tekâmül gerçeği ile madde bağlarından kurtulması oranında yavaş, yavaş kendilerine birer belirti zemini bulabilmelerinden ileri gelmektedir.
   Ruhun geriliği bilgisizlik ve kötü olmaları gibi yanlış hükümlere bağlı göreceli nitelikleri değil, görgü ve tecrübelerindeki noksanlıklarıdır. Bu noksanlık da ruhların maddelerle karşılaşmalarından ileri gelmiştir. Ruhlar bu noksan taraflarını gidermek için maddeler kâinatına girmişler ve maddelere ilk zamanlarda gene bu görgü ve tecrübesizlikleri yüzünden bağlandıkları için de melekelerinin birçoklarından geçici olarak mahrum kalmışlardır.
   Ruhlar ilk yaratılışlarında ferden ayrı birer şahsiyet sahibi olmakla beraber diğer hususta bir seviyede idiler. Ruhların ilk zamanlarda kendilerine ve çevrelerine ait bilgileri vardı ve aktif idiler. Fakat ruhların görgü ve tecrübeleri yoktu. Ruhun geriliği, tecrübe görgüsünün eksikliğindendir. Görgü ve Tecrübe ancak onları elde etmenin yolu olan araçlar sayesinde ortaya çıkar.
   Ruh ancak maddi araçlarla bu kâinatta tesir kudretini gösterir yani ruhlar dünyaya maddi vasıtası olan perispirisi ile beraber doğmuştur. Ruhlar devamlı elbise değiştirir gibi beden değiştirdiklerine dair teozofik iddialarla hiç bir ilgisi yoktur. Yaratılışında ruha vasıta olan bu Perispiri denilen maddelerin tekâmüldeki rolü, ruhların onlarla olan ilişkilerini ilerletmelerinde ortaya çıkar. Kısacası ruhlar madde âlemine tekâmül etmek için girerler.
    Ruhtan ayrılmayan Perispiri; ruhun faaliyetleri sonucunda gittikçe seyyalleşerek, gittikçe ruhun elinde daha işlek daha elverişli bir araç haline girerek ruhun kâinattaki tesir etme kudretinin daha büyük tezahür imkânlarına zemin hazırlar.
   Bundan da şu sonuç çıkar ki, ruhlar madde âlemlerinde bir müddet geçirmekle perispirilerini daha işlek ve daha hafif hale koyarak bu sayede tesir etme yeteneklerini arttırmaya çalışırlar. İşte bundan dolayı bir ruhun madde kâinatına ilk girişi ile tekâmül safhalarında ilerledikten sonraki faaliyeti arasında çok büyük gelişme vardır.

                      N                                                                            N


                                      D                                                 D

                                                C                               C

                                                           B     n       B
                                                                               
                                                                   A 
Yukarıda ki şekilden de anlaşılacağı üzere Ruh A noktasında madde kâinatına girdiği ilk noktadır görgü ve tecrübesi yoktur. Maddeye olan tesir kudreti ve zaman ile B alanı kadar görgü ve tecrübesini artırmış tekâmül etmiştir. İlk Maddeye bağlandığı A noktasında ruhun perispirisi çok kaba maddelerden olurken tekâmül ettikçe B,C,D ve N alanlarında hem kendini tekâmül ettirirken aynı zamanda perispiri sinide tekâmül ettirmiş ve başka madde dünyalarına girebilecek hale sokmuştur.
Ruhun bitkilerden önce cansız maddeye en yakın olarak geçirdiği diğer merhalelerde vardır. Biz buna küf diyoruz. Küf ruhunun bizim dünyamızda ilk maddi hayatlarından biridir. Fakat bitki ile cansız varlıklar arasında var olan bizim anlamadığımız daha birçok varlıklar vardır.




Payla facebook Payla twitter
 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
860 Gösterim
Son İleti 17 Ekim 2008, 14:16:26
Gönderen: pendragon
4 Yanıt
1612 Gösterim
Son İleti 22 Ekim 2008, 16:34:27
Gönderen: Cedric
0 Yanıt
1113 Gösterim
Son İleti 26 Kasım 2008, 01:36:17
Gönderen: sbel
1 Yanıt
1305 Gösterim
Son İleti 09 Nisan 2010, 12:55:28
Gönderen: sardunya
4 Yanıt
1423 Gösterim
Son İleti 20 Eylül 2010, 23:18:08
Gönderen: gece yolcusu