Ruhun Yolculugu

23 Nisan 2018, 06:54:00
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.


Ruhun Yolculugu » TARİH » Tarihte İz Bırakan Kişiler-Keşifler » Bawa Muhaiyaddeen kimdir ?

Gönderen Konu: Bawa Muhaiyaddeen kimdir ?  (Okunma sayısı 3026 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı altmisbes

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 137
Bawa Muhaiyaddeen kimdir ?
« : 17 Temmuz 2014, 01:29:35 »
HAYATI

M.R.Bawa Muhaiyaddeen’in kişisel öz geçmişi hakkında , 50 yıl önce Sri Lanka’nın ormanlarında belirmesi ve kendisinden öğretmesi istenilmesinden öncesine ait çok az bir bilgi mevcuttur. O zâten kendisinden çok nâdiren bahsetti ve asla bir Tanrı üzerinde odaklaşmaktan sapmadı.
Hakikat hiç bir sınır ve çevreleyen bölümlere sahip olmadığından, asla herhangi bir görüşle sınırlanamaz .
Böylece, tamamıyle ümmi olmasına rağmen, bir Hindliyle Tanrı hakkında hinduizm’in detaylı sözcükleriyle konuşurdu, bir yahudi ya da katolik ile katoliklik ve yahudiliğin detaylı terimleriyle konuşurdu, bir müslümânâ da İslâm’i terimler ile konusurdu.
Fakat bir ateiste karsı bir araba tamircisiymiş gibiydi ve Tanrı hakkında arabalarla ilgili teknik kelimelerle konuşur, her ne sözcük kişiye kolay gelirse ona öyle açıklama yapardı.

Onun fiilleri konuştuğu hakikatin yaşayan bir örneğiydi.
O o anda her ne gerekliyse, o hakikatin bir örneğiydi.
O, bazen kendini “karınca adam” olarak adlandırırdı ya da en küçük karıncadan bile daha küçük olan bir karınca.

M.R .Bawa Muhaiyaddeen artık fiziksel olarak bizimle değil. 8 Aralık 1986’da vefat etti.


BİR PARAPSİKOLOG İLE ROPORTAJI

Dr. Carroll Nash [Parapsikolog]: Bawa Muhaiyaddeen’in hem benim hem de diger insanlarin yararina söyleyecegi seyler var mi? Bizlere faydali olabilecek bir seyler söyler mi?
M. R. Bawa Muhaiyaddeen: Allah’in hakikati vardir, yani Allah’in kudreti. Bu hakikati hiçbir sey yok edemez. Bu kudret Allah’in güzelligidir. Bu kudret O’nun sifatlari, adaleti, huzurudur. Hiçbir menfaat beklemeden, ‘ben’siz ihsan ettigi sevgi ve rahmettir. Hiçbir çikar gözetmeden, Kendine hiçbir sey ayirmadan herkese her seyi ihsan eder. Bu tüm yaratilmislara, hilm (yumusaklik), sabir, huzur ve rahmet olarak ihsan ettigi kudrettir. Allah’in yarattigi her seye, ihtiyaçlarina ve isteklerine göre bütün nimetlerini ve rizkini verir. Buna göre bizim görevimiz, buradaki asil görevimiz Allah’in sifatlarini almaktir. Bu sifatlarla ahlaklanmaktir. Allah’in ilahi kudreti olan üç bin sifatini almaliyiz.
Eger bir kaplani egitirseniz, aklini egitebilirseniz, baska hayatlara saldirip onlari öldürmemesini ögretebilirsiniz. Kendine verilen yiyecekten baska hiçbir yiyecegi yememesini ögretebilirseniz, bir daha diger canlilarin üzerine saldirip onlari öldürmez. Bunun gibi, eger sadece Allah’in sifatlarini ögrenmeye baslarsak, biz de O’nun yarattigi hiçbir seye zarar vermeyiz. Ilk önce ögrenmemiz ve kendimizde gelistirmemiz gereken sey O’nun sifatlaridir, bundan sonra baskalarina ögretebiliriz.
Allah’in sureti yoktur. Gölgesi yoktur. O’nun benzeri yoktur. Ne esi vardir, ne de çocugu. Ne karanligi vardir, ne de aydinligi. Ne günes gibidir, ne ay, ne de yildizlar gibi. Bütün diger güçlere hükmeden ve onlari isteyerek ya da zorla Kendisine itaat ettiren tek kudret, tek güç Allah’tir. Bir tek atomdan tüm âlemlere kadar bütün her seye çok yakin olan bir kudrettir. O’nun ne yardimcisi vardir, ne esi, ne de gölgesi. O Samed’dir. Ne baslangici ne de sonu olan bir nokta, bir kudrettir. O’nun ne bir dili vardir ne de dini. Bir irki yoktur ki siyah ya da beyaz renkleri olsun. Her yaratilmistaki bir nokta olan kudret O’dur.
Ne agzi vardir ne dili, ama yine de bizim agzimizdan konusan o kudrettir. Gözleri yoktur, ama bizim gözlerimizle görür. Kulaklari yoktur, ama bizim kulaklarimizla duydugumuz seslere cevap verir. Burnu yoktur, ama bizim koklama duyumuzla kokuyu duyar. Elleri yoktur, ama bu kudret alirken ve verirken bizim ellerimizi vesile kilar. Ayaklari veya bacaklari yoktur, ama tüm âlemlerde yürür durur. Iste böyle bir kudrettir O.
Akil bu kudreti göremez. Aklin sureti asagilardadir. Aklin toprak, ates, su, hava ve bosluktan (eter) olusan bir sureti vardir. Akil bu unsurlarin özüdür, buhardir, arzu (nefs) ve vehmin suretidir. Bu nedenle akil ve nefs ne Allah’i görebilir ne de O’na ibadet edebilir. Allah aklin ve nefsin ötesindeki hazinedir. Eger bu hazineyi görmek ve fark etmek istiyorsak, o zaman kendimizi anlamamiz gerekir. Sadece irfan bu hazineyi anlayabilir, eger Allah’i fark etmek istiyorsak, O’nun sifatlarini kendimizde gelistirmeliyiz. Bu sifatlar bizde farkli bir sureti, O’nun güzelliginin suretini dogurur. Allah asla görülemez. O’nun güzelligi sifatlaridir, bu sifatlardan yayilan nur O’nun kudretidir. Bu sifatlardan görünen O’nun nuru ve kudretidir.
Bu sifatlari, bu farkli sureti kendimizde gelistirmeliyiz. Bir hiç olmaliyiz, yani “Ben bir hiçim.” O zaman Hak oluruz. O zaman hiçbir sey kalmaz, yani “Ben bir hiçim.” O zaman bütün isleri yapan O’nun sifatlari olur. Eger Allah’in sifatlarini kendimizde gelistirirsek, o zaman bu farkli suret gelir ve orada ‘ben’ kalmaz. Iste bu iç suretten gelen kudret Allah’tir. Allah’in sifatlarini, bu güzelligi ve bu farkli sureti kim alirsa alsin, o kimse Allah’in gerçek kuludur. O bir hiçtir, onda ‘ben’ kalmaz. O insanda toprak, ates, su, hava ve bosluk (eter) unsurlari ölmüstür. Akil ve nefs gitmis, Allah’in sifatlari gelmistir. Bu hâl Allah’in güzelligidir ve o kimse Allah’in gerçek kuludur. Iste bu kudrette Allah’in hükümranliginin mirasçisi olan gerçek kul yatmaktadir. Görevimiz ilk önce kendimizde bu sifatlari gelistirmek, sonra da bu sifatlar yoluyla irfani ögretmektir.
Yedi irfan ya da bilinç düzeyi vardir. Bunlar: Hissetme, uyaniklik (farkinda olma), akil, muhakeme, zeka (ince fikirlilik), ilahi tahlili irfan ve ilahi nur irfani. Bu yedi bilinç hâliyle insan Allah’i görmelidir. Allah bilimle görülemez; akli ögrenmeyle de görülemez. Ne dinle, ne mezheple, ne de dillerle görülebilir. Ne aklin ne de nefsin ibadetleriyle görülebilir. Sadece Allah Allah’i görür. Eger sadece Allah Allah’i görebiliyorsa, öyleyse Allah’i nasil taniyacagiz, nasil görecegiz? O’nun sifatlariyla. O’nun sifatlariyla Allah görülür. Eger bir insanda O’nun sifatlari gelisirse, o zaman orada O vardir. Bu sifatlarla Allah’i gören Allah’tir. Insan O’nun sifatlariyla sifatlanip bu farkli sureti alirsa, bu suret yoluyla O görülür. Yapmamiz gereken sey Allah’in sifatlarina ait bu farkli sureti almak ve sonra da bu sifatlari baskalarina ögretmektir. Yapmamiz gereken sey budur çocugum.
Dr. Nash: Söylediklerini anladigimi ve kendisiyle ayni fikirde oldugumu Bawa Muhaiyaddeen’e söyler misiniz? Söyledikleri seyler bir yerde yazili mi acaba, gidip bunlari okuyayim?
Tercüman: Bawa Muhaiyaddeen’in Amerika’da bulabileceginiz bir çok kitabi vardir. Ayrica bir ilahi kitabi Ingilizce’ye çevrilmistir.
Dr. Nash: Bawa Muhaiyaddeen’in anlattiklari seyler benim için çok yeni. Bunlari daha önce hiçbir yerde okumadim. Digerlerinden çok farkli. Ama dogru ve gerçek olduklarini hissediyorum.
Tercüman: Evet. Bawa Muhaiyaddeen Amerika’ya çok kisa süre önce geldi ve anlattiklari seyler burada yeni. Sri Lanka’da insanlar arasinda sessiz, sakin bir yasantisi vardi. Sri Lanka’nin disindaki insanlarla baglari henüz çok yeni.
Dr. Nash: Bawa Muhaiyaddeen’in bir efendisi var miydi acaba? Bunlari kendisine ögreten bir ustasi var miydi?
Bawa Muhaiyaddeen: Evet. Çok yasli biriyim. Ustam bu dünyada yasamiyor artik. Ama her anda ve ihtiyaç duyulan her olayda, ne sorarsam sorayim uygun cevap verilir. Herkesin böyle bir ögretmeni bulmasi çok ama çok zordur. Bunun için insanin Allah’in ihsanina ulasmasi gerekir. Konusmama, söylediklerime gelince ben konusamam. Yani, konusmasi gereken kimse konusmak isteyen kimse olmalidir. Eger Hak’in konusmasi isteniyorsa, o zaman konusmasi gereken O’dur. Peygamberlerin konusmasi isteniyorsa, konusan peygamberlerin kendisi olur. Cebrail (A.S.)’in konusmasi isteniyorsa, o zaman Cebrail (A.S.)’in kendisi konusmalidir. Isa (A.S.)’nin konusmasi gerekiyorsa, Isa (A.S.) konusur; Musa (A.S.)’nin konusmasi gerekiyorsa, gelip konusan Musa (A.S.) olur.
O zaman söylenenlerde herhangi bir hata, bir yanlislik olursa bu hatalar onlara aittir. Eger bir kazanç, bir fayda olursa bu da onlarin mirasidir. Hata olsun fayda olsun hepsi onlara aittir. Sorumluluk onlarindir. Hz. Muhammed (S.A.V.)’in konusmasi gerekiyorsa, konusan O (S.A.V) olur. Gerek Âdem (A.S.) olsun, gerek Nuh (A.S.), gerek Davud (A.S.) olsun, gerek Ibrahim (A.S.) kendileri gelir ve konusurlar. Kim olursa olsun gelip kendisinin konusmasi gerekir. Kelimeler bir mikrofondan geçen sesler gibi gelirler. Bunda benim bir seyim yok, ben bir hiçim. Her birinin konusmasi ve kendi hikayesini anlatmasi bu sekilde olur. Ne övgü ne de kötüleme isterim. Bu dünyaya gelis amacimiz olan görevimizi tamamlamak zorundayiz. Yol budur. Bunu böyle yaparsaniz, dogrusu budur.
Dünya bazen size tokat atar, vurur; bazen size san, söhret verir, baska bir zaman da sizin hakkinizda kötü konusur. Bir anda dünya sizi yüceltir, bir sonraki anda sizi yikar, üzer. Imanimizi dünyaya ait övgülere ya da kötülemelere, ayiplamalara baglamamaliyiz. Dünya agacin tepesinde meyvelerin oldugunu söyleyerek sizi yukari çikarir; eger agaca tirmanamayacak olursaniz, size bir merdiven uzatir, hatta sizi agacin tepesine iterek çikarir. Bir defa agacin tepesine çiktiginizda da, dünya o merdiveni ayaginizin altindan aliverir. Hâliniz ne olur peki? Agacin tepesinde, asagiya nasil ineceginizi bilmiyorsunuz, merdiven de alinmistir. Bu nedenle dünya sizi ne kadar yükseltirse, düseceginiz yükseklik de o kadar büyük olur. Dünyanin size sundugu sey budur. Dünyaya güvenemeyiz, ona baglanarak agacin tepesine tirmanamayiz. Yere, topraga yakin kalabiliyorsak, bu iyi olur. O zaman böyle bir tehlikeyle karsilasmayiz.
Dr. Nash: Bawa Muhaiyaddeen yeniden dogma ile ilgili bir seyler söyler mi?
Bawa Muhaiyaddeen: Eger bir ari atese düsse, ariya ne olur? Ari o atesin bir parçasi olur. Bir daha atesten çikip gelemez çünkü kendisi artik ates olmustur. Ates o ariyi tüketmistir. Öte yandan, eger ari atese girmezse, ateste yanmazsa, o zaman hâlâ aridir. Atesin yakinina uçabilir ya da atesten uzaklasabilir. Ama bu dünyada ari olarak varolmaya devam eder. Atese düstügünde nasil ari olarak kalabilir ki?
Insan gerçekten bu dis suret, bu beden degildir. Bu dis suretten ayri olan insanin iç sureti vardir. Insanin iç sureti Allah’in sifatlaridir. Bu surette Allah’in nuru olarak O Yüce Kudret’ten gelen, gölgesi olmayan bir ruh vardir. Ne sureti vardir, ne gölgesi, bilim ruhu kesfedemez. Her seyin bir gölgesi vardir, ama ruhun gölgesi yoktur. Hak’in gölgesi yoktur, irfanin gölgesi yoktur. Arayip bulmamiz, ayiklayarak bulmamiz gereken Allah’in hazinesi budur. Bu O’nun hazinesidir, Hak budur. Bu hazine toprak, ates, su, hava ve bosluga (eter) ait bedenden ayridir, farklidir. Bu beden vehme, dünyaya, geceye ve karanliga aittir. Piriltidir, sahnedir, tiyatrodur, perdedir, örtüdür. Bu suret gecedir, öteki suret nurdur. Ilki sahte, vefasizdir, öteki hakikattir. Biri uyusukluk, öteki irfanin nurudur.
Bu dis suret, bu beden kendini topraga baglar. Bes hissedarli bir sirket gibidir. Ama gerçek insan (insân-i kâmil) bu sirketten uzaktir. O Hak’tir, insân-i kâmil Allah’in kudretidir. Bu kudret, bu beden, bu ibadet, bu sadakat, hepsi o sirketten uzaktir.
Allah’in yarattiklari arasinda çesit çesit seyler vardir: Keçiler, bogalar, kaplanlar, leoparlar, aslanlar, fareler, kuslar ve yilanlar. Her birinin kendi özel sifati, kendi sesi ve eylemleri vardir. Yaratan çok büyük bir Sanatçi’dir, bir Çömlekçi’dir. Her seye gereken açiklamayi veren, onlara hayat veren Allah’tir. Allah’in kendi hazinesinden her seyi yapmaya gücü, kudreti yeter. Her seyi gören ve bilen O’dur. Evvelin evvelini ve ilk baslangici, ilk nuru gören O’dur. Allah öyle bir kudrettir ki O’nunla kiyaslanabilecek hiçbir sey yoktur. Bu uçsuz bucaksiz hazineyi kendi Zât’inda sakli tutar. Rahmetin, yaratilisin, bütün ilimlerin ve sanatlarin, cehaletin, vehmin idrakin ve bu dünyanin, on sekiz bin âlemin zenginligini bilir ve kendi Zât’inda sakli tutar. Olabilecek ve olacak her sey O’nun hazinesindedir. Toprak, ates, su, hava ve bosluga (eter) ait tüm ögrenmeler, renklere, piriltilara ve vehme ait ögrenmeler, hepsi bu hazinededir.
Allah her atomun gücünü bilir; her ferdin ve her seyin manasini ve açiklamasini bilen O’dur. Ne olursa olsun, uzay, dünya, dogum, her seyin manasini bilen O’dur. Her ferdi ve her seyi açiklikla bilen ve anlayan sadece Allah’tir. Her seyi Kendi hazinesinden yarattiktan sonra, tekrar tekrar damitarak, imbikten geçirerek, sayisiz defa eleyerek ve temizleyerek, aritarak insani yaratti. Allah’in bu saf hâle getirerek Kendi sifatlarini koyduguna insan denir.
Sifatlarini insana koyduktan sonra Allah söyle dedi: “Ben insanin sirriyim, insan da Benim sirrim! Insana bütün hazinemi verdim. Insan Benim zenginligimdir, Benim bankamdir. Bütün kudretlerim insandadir. O Benim hazinemdir, Ben de insanin hazinesiyim. Beni fark edecek biri varsa, o da sadece insandir. Bana ait bilgiyi ögrenebilecek bir varlik varsa, o da sadece insandir. Eger insan Bana ait bilgiyi gerçeklestirecek olursa, o zaman O Ben olur, Ben O olurum. Benim bütün hazinem ve bütün güzelligim insandadir. Insanin bütün güzelligi de Bendedir. O benim bankam, Ben de insanin bankasiyim. Insanin ihtiyaci olan hazine Benim ve Hazinemi insana koydum. Benim bankamdan harcamasi gereken insandir. Benim rahmetimi dagitmasi gereken insandir.” Iste Allah böyle dedi.
Ilahi irfan makami dogdugunda ve insan “ben bir hiçim”i gerçeklestirdiginde, o zaman o insanin dogumu olmaz. O zaman ne ‘ben’ kalir ne de ‘sen’. Irklar, ayirimlar, farkliliklar, renkler, gruplar olmaz. Aynen Allah’in hiçbir seyi olmadigi gibi insan da hiçbir seye sahip degilse, o zaman insan için yeniden dogmak diye bir sey olmaz. Sadece bu kimseye insan denebilir. Eger bir kimse bu irfani ve Allah’i fark etmediyse, ona insan denemez. Insandaki hakikat ve irfan sayesinde ona insan denir. Yüzüne ve bedenine bakarak bir kimseye insan diyemezsiniz. Maymuna benzeyen insanlar var. Hayvanlar gibi olan insanlar var. Bunlarin hepsine insan denemez. Insana ait irfan varsa, iste o zaman insan denebilir. Eger bu irfani tasimiyorsa, bu irfan yoksa, bunun yerine hayvanlara ait sifatlar ve bilinç varsa, öyleyse bu bir insan degildir.
Insanda on sekiz bin âlem vardir. Insanin disarida gördügü her sey, bir surete sahip olmaksizin insandadir. Insanda da vardir. Disarida bir dünya var, içeride de bir dünya var. Disarida bir okyanus var, insanin içinde de bir okyanus var. Disarida bir seytan var, içeride bir seytan var. Disarida vehimler var, içeride de var. Disarida göze cazip gelen görüntüler var, içeride de var. Disarida kötü kimseler var, içeride de var. Disarida aslanlar var, insanda da aslana ait sifatlar var. Disarida kaplan var, boga var, insanda da bunlara ait baskalarini parçalayici sifatlar var. Disarida kargalar, kartallar ve diger tüm kuslar var, içeride de var. Insanda ayrica çok büyük bir okyanus var: Kan bagliliklarinin kizil denizi. On sekiz bin âlemin tümü insanda bulunur.
Disaridaki hangi melek ve semavi varlik olursa olsun, bir gölge suretinde insanin içinde de var. Eger insan seytana ait sifatlari alirsa, o seytan olur. Bu beden çok ortakli, çok hissedarli bir sirket gibidir. Eger insan aslanin sifatlarini alirsa, o zaman o aslandir. Filin kibrini alirsa, o kimsenin kendisi fildir. Zehirli bir yilan sifatini alirsa, insanin kendisi bir yilan olur. Bir at gibi çifte atiyor ya da bir boga gibi saga sola saldiriyorsa, o zaman o kimsenin kendisi bunlardan biridir.
Eger insanda vehme ait sifatlar varsa, kendisi bir vehim olur. Kötülüge ait sifatlar varsa, kendisi karanlik olur. Bu nedenle kendisinde bulunan sifatlara göre insan onlara uygun sureti alir. Sifatlari ve yaptiklariyla bir insanin suretini belirleyebilirsiniz. Eger bir kimse kibir, hased, intikam ve kiskançlikla doluysa onda seytana ait sifatlar vardir. Eger nefse ait sehveti varsa, o zaman vehme ait sifatlari vardir. Uyusuklugu varsa, cehalete ait sifatlari vardir.
Buna göre gerçek insanin (insâni kâmil) kim oldugunu bulmamiz gerekir. Onlar sayica çok azdir, hata bu az olanlara bile burada, bu dünyada izin verilmez; bu dünyada varolmalarina, hayatlarini sürdürmelerine izin yoktur. Insâni kâmil on milyonda sadece birdir. Bir kimse insâni kâmil olursa, onun için ne dogum ne de ölüm olur. O yok olmaz.
Öküz sabana baglanip topragi sürmelidir, sonra da kasaba gitmelidir, oradan da sofraya. Böylece gidip gelir. Cehennemin kapisindan gider gelir, gider gelir. Hayvanlik yolu budur. Cehenneme gitmeli, sonra da gelmelidir. Onun yolu böyledir, ama gerçek insan (insâni kâmil) böyle degildir. Gerçek insan (insâni kâmil) çok ama çok nadir bulunur.

Bu sohbet 11 Eylül 1973, Philedelphia, PA’da yapilmistir.
« Son Düzenleme: 19 Temmuz 2014, 00:05:53 Gönderen: gece yolcusu »

Çevrimdışı gece yolcusu

  • Co Admin
  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 278
Ynt: Bawa Muhaiyaddeen kimdir ?
« Yanıtla #1 : 19 Temmuz 2014, 00:57:47 »
Öküz sabana baglanip topragi sürmelidir, sonra da kasaba gitmelidir, oradan da sofraya. Böylece gidip gelir. Cehennemin kapisindan gider gelir, gider gelir. Hayvanlik yolu budur. Cehenneme gitmeli, sonra da gelmelidir. Onun yolu böyledir, ama gerçek insan (insâni kâmil) böyle degildir. Gerçek insan (insâni kâmil) çok ama çok nadir bulunur.



M.R.Bawa Muhaiyaddeen iyi anlatmış ama son cümlesinde batırmış...Doğu mistizmine karşı . batı tarafından yaratılmış olan sahte ve sentetik bir mistizmin en gerçek örneği olmuş paylaşımınız.


Yaşadığımız süreçte korkunç bir bilgi kirliliği içindeyiz. Bir sürü öğretmen varmış çevremizde haberimiz yokmuş kitapları pek satan... :icon_clown:










Çevrimdışı altmisbes

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 137
Ynt: Bawa Muhaiyaddeen kimdir ?
« Yanıtla #2 : 21 Temmuz 2014, 03:29:05 »
batı tarafından yaratılmış olan sahte ve sentetik bir mistizm bile olsa...bizim gunumuzde alimim diye gecilen cahillerden kat kat iyidir can dır :)

Çevrimdışı gece yolcusu

  • Co Admin
  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 278
Ynt: Bawa Muhaiyaddeen kimdir ?
« Yanıtla #3 : 24 Temmuz 2014, 01:52:02 »
Amerika ve Dünya onu 20. yy. ın sonlarına doğru tanıdı, İslam Dünyası belki hala bilmiyor, belki henüz yeni tanımaya çalışıyor. Bu anlamda batının bizden daha dinamik, hatta elindeki değerlere bizden daha vefakar ve sadık olduğunu söylemek mümkün. Doğu kendisini överken bu noktaları da gözönünde bulundurmalıdır. Kendi değerlerini batıya kaptıran, batının kültürüne çekinmeden kapılarını açan İslam dünyası, batının asıl bu kıymet bilen yönüne gözlerini dikmeli ve örnek almalıdır.
Araştırma; Rabia Yener


http://www.akwa.us/tr/kesif/yedi-duevelden-muesluemanlar/487-amerikann-tasavvufi-yuezue-bawa-muhaiyaddeen.html


Muhakkak önemli bir insandır. Ancak araştırmalarımda kadiri tarikatı ile bir bağlantısının bulunduğu yorumu enteresan...Kendisi Srilankalı, sözde Srilanka'da Geylaniye adanmış bir türbede bekçilik yaparken(ki Geylani Mısır ve Bağdat'ta yaşamış yüzlerce yıl önce)  Amerikalı bir kadının rüyasına girip , beni buradan götür kızım diyerek Amerika'ya gelmiş. Çevresinde bir mürit grubu oluşturmuş. vs.vs.vs..


Okuduğum bilgilerde kendisinden hazret diye bahsediyorlar.


Ancak bizlerin Mevlanası, Yunus Emresi, Hacı Bektaşisi , Aşık Veyseli var....Kendimizden olan bu değerlere yeterince sahip çıkmayarak , olmadık tarikatların işaret ettiği gurulara da şüphe ile bakıyorum.


Umarım sizin değerlerinize saygısızlık yapmamışımdır.


Hatam var ise özür ve saygılar...
« Son Düzenleme: 24 Temmuz 2014, 02:29:22 Gönderen: gece yolcusu »

Çevrimdışı altmisbes

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 137
Ynt: Bawa Muhaiyaddeen kimdir ?
« Yanıtla #4 : 25 Temmuz 2014, 03:26:12 »
tabiiki  H.z Mevlana H.z Sems H.z muhiddin arabi H.z Erzurumlu ibrahim hakkı gibi hepsi bizi ona goturen O nun yolunda cıgır acmıs insanlardır....


Bizim için bini 1 muhammed 1 i de Bin muhammed...


Yani hiç farketmiyor ateisti bile onu kabul etmiyor...sonucda bilim olarak da gercek ispatı var olmayan bir şeyi ret edemezsin...


Yani dunyada tum yasayanların İnandığı bir yaratıcıya kim yol gosteriyorsa onda Muhammedin mayasını gormekdeyizz...hatta buyuk bir zat ismini simdi tam hatırlayamıyorum  soyle buyurmusdu biz beka aleminden bu dunya alemine senin nur cemalini gormeye geldik YA RESULALLAH


 facebook  twitter
 


2008 yılından beri ruhsal, mistik, parapsikoloji, ezoterizm vb gibi konu ve tartışmanın yayınlandığı sitemiz; zamanın ruhuna göre misyonunu tamamladığı için, yeni üyelik, yeni konu ve yorum gönderimi sistemine kapatılmıştır.

Sitemizi bir ansiklopedi gibi, web ve mobil telefon üzerinden okuyabilir, arama yapabilir , çeşitli konulara bakabilirsiniz. Facebook üzerinden tekamül, sevgi, evrensel insan, üst bilinç çerçevesinde paylaşımlarımız devam edecektir. Soru ve görüşleriniz için en altta iletişim linkinden mail atabilirsiniz.

Ruhunyolculuğu sitesi ruhsal konularda bilgi vermek amaçlı kurulmuş bir paylaşım sitesidir. Sitemiz üzerinde yayınlanan yazılar ve yorumlarda yazarlar sorumludur.Bilgi & sosyal medya: Facebook | iletişim



SMF 2.0.11 | SMF © 2016, Simple Machines
Simple Audio Video Embedder | Seo4Smf 2.0 © SmfMod.Com | Smf Destek

Manuscript design by Bloc