Füsûsül Hikem Yorumlu Özeti (11. Bölüm)

<< < (2/3) > >>

benbenim:
Mârifet sahibleri bilirler ki; her şeyin özü ve zâhiri Hakk’dır. Özde ne var ise zahirde de o vardır. Bütün varlığın özünün ezeli ilim olduğu için duran ve hareket eden her şeyin fiilinden etkilenmezler. Tüm fiilleri tek bir gerçeğe bağlarlar.

Mârifet sahibi olmayanlar ise kendi başlarına geleni hariçten isabet etti zannederler. Hâlbuki her birimin başına gelen kendi ezeli ilmî sûretinin (öz isminin) görünür hale gelmesidir.

Bir Arap atasözü vardır; “Ağzın üfledi, ellerin bağladı” denilmiştir ve bir hikâye ile anlatılmıştır.

Bir adam denizin karşı kıyısına geçmek için kayık arar fakat bulamaz. Yanında bulunan tulumu ağzı ile üfürür ve elleri ile bağlar. Tulumun üzerine binerek karşı kıyıya doğru kulaç atmaya başlar. Tam denizin ortasına gelince ağzı zayıf bağlanmış olan tulum gevşeyip hava kaçırmaya başlar. Adam boğulmak üzereyken çok uzakta olan birisinden yardım ister. Yardıma yetişemeyeceğini anlayan adam boğulana seslenir; “Üzülme, ağzınla şişirdin ellerinle bağladın”.

Bilinsin ki Allah ilmindeki hükümler ezelden ebede kadar görünüme gelen her varlık üzerinde gerçekleşecektir.

Kader sırrı ezelî ilmî sûretlerdeki (ayan-ı sâbitedeki) her bir mânânın birimde açığa çıkmasıdır. Ezelî mânâların birimsel zâta, fiile, sıfata bürünerek görünmesidir. İlmî sûretler Hakk’ın zâtından hariç gerçekler değildir ki Hakk’ın bilineni olsunlar, O’nun ilminde meydana çıkmış olsunlar. Onlar ancak ve ancak Hakk’ın sıfatları ve zâtının fiilleri, işleri ve tecellileridir. Bundan dolayı Hakk’ın zâtına ait tecelliyat, Hakk’ın haricinde bilmesi gereken şey değildir. Kendi mânâlarıdır.

Allah ahad olduğu için isimleri, fiilleri ve sıfatları da ahaddır. Tecellisi de ahadır. Ahad olan tecelliyi sonsuz birimlere ayırıp da ahadda olmayan cüz’ün kaderini araştırmak ve hükümler çıkarmak eksik bir ilimdir. Hiçbir zaman doğru bilgi vermez.

O’nun kendi mânâları artmaktan, değişmekten, iyi ve ya kötü olarak nitelendirilmekten münezzehtir. Ancak Hakk’ı ve Hakk’ın tecelliyatını ayrı görme boyutunda kader içinden çıkılmaz bir bilmeceye dönüşür.

* * *

3-) Ve ma yentıku anil heva;
(O), hevasından (nefsinden, beşeriyyetinden) nutketmez (konuşmaz; Hakkani hitabtır; O’nun sünneti, sünnetullah’tır).

4-) İn huve illâ vahyun yuha;
O vahyolunan bir vahiyden başka değil. (Necm, 53/3-4; B Meal)

Resulullah a.s.’ın sözleri bu âyetlerin şâhitliği ile Hakk’ın sözleridir. Fusûsu’l-Hikem’de bahsi geçen her şey Resulullah a.s.’ın ilhamı ile vücuda gelmiştir. Bundan dolayı Fusûsu’l- Hikem’in amacı da Hakk’ı anlatmaktır.

47-) Fe`tiyahu fekula inna Rasûla Rabbike feersel meana beniy israiyle ve la tuazzibhüm* kad ci`nake Bi ayetin min Rabbik* vesSelâmü alâ menittebeal hüda;

“Artık ona gelin ve deyin ki: Doğrusu biz senin Rabbinin Rasûlleriyiz!… İsrailOğullarını (ruhani kuvveleri) bizimle beraber gönder, onlara azab etme!.. Gerçekten biz sana, senin Rabbin tarafından (B sırrınca) bir ayet olarak geldik… Selam, huda’ya (rehbere; yol göstericiye) tabi olan üzerine olsun”. (Tâhâ, 20/47; B Meal)

* * *

Mesnevî’den alıntılar

“Mâdem ki renksizlik rengin esiri oldu, Mûsâ Mûsâ ile cenkte oldu.”

Renksizlik mutlak tekliktir. Renk âlemin işleri ile meşgul olmaktır. İsimleri Mûsâ olan iki şahıs Hakk’ın ilminden zâhir olmuş iki tecellidir. İkisinin de öz isimleri ve esmâ terkibleri farklı ve zıt oldukları için bu dünya âleminde bir birleri ile kavgaya tutuşurlar.

“Ne zaman ki renksizliğe ulaştın, Mûsâ ile Firavun barış yapar.”

Bilincin ile dünyâ boyutunun üstlerine seyahat edersen, dünyada zahir olan tüm zıtların Hakk’ın zâtında ayrı ve gayrı olmadığını görürsün. Her zıtlık orada yok olmuş sadece Hakk’ın boyası olan barış ile boyanmıştır.

“Bu acaib bir şeydir ki renk renksizden çıkar ve diğer renklerle kavgaya tutuşur. Nedendir?”

“Yahut bu cenk değildir, hikmet içindir. Har furûş (eşek alıp satan dellallar) sanatları gereği sûretâ kavga ederler. Eşek satılınca kavga biter barış başlar.”

Gül ve diken bir asıldan çıkmıştır. Sâid ile şâkî de hakikatte bir tohumun iki dalıdır. Asılları Hakk ve zâhirleri mahluk olursa Hakk’ın adalet hükmü güle hoşluk ve dikene acılık verir. Biri güzel kokarken diğeri azap verir. Fakat gül ve dikeni zâhirleriyle değil de bâtınlarıyla görürsen tek gerçeğin iki yüzü olduğunu idrak edersin. Ve gül ve diken arasındaki kavganın kavga değil de kendi gerçeğini zikir olduğunu duyarsın.

30-) Evelem yeralleziyne keferu ennes Semavati vel Arda kâneta retkan fefetaknahüma* ve cealna minelMai külle şey`in hayy* efela yu`minun;

O kafir olanlar görmediler mi ki (zigot’ta) Semavat ve Arz bitişik/birleşik idi de biz onları (kromozom verilerinin karşılıklığı ile) yarıp ayırdık… Her diri şeyi sudan oluşturduk… Hala iman etmiyorlar mı?. (Enbiyâ 21/30; B Meal)

Hakk’da gizli mânâlar şehadet âleminde görünüme geldikçe renklerin ve şekillerin farkları seyredilir. Daha doğrusu zât kendi renksizliğini renkler dünyasında seyreder. Bu seyrin Hakk’daki hükmü kavga ve cenk değil sonsuz mânâların hayranlıkla ve hayretle gösterimidir.

“Bu ben ve biz dediğimiz tecelliyatı kendin ile oynamak için dizdin. Ben ve sen gerçeğini kaldıranlar sevgilinin denizinde boğulsun.”

Âlemlerde görünen her şey Hakk’ın aynasındaki esmâ güzellikleridir. Esmâların zıtlıklarını görmek hayreti artırırken esmâların aynılığını görmek vahdet denizinde tevhide ermektir.
* * *

benbenim:
Allah’ın sınırsız ilim hazinelerinin FETHİNİ açık ve anlaşılır bir dil ile anlatan bir yazıyı ve FETİH SÛRESİ’ni aşağıda tamamlayıcı bilgi olarak veriyoruz.

FETİH

(İLÂHİ SIFATLARLA TAHAKKUK ETME-ÖLMEDEN EVVEL ÖLME)

FETİH ise, fizik - biyolojik beden yaşamına devam ederken, ruh dediğimiz dalga bedenin -ışınsal bedenin- bağımsızlığını kazanma hâlidir ki, bu durum tasavvufta, “ÖLMEDEN ÖLMEK” diye tanımlanır.

FETH, İLÂHİ SIFATLARLA TAHAKKUKTUR!

“Feth”in birisi “zulmânî” olmak üzere yedi basamağı vardır…Keşif basîrete aittir. “Fetih” ise tahakkukla alâkalıdır! İlâhî sıfatlarla tahakkukla, demek istedim…

FETİH, BERZAH ÂLEMİ’NİN FETHİDİR, Kİ BU FETİH ANCAK “YAŞARKEN ÖLMEK” SURETİYLE GERÇEKLEŞİR!

“Sana öyle bir FETİH verdik ki, bu kesin ve apaçık FETHE eriştir!. Ki böylece Allah senin geçmiş ve gelecek tüm zenbini bağışlar; ve sana olan nimetini tamamlar; ve seni gerçek yola erdirir. Ve sana öyle bir zafer verir ki, hiç kimse karşı koyamaz!.’

Nakletmiş olduğumuz bu üç âyet-i kerîmenin zâhir yâni ilk anda anlaşılan manâsı bütün tefsir ve meâllerde mevcût olduğu için burada bunun üzerinde durmayacağım. Allahü Teâlâ’nın bize ihsan buyurduğu açıklık ve irfan nisbetinde buradan anladığımız mânânın açıklayabileceğimiz kadarına gelince…

FETH, kapalı olan bir şeyin açılması, ya da kişinin elde edemediği bir şeyi elde etmesi anlamlarına gelir. Bu anlamlarladır ki, dünya hayatı içinde bir kişinin elde edebileceği en büyük FETH, âhıret âleminden bir bölüm olan berzah âleminin FETH’idir. Ki bu FETH’de ancak “yaşarken ölmek” suretiyle gerçekleşir!.

FETİH İKİ TÜRLÜDÜR

FETH iki türlüdür;

Zâhir FETH.

Bâtın FETH.

1- ZÂHİR FETİH

FETİH Sûresi, zâhir anlamı itibariyle Hudeybiye anlaşması ve Mekke’nin fethi ile alâkalı bir çok hususu açıklar. Ancak ne var ki, asla bu kadarıyla da değildir kapsamındaki anlamlar.

Bu sûrenin derinliklerinde öyle önemli bâtınî yâni iç anlamlar söz konusudur ki, bunları ancak ehli kişiler bilir.

Biz bir iş’arî tefsir hazırlamadığımız için burada bu derinliğe girmeyeceğiz. Ancak, ilk üç âyetin bâtınî anlamından da sözetmeden geçmemiz mümkün değildir!. Zirâ, bu üç âyet tasavvuftaki çok önemli bir hususa işaret etmektedir.

2- BÂTINİ FETİH

Bâtın FETH dahi iki türlüdür.

a- FETH.

b- FETH-İ MÜBİN

NURÂNİ FETİH SAHİPLERİNİN SAYISI YERYÜZÜNDE 40′I BİLE BULMAZ!

FETH esas itibariyle yedi derecedir. Bu yedi derecenin birinci dereceden olanının gerçekleşmesiyle birlikte kişi FETH sahibi olmuş olur.

FETH kesinlikle kişinin çalışmasına bağlı, yâni çalışmakla elde edilir bir şey değildir.

FETH nedir?.

Kişinin içinde bulunduğumuz şu boyutta, bu bedenle yaşarken; bir anda, beden bağımlılığından kurtularak, sanki ölmüş gibi, tamamiyle ruh beden yaşamına geçmesi ve ruhtaki özellikleriyle yaşamını bu dünyada sürdürmesi hâlidir.

“Ölmeden evvel ölmek” denilen hâlin hakkel yakîn yaşanmasıdır. Bize öğretilene göre, böyle kişilerin yeryüzünde sayıları kırkı bile bulmazmış, nurânî FETH sahipleri olarak.

Evet, FETH bu yönüyle de ikiye ayrılır:

A. FETH-i zulmânî
B. FETH-i nûrânî

A- FETHİ ZULMÂNİ

FETH-i Zulmânî, müslim ya da gayrımüslim tüm insanlarda meydana gelebilir. Özellikle, Hindularda, Budist felsefe mensuplarında görülen ve FETH eseri olan bazı haller hep bu FETH-i zulmanî neticesidir ki, din terminolojisinde bu hallere “istidraç” adı verilir.

FETH-i Zulmânî’nin iki büyük işareti vardır. Birincisi bu tür FETH kendisinde meydana gelmiş kişi Hazreti Rasûlullah aleyhisselâm’ı kabul etmez. İkincisi de, birimsellikten, yâni kendini bir birim olarak görmek perdesinden kurtulamamıştır!.

FETH-i Zulmânî sahipleri, kişinin tüm geçmişini bilebildiği gibi, aynı anda birkaç yerde bulunabilme, kabir ahvalini anlatabilme, CİNlerle rahatlıkla iletişim kurabilme ve daha başka bazı akıl almaz davranışlar ortaya koyabilme özelliklerine sahiptirler.

İstidraç yollu oluşan “fetih”te 7 mertebeden yalnızca iki mertebesi mevcutur.

B- FETHİ NURÂNİ (FETHİ MÜBİN)

FETH-i Nûrânîde dahi benzer özellikler meydana gelir!. Ancak bir farkla ki, bu zevât kısa sürede bu yaşama adepte olduktan sonra gelişmelerine devam ederler, FETH’in üçüncü derecesinde Hazreti Rasûlullah ile ve sâir Nebi ve Evliyâ ile buluşurlar ve berzah âleminin çeşitli sırlarını âgâh olurlar. Bundan sonra da ricâli gayb arasında yerlerini alırlar.

FETİH 7 AŞAMADIR!

Fetih de yine 7 kademedir, aşamadır. Evliyaullah arasındaki 7 mertebeye tekâbül eder.

Fetih gelmiş olan yani ölmeden evvel ölmüş olan yani fiili ölümü tatmış olan kişi sanki şehidler gibi şehidler nasıl fizik bedeni terketmekle birlikte o anda ruh boyutunda serbest olarak yaşarlar dünya üzerinde her olayı görür bilir müdahale edebilirse işte fiili ölümü tatmış olanda ki ölmeden evvel ölmenin tahakkukudur bu, kişi fizik bedenden kendini kurtarmıştır ruh beden boyutunda yaşar, dilerse herhangi bir yerde bedenlenir, bedenlenerek orada tasarrufta bulunur, dilerse bulunduğu yerden dünya üzerinde olan bir olayı sanki orada yaşıyormuşçasına bilir görür yaşar dilerse müdahale eder veya etmez. Yani ruh beden olarak sanki fizik beden ölmüş gibi, fizik bedenden kurtulmuş bir yaşam içine girmiştir Fetih dediğimiz olaydır bu.

FETHİ MÜBİN ODUR Kİ, KİŞİ BU FETHİ KALDIRABİLİR!

FETH-İ MÜBÎN odur ki, gelen kişi bu FETHİ kaldırabilir. Bu ne demektir?.

Kişiye FETH geldiği zaman, yâni fizik - biyolojik beden bağından kurtulduğu zaman, bu yaşam şeklini hazmedemeyip kendini içinde bulunduğu boyutun şartlarına kaptırabildiği gibi, buna güç yetiremeyip bedenden tümüyle de kopabilirler; ki bu da onun mutlak manâda ölümü tadışına yolaçabilir.

FETH geldikten sonra, mutlak manâda ölüm gelmediği takdirde, o kişi beyin aracılığıyla gücünü arttırmaya, ilmini çok daha üst seviyeye yükseltmeye devam eder yâni ilerleme devam eder. FETH’in arkasından ölümün gelişi ise onu bulunduğu yerde sınırlar.

benbenim:
FETİH, ÇALIŞMAYA BAĞLI DEĞİLDİR!

Hakkal yakin çalışmaya bağlı değildir. Saidlik gibi “kişi varolurken nasip olmuşsa” dır. yani feth dir!

DÜNYADA BİR KİŞİDE AÇIĞA ÇIKACAK EN BÜYÜK NİMET, FETHİ NURÂNİDİR!

“Ebrarın güzellikleri, mukarreblerin kusurlarıdır” hükmünce, Allah’ın Vahdâniyetini seyirden, beşerî yaşam şartlarınca perdelenmekten ileri gelen kusurlarını bağışlar. Ve tam kemâliyle ihsan ettiği bu FETH ile dünyada oluşabilecek en mükemmel nimeti ihsan etmek suretiyle sana olan nimetini tamamlar. Zirâ, dünyada bir kişide açığa çıkacak en büyük nimet FETH-i Nûrânîdir. Adetâ, dünyada yaşarken cennete girmek gibi bir şeydir bu.

“Ve sana öyle bir zafer verir ki, hiç kimse karşı koyamaz”!. Yâni bu FETHİ-i Mübîne nâil olarak yaptığın çalışmalar ile seni öyle bir zafere, başarıya ulaştırır ki Allah hiç bir aklı selîm sahibi sana, açıkladıklarına, bildirdiklerine karşı koyamaz.

İşte bu üç âyet-i kerîme FETH-İ MÜBÎN’e ermiş kişinin hâlini anlayabileceğimiz kadarıyla böyle izah eder.

FETİH, HAKKEL YAKİN’İN SONUCUDUR!

“Ölmeden önce ölmek” denen sırrın “hakk-el yakini” ancak “mardiye nefs” kemâlinde gerçekleşir!. “FETH” hâli de bunun sonucudur!. Bunun ehli de dünya üzerinde ancak onlarla sayılır!.

“Fetih” ehli olan görevliler dünya üzerinde tüm cereyan eden işlere vâkıftırlar. “Keşif” ehli ise sadece görev alanı ile sınırlıdırlar.

“FETİH EHLİ”, FETİH KENDİLERİNDE AÇIĞA ÇIKTIĞI SIRADA KABİR SORGULAMASINI YAŞADIĞI İÇİN ARTIK İKİNCİ BİR DEFA DAHA BU SORGULAMAYI YAŞAMAZ!

“Ölmeden önce ölmek” denen hâlin üç mertebesi vardır.

a-İlm-el yakîn;

b-Ayn-el yakîn;

c-Hakk-el yakîn.

Birincisi -İLM-, konuyu yakîn derecesinde müşahede ederek olaya ikân kazanmış olmaktır. Bu yukarda bahsettiğimiz şartlara tâbidir. Ne var ki, o olayları çok farklı tepkimelerle geçiştirir.

İkincisi -AYN-, olayı kendindeki kuvvelerle âdeta yaşamış gibi görür, algılar, hisseder ve hazırdır o şartlara… Ama gene de aynen birincide olduğu gibi aynı aşamalardan geçerek yaşar.

Üçüncüsü -Hakk-, ise –ki bu zevâtın sayısı fevkâlâde azdır- “Mardiyye” mertebesindeki evliyâullahta; veya bazı ender sıra dışı inançsız insanlarda istidraç denen bir biçimde gerçekleşir. Buna tasavvufta “fetih” denilir. İstidraç yollu oluşan “fetih”te 7 mertebeden yalnızca iki mertebesi mevcuttur.

Bunlar, dünyada, bildiğimiz biyolojik bedenle yaşarlarken; aynı anda, biyolojik bedenden tam bağımsızmışçasına da yaşama özelliğini elde etmişlerdir. Bunlar bahsi geçen sorgulama olayını “fetih” kendilerinde açığa çıktığı sırada bir şekilde geçmişlerdir ki, artık onlar için ikinci bir defa kabîr âlemi sorgulaması söz konusu olmaz.

Nitekim, Hz. Rasulullah aleyhisselâmın boyut değiştirmesi sırasında “Allah sana ikinci bir ölümü tattırmaz” denerek bu gerçeğe işaret edilmiştir. Yani, sen yaşarken “fetih” yoluyla bu aşamayı geçtiğin için, normalde herkesin yaşadığı ölümü tatma olayı sırasında yaşanacakları yaşamazsın; anlamındadır. “FETİH” Sûresinin başında da bu olaya işaret edilmiştir zaten. Ne var ki, olayın bu derinliği açılmamış olanlar konuyu Mekke’nin fethiyle ilgili olarak değerlendirmişlerdir. Bu gerçeği bilmeyenler, ikinci ölüm olayını gelecekte ilerde bir zamanda oluşacak başka bir ölüm olayına bağlamışlardır.

FETİH GELMİŞ KİŞİLER DİLEDİKLERİ TAKDİRDE IŞINSAL BEDENLERİNİ YOĞUNLAŞTIRARAK ARAMIZDA BİYOLOJİK BEDENLE GÖRÜNEBİLİRLER!

İşte bu fetih gelmiş, yani ölmeden ölmüş, ruhuyla, ışınsal âlemde yaşama yeteneğini elde etmiş kişiler; diledikleri takdirde bu bedeni yoğunlaştırmak suretiyle aramızda biyolojik bedenle görünebilirler ve çeşitli işler başarabilirler.

Nitekim bunun bir örneği de HIZIR aleyhisselâmdır!. Dilediği anda biyolojik bedene geçip görünür, dilediği anda da dalga boyutta yaşamına devam eder.

Bu esastan olmak üzere gerek Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin ve gerekse daha başka fetih ehli zevâtın aynı anda birkaç yerde görülüp yemek yemeleri, hep bu türden olaylardır.

Hazreti İSA da, şu anda yaşamakta olduğu RUH ya da bir tür hologramik ışınsal bedenini tekrar yoğunlaştırmak suretiyle yeni baştan aramıza dönecektir ki, bu dönüş yaşı da, ayrıldığı andaki 33 yaşın sureti ve şekliyle gerçekleşecektir. Muhakkak gerçeği en mükemmel şekilde bilen Allah’tır.

Evet, Rabbimin bu konuda müşahede ettirdiği bu. Şükründen aczimi itiraf ederim, bana öğrettiklerine.

FETİH EHLİ “VECHULLAH”I DAİMİ MÜŞAHEDE İÇİNDEDİR!

“Helâk olma” ifadesi ile anlatılan mânâ, esasen içinde yaşadığımız şu anda ve her anda geçerlidir… Ve bu durum keşif ve fetih sahibi basîret ehli zâtlar tarafından daimi olarak müşahede edilebilmektedir.

“Başını ne yana döndürürsen ALLAH’ın VECH’ini görürsün” (2/115)

Âyeti zâten bu durumu açık-seçik vurgulamaktadır.

FETİH EHLİNİN GEÇMİŞ VE GELECEK TÜM GÜNAHLARI BAĞIŞLANMIŞTIR!

“Sana öyle bir FETH verdik ki”. Kişide bu FETH’in oluşması onun hiç bir çalışmasına bağlı olmaksızın tamamiyle Allah tarafındandır. Allah vergisidir ki, “bu kesin ve apaçık bir FETH’e eriştir”. Böylece sen artık berzah âleminin bir ferdi olarak dünyada yaşarsın her şeyin içyüzünü ve hikmetini bilirsin, dolayısıyla bundan sonra senden hiç bir “zenb” meydana gelmez. O gerçekler içinde yaşayan bir Ferd olarak, “Allah senin geçmiş ve gelecek tüm zenbini bağışlar”.

FETİH EHLİNDE GÜNAHIN HÂTIRASI DAHİ ÇIKMIŞTIR

Kendini var kabul ettiğin sürece, günah fiîlî varolmasa dahi hâtıraları “benliğini” meşgul edecektir! Bu meşguliyet ise “günah hâtırası”dır ki, benliğinin yaşamıyla bağlantılıdır.

Ne zamandır ki, “benliğinin” varolmadığını, hakikatını yaşarsın, işte o zaman, nefsinden günah da, hâtırası da çıkmış olur.

“SANA AÇIK-SEÇİK FETİH İHSÂN ETTİK: ALLAH GEÇMİŞ VE GELECEK TÜM GÜNAHLARINI BAĞIŞLADI.”

Âyetlerinde işaret edilen mânâ da anladığımız kadarıyla bu hususa işaret eder.

“Fetih” tasavvuftaki anlamıyla, kişinin benliğinin ve benliğinin oluşturduğu perdelerin ortadan kalkması ve Hakkânî sıfatlarla tahakkuk etmesi hâlidir ki, bir devirde ancak çok çok ender kişilerde oluşur! Bunlar, “Hakkın gözüyle görür, işitir, söyler, tutar, yürürler!”

“Fetih” gelmiş kişiler, “benliklerinden” kurtulmuş oldukları için, geçmiş ve gelecek günahlarından da bağışlanmışlardır.

Çünkü, onlardan günah ve hâtırası çıkmıştır… Çünkü benlikleri ortadan kalkmıştır! Beden ve bedensel değerler onlar için hiçbir anlam taşımadığı gibi, ruhsal değerler dahi onlardan düşmüştür! Onlar mukarreblerdir, Ferdiyet sahipleridir.

Kişilik isimlerinin ardında, seyreden-seyredilen ve seyr hep aynı TEK olmuştur!

FETİH EHLİNDE YAŞANAN İLİM, “LEDÜN İLMİ”DİR

Ledün ilmi, Zâtın, esmâsına olan ilimdir…

Taalluku a’yân-ı sâbite’yedir! İkram yollu bir kula verilirse bu ilim -Hızır ve Zâtiyyûn- gibi bir insanın tüm geçmişini ve gelecekte cennet veya cehennemdeki hâlini ve bütün mertebelerde nereye ulaşacağını icmâlen bilir…

Bu ilim, kişide “FETİH” denilen bir hâl sonunda yaşanır hâle gelir

benbenim:
FETİH, FİİLİ ÖLÜMÜN NETİCESİNDE MEYDANA GELİR!

Senin şuur boyutunda varlıkta Hakk’ın varlığının dışında birşey görmez hale gelerek herşeyden her olandan razı bir halde ancak aksiyona reaksiyon verir bir halde yaşamandır. Hükmi ölümün neticesi, tasavvufta KEŞİF dediğimiz haldir. Keşfin 7 mertebesi vardır. Hükmi ölümün sonunda eğer o birimin mânâ boyutunda görev alması söz konusuysa, Ricali Gayb denilen Evliyaullah arasına girmesi söz konusuysa, bu görevi almasıyla birlikte onda fiili ölüm olur. Fiili ölümün sonunda da onda FETİH dediğimiz hâl meydana gelir.

FETİH ÖZELLİĞİ, IŞIK HIZINI AŞMAKTIR!

(Soru: Işık hızını aşmak Fetih özelliğine sahip olmak anlamına gelir mi?..)

Evet!.

BÂTIN KAPANIKLIKLARIN AÇILMASI, “FETTAH” İSMİ İLE MÜMKÜNDÜR!

Aynı şey bıkkınlık doğurur, tıkanıklığı getirir.

Peki, insanın kendini yenilemesi yeni şeyleri ortaya getirmesi, yeni şeyleri açması nasıl mümkündür?

Burada demek ki bu sorunla karşılaşıyoruz…

İşte o “yeni”yi ortaya çıkarabilmenin yolu, FETTAH’tan geçer.

”Fettah” isminin mânâsı sende açılır, hükmünü icra ederse, sende yeni yeni şeyler açılmaya başlar; yeni yeni şeyleri görür, hisseder, yaşar ve ortaya koyarsın.

“FETTAH” isminin zikri, insanda açılımlar yapar!. Hem zahîri problemlerin çözümlenmesi yönünden, hem de “BÂTIN” kapanıklıkların açılması fetholması cihetinden!

Konuşmamızın başında ne dedik?..

Sendekileri ortaya çıkarabilmen için ayna olarak karşına konmuştur ESMÂ’ÜL HÜSNÂ!

Yani “esmâ’ül hüsnâ”, yani “Allah’ın isimleri”, sendeki vasıflara ayna olarak karşına konmuştur!.

Ötedeki Allah’ın(!), ilâh’ın, Tanrı’nın isimleri değildir onlar! Sende mevcud olan mânâlardır onlar!.

Bu mânâlar sende açıldığı kadar, bu özellikler senden dışarı taşar!. Bunun yolu da zikirden geçer, bilgiden değil!. (AHMED HULÛSİ/FETİH/KAVRAMLAR)

FETİH SÛRESİ (B MEAL’DEN)

Fetih Sûresi, hicretten sonra, yani Medine-i Münevvere döneminde (tüm sûreler itibarıyla 109. veya 113. sırada) nazıl olmuş bir sûre olmasına rağmen, Hicri 6. yılda, Hudeybiye dönüşünde, Mekke’de nazil oldu…

Rivayet edildiğine göre, Hz. Rasûlullah s.a.v. şöyle buyurdu: “Dün gece öyle bir sûre inzal edildi ki dünya ve içinde bulunan her şeyden, bana daha sevgili… O sûre: İnna fetehna leke fethen mubiyna, li yağfiralekAllahu ma tekaddeme min zenbike ve ma teahher”…

Enes B.Malik r.a. ise Fetih:2, yani “Ki böylece Allah senin geçmiş ve gelecek tüm zenbini mağfiret eder ve nimetini senin üzerine tamamlar; ve seni tam doğru/kestirme yola, sırat-ı mustakim’e hidayet eder” ayeti Hudeybiye dönüşünde Nebî s.a.v.e nazıl olduğunda şöyle buyurdu: “Bu gece bana öyle bir ayet nazil oldu ki Arz’da bulunan herşeyden bana sevgilidir”… Sahabe “Heniyen Merien (bu nimet sana afiyet olsun, gönül huzuruyla) ya Nebîyallah bu ayet sana ne yapılacağını beyan ediyor, sana ait; ya bizim durumumuz?” demeleri üzerine de “Ve dahi imanlı erkek ve kadınları içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokması, onlardan kötülüklerini silmesi içindir… İşte bu indallah’da aziym bir kurtuluştur” ayeti bildirildi…

Bu minval üzere seferi halde cereyan eden diğer olaylara bu sûre açıklık getirmiş oldu…

Abdullah İ. Abbas r.a.ın rivayetine göre Ahkaf: 9’da, “Bana ve size ne yapılacağını bilmem” ayeti nazıl olunca, inceliği anlamayan yahudiler ve müşrikler sevinerek “Kendisine ne yapılacağını bilemeyen adama biz nasıl uyarız?” dediler… İşte Fetih: 1-2 ayeteleri ile anlatılan fetih ve in’am buna da bir cevaptı…

Fetih Sûresi, adını 1., 18. ve 27. ayetlerindeki “Feth” kelimesinden ve Hz. Rasûlullah’ın fetihlerini bahis etmesinden, “Feth”i tanımlamasından dolayı almıştır… Fetih Sûresi, 29 ayettir…

Bu Sûre’de, Hudeybiye seferi yanında bahsedilen diğer konuları özetlersek:

Özellikle Hz. Rasûlullah’a lutfedilen Fetihler, ilahi nimetler ve nitelikler ile ümmet-i muhammed’in (Tevrat ve İncil’de de bahsedilen) özellikleri hakkındadır…

Şöyleki:

Hz. Rasûlullah s.a.v.e zahir-batın tüm fetihlerin verildiği; bunun bir gereği olarak da geçmiş ve gelecek tüm günahlarının mağfiret edildiği, ilahi ni’metin Onun üzerine Onda tamamlandığı, sıratı mustakıyme tam hidayet edildiği ve Allah’ın Aziyz ve Nasıyr olarak onu bu fetihlere muzaffer kıldığı ilk ayetlerde açıklanıyor…
Hz. Rasûllah’ın şahiyd, müjdeci ve uyarıcı olduğu; Ona biat edenin Allah’a biat etmiş sayıldığı; BiaturRıdvan sahibi mü’minlerden Allah’ın razı olduğu ve feth-i karib ile ganimetlere nail olunacağı; Hz. Rasûlullah’ın rüyasının aynen çıkması ve “MUHAMMED” ismine nisbetle RASÛLULLAH olduğu ve Onun risaletindeki misyon ve hidayet gücü ile İslam’ın yeryüzündeki tüm din anlayışlarına galip geleceği haber veriliyor…

Sûrede vurgulanan önemli bir husus ta SÜNNETULLAHın asla değişmeyeceğidir…

AYETLERİN MÂNÂSI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

1-) İnna fetahna leke fethan mübiyn;
Doğrusu sana öyle bir fetih verdik ki, Feth-i Mubiyn (apaçık fetih)’dir.

2-) liyağfire lekellahu ma tekaddeme min zenbike ve ma teahhare ve yütimme nımeteHU aleyke ve yehdiyeke sıraten müstekıyma;
Ki böylece Allah senin geçmiş ve gelecek tüm zenbini (varlığını) mağfiret eder (örter?) ve nimetini (rahmetini, sıfatlarını) senin üzerine tamamlar; ve seni, sırat-ı mustakim’e (Zatına) hidayet eder.

3-) ve yensûrekellahu nasren Aziyza;

benbenim:
Ve Allah sana öyle bir zafer nusret eder ki Aziyz’dir; hiç kimse karşı koyamaz.

4-) HUvelleziy enzeles sekiynete fiy kulubil mu`miniyne liyezdadu iymanen mea imanihim* ve lillâhi cünudüs Semavati vel`Ard* ve kânAllahu Aliymen Hakiyma;
İmanlarının kat kat artması için, mü’minlerin kalblerine sekine (sükun, güven duygusu) inzal eden O’dur… Semavat ve Arz’ın orduları (tüm kalbler) Allah’ındır… Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.

Bu ayetlerle ilgili açıklama:

Kur’an’da “fetih”le ilgili üç tanım vardır:

Feth-i Kariyb (yakın feth), bu sûrenin 18. ve 27 ayetlerinde ve “nasrun minAllahi ve fethun kariyb; ve beşşiril mü’miniyn”, diye Saff Sûresinde geçer… Bu fetih’den, Hz. Rasûlullah’ın yanısıra bazı mü’minler de pay sahibidir, ayetin de işaret ettiği üzere… Cüz’iyyetin-izafiliğin bilinç üzerindeki etkisinin kalkmasıdır…

Feth-i Mubiyn (apaçık/açan fetih)… Fetih:1-2′nin de tarif ettiği üzere Hz. Rasûlullah’a has bir fetih olup; O’nun geçmiş ve gelecek tüm günahlarının ismi “Allah” olan tarafından mağfiret edilmesini sağladı… Buna “ölmeden evvel öl” ile işaret edilmiştir ki, bu dünya yaşamında ruhsal özellikler ile yaşama halidir ki,zenb kavramı söz konusu olmaz… Nitekim Hz. İsa a.s. “ölüm keffarettir”, “günahın cezası ölmektir” ile bu hususa işaret etmiştir… Diğer bir ifade ile, İlahi özelliklerle tahakkuk, Zati vasıflarla yaşama hali… Kişiliğin hakiki bedeni ruh olduğuna göre de hakikatimize ait ilahi güçlerin beyin vasıtasıyla ruha kaydedilmesi dolayısıyla, bu özellikler ile bu dünyada yaşamak demek gene ruh gücü ile yaşamak demektir…

Nitekim Hz. Rasûlullah s.a.v. daha önce hiç bir nebî’ye verilmeyip yalnız kendisine verilen özelliklerle ilgili şöyle buyurmuştur: “Benim geçmiş ve gelecek zenbim mağfiret edildi; Bana Kevser verildi; sizin sahibiniz (yani arkadaşınız ben) Kıyamet gününde HAMD Sancağının sahibidir ki Adem ve ondan beri herkes (her nebî) o sancağın altındadır”…

El-FETH (mutlak feth), nasr sûresinde açıklanır:
“Nasrullah (Allah nusreti) ve el-Feth (mutlak feth, ölüm) geldiğinde, fevc fevc Allah’ın Diyni’ne dahil oluyor oldukları halde insanları gördüğünde, Rabbinin Hamdi ile tesbih (tenzih) et ve O’ndan mağfiret dile… Muhakkak ki O, Tevvab’dır”.

Nasr Sûresi ile ifade edilen Hz.Rasûlullah’a verilen el-FETH; “İSLAM garib olarak zuhur etmiştir… Benimle olan zuhuru gibi tekrar zuhur edecek; ne mutlu o gariplere” Hadis-i Şerifi’nin işareti üzere, insanlık için bir daha gerçekleşecektir ki buna da Kur’an (batınen), “yevm’ül FETH”= Mutlak FETH Günü, demektedir… İşte bu Hz. Mehdi Rasûl’ün zuhur dönemidir ki Büyük Kiyamet Günü de denir (Secde: 28-29, Nahl: 1)…

5-) liyüdhılel mu`miniyne velmu`minati cennatin tecriy min tahtihel`enharü halidiyne fiyha ve yükeffire anhüm seyyiatihim ve kâne zâlike ındAllahi fevzen azıyma;
Ve dahi imanlı erkek ve kadınları, içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar (ilimler) akan cennetlere (Hakkani yaşama) sokması, onlardan kötülüklerini (beşeri kişilik özelliklerini) silmesi içindir… İşte bu indallah’da aziym bir kurtuluştur.

6-) ve yuazzibel münafikıyne velmünafikati velmüşrikiyne velmüşrikatiz zanniyne Billâhi zannessev’* aleyhim dairetüssev’* ve ğadıbAllahu aleyhim ve leanehüm ve eadde lehüm cehennem* ve saet masıyra;
Bir de Allah hakkında (B sırrınca) su-i zann’da bulunan (tanrı yerine koyan) münafık (gayrı gören) erkek ve kadınlara, müşrik (şakıy) erkek ve kadınlara azab etmesi içindir… Kötülük (zan) onların başlarına dönsün/patlasın… Allah onlara gadap etmiş (yüzlerini Hak tarafından çevirmiş), onları la’netlemiş (yakınlıktan tard etmiş) ve onlar için cehennem hazırlamıştır; orası ne kötü bir dönüş yeridir.

7-) ve lillâhi cünudüs Semavati vel’Ard* ve kânAllahu Aziyzen Hakiyma;
Semavat ve Arz’ın orduları (kuvveleri) Allah’ındır… Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.

8- inna erselnake şahiden ve mübeşşiran ve neziyra;
(Ey enNebî!) Muhakkak ki biz seni (vahdet’e, Hakk’a) şahiyd, (risaletine, istidatları ile olumlu cevap verenleri, vuslat ile) müjdeleyici ve (gerçeği reddedenleri) uyarıcı olarak irsal ettik.

9-) litu’minu Billâhi ve RasûliHİ ve tuazziruhu ve tüvekkıruh* ve tüsebbihuHU bükreten ve asıyla;
Ki; (B sırrıyla) Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne iman edesiniz, O’na (Rasûlullah’a) yardımcı olasınız, O’nu yüce bilip saygı gösteresiniz ve sabah akşam O’nu tesbih edesiniz.

10-) innelleziyne yübayiuneke innema yübayiunAllah* yedullahi fevka eydiyhim* femen nekese feinnema yenküsü alâ nefsih* ve men evfa Bima ahede aleyhullahe feseyu’tiyhi ecren azıyma;
Gerçektir ki (Rasûlüm) sana biat edenler (el tutuşup bağlılık sözü verenler) Allah’a biat etmişlerdir (tam fanisin?) ve Allah’ın EL’i onların elleri üzerindedir (Rasûlullah, ALLAH ismi mazharı)… Kim ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur; Allah’la olan ahdine (B sırrınca) kim vefa gösterirse, ona da (Allah) büyük ecir verir.

11-) seyekulü lekel muhallefune minel’arabi şeğeletna emvalüna ve ehluna festağfir lena* yekulune Bielsinetihim ma leyse fiy kulubihim* kul femen yemlikü leküm minAllahi şey’en in erade Biküm darren ev erade Biküm nef’a* bel kânAllahu Bima tamelune Habiyra;
Bedevilerden (cihaddan?) geri bırakılanlar: “Bizi mallarımız ve çoluk çocuğumuz meşgul etti/alakoydu; bizim için mağfiret dile” diyecekler… Onlar kalblerinde olmayanı (Bi-) dilleriyle söylüyorlar… De ki:”Eğer (Bi-) size bir zarar irade ederse ya da (Bi-) size bir fayda irade ederse sizin için Allah’dan (onu önlemeye) kim bir şeye malikdir?”.. Hayır, Allah yaptıklarınızdan (B sırrınca) haberdardır.

12-) bel zanentüm en len yenkaliber Rasûlü velmu’minune ila ehliyhim ebeden ve züyyine zâlike fiy kulubiküm ve zanentüm zannessev’* ve küntüm kavmen bûra;
Aslında siz Rasûlullah ve mü’minlerin, ailelerine asla geri dönmeyeceklerini zannettiniz… Bu sizin kalblerinizde süslendi/güzel göründü de böylece kötü zanda bulundunuz ve helakı haketmiş bir kavim oldunuz.

13-) ve men lem yu’min Billâhi ve RasûliHİ feinna a’tedna zilkâfiriyne saiyra;
Kim Allah’a ve Rasûlüne (B sırrınca) iman etmezse, bilsin ki kafirler için Saiyr’i (alevli bir ateşi) hazırlamışızdır.

14-) ve lillâhi Mülküs Semavati vel’Ard* yağfiru limen yeşau ve yuazzibu men yeşa’* ve kânAllahu Ğafuren Rahıyma;

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa