Ruhun Yolculugu

20 Ekim 2014, 07:23:18
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. Aktivasyon epostanız mı yok?


Ruhun Yolculugu » PARAPSİKOLOJİ VE SPİRİTUALİZM » Psisik Yetenekler » İnsan, Hayvan ve Bitki Olarak da Doğar mı?

Gönderen Konu: İnsan, Hayvan ve Bitki Olarak da Doğar mı?  (Okunma sayısı 4619 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı bigrouter

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 71
Ynt: İnsan, Hayvan ve Bitki Olarak da Doğar mı?
« Yanıtla #9 : 18 Ekim 2009, 19:09:52 »
Reenkarnasyon var ise, evet doğar.
İnsan dediğimiz canlı beyninin hafıza bölümüne kaydettikleri sayesinde sosyal bir yaratık formuna bürünür.
Ruh ise fiziki olarak açıklanamayacak bir oluşumdur.
İnsan, hayvan, bitki.... bunlar dünyanın ruhunun fizikselliğe bürünmüş halleridir.

Bir bitkinin veya hayvanın yaşamını sürdürmesini algılayabiliyorsa insan, reankarne olduğunda da, o forma bürünebilir.

Bedenim bu dünyadaki görevini tamamladığında, toprak olacak.
Sonra o toprakta çiçekler büyüyecek, o çiçeklerden arılar bal toplayacak..
Kimbilir belki de o çiçek ben olacağım.

Çevrimiçi fantastic

  • fantasticvolk
  • Co Admin
  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 1268
    • Fantasticvolk's Magical World
Ynt: İnsan, Hayvan ve Bitki Olarak da Doğar mı?
« Yanıtla #8 : 18 Ekim 2009, 19:02:19 »
Bu konu forumda daha öncede geçmişti daha iyi anlayabilmek için tasavufu bir anlatimdan Lütfi Filiz'in kitabından
ve mevlanadan alıntı yapim:


Insan; insan haline gelebilmek için cemat (Taslar, madenler), bitki ve hayvan

âlemlerinden geçmistir. Bu geçis, “Nefis” de denen insan bedeninin olusabilmesi için

sarttır. Insan nefsine düskündür, çünkü, nefis bir tavus kusu gibi, güzeldir. Ama

insandaki, onu insan yapan akıl dedigimiz unsur, bir nurdur ve ALLAH’ın nefhasıdır.

“Hazret-i Âdem’in topragı kâinattan alındı” deniyor. Bu söz bedeni için dogrudur. Canı

ise nefha-yı Ilâhidir.


Nefha-yı ilâhi, insanda iki türlüdür. Birincisi: bedenin nefhası, yani oksijendir. Insan

bedeni oksijensiz yasayamaz. Oksijeni havadan alır ve karbondioksit olarak yine

havaya iade eder. Buna: “Nefha-yı Rahman”, yahut “Rahmaniyet Nefhası” denir. Bir de

“Nefha-yı Rahim”, yahut “Rahimiyet Nefhası” vardır ki, bunun ne oldugunu biliyorsunuz.

Iste, bu iki nefhanın birlesmesi: “Bismillâhirrahmânirrahîym”dir. Sadece:

“Bismillâhirrahmân” veya “Bismillâhirrahîym” denmeyisinin nedeni; insanda, hem

Rahman nefhasına (bu bedenle ilgili nefhadır), hem de Rahim nefhasına (Bu da ruhla

ilgili nefhadır) ihtiyaç olusudur. Bu iki nefha birlesecektir ki, insan meydana gelebilsin.

Insan vücudu milyarlarca noktacıktan meydana gelmistir. Amerika’daki bir yazı veya

resim, nasıl faks veya televizyon yayınıyla buraya naklediliyorsa, insan da vahidiyetten

ahadiyete nesredilip, buradaki alıcı vasıtasıyla ahadiyetten vahidiyete intikal

ettirilmekte, yani görülür hale getirilmektedir. Nesriyat ahadiyette olmaktadır. Ahadiyet

ise görülmez. Görülen, ahadiyetten nesredilen ısınların kâinattaki yansımasıdır. Bu

nedenle ben bir siirimde: “Kâinat bir ceset ruhu Mevlâna” demistim. Bu durum, görünen

insan bedeni açısından dogrudur. Görünmeyen kısımlar ise Insan-ı Kâmil’de toplanır ki, o

da ALLAH’ın aynası olan tek bir nurdur. Zaten kâinatın yaratılmasındaki amaç da o tek,

yani vahid olanı olusturabilmektir.


Vücudumuz anasır-ı erbaadan, yani hava, su, toprak ve ates olarak bilinen dört

unsurdan yaratılırken, ALLAH, daima kendini zikreden kalbi de içine koymuştur.

Bu unsurlardan dördüncüsü olan ates, ilk üçünün birlesmesiyle ortaya çıkmaktadır.

Çünkü, atesi meydana getiren, havadaki oksijenin yakıcı özelligidir. Ates, oksijen

vasıtasıyla olusmaktadır. Latif âlemin malı olan oksijen, yani hava, alınmadıgı takdirde

yanma islemi durmaktadır. O zaman da biz bu kalıp için: “Öldü” diyoruz. Vücut

hücrelerimizdeki yanma islemi, latif olan o oksijen sayesinde olmakta ve vücudumuz

normal sıcaklıgını idame ettirebilmektedir.


Zamanı gelip, oksijen girisi kesilince yanma durur ve insan ölür. Ölümü takiben beden

çürür, parçalanır, moleküllerine ve atomlarına ayrılır, yani enerjiye dönüsür. Böylece,

enerjiden gelen beden yine enerji halini almıs, yani “Her sey aslına rücu eder” kuralı

gerçeklesmis olur.

Burada, enerjinin toplanması ve bir beden olusturmasına; “Hasir”, bunun tekrar

dagılmasına ise: “Nesir” denmistir. Ileride daha genis olarak anlatacagımız bu hasir,

nesir olayını bilenler, size söyledigim “Hasri, nesir burda gördük” mısraının da ne demek

oldugunu anlamıs olurlar. Bilmeyenler ise, baslarına geldiginde ögreneceklerdir. Çünkü,

bundan kaçıs yoktur. Bilenler korkudan kurtulur, selamete çıkıp, ISLAM olurlar;

bilmeyenlerse, karanlıkta kaldıkları için korku içinde: “Ölünce ne olacak” diye sorup,

durular. Iste, bilenle, bilmeyenin farkı budur.

Insandaki hasir nesir veya ölüp dirilme olayı devamlı olarak cereyan etmektedir. Her an

bedendeki hücrelerin bir kısmı ölmekte (Nesrolmakta), buna karsılık alınan gıdalardan

yeni hücreler meydana gelmekte, yani hasir gerçeklesmektedir. Eger bu olay devamlı

olmasa ve sadece hasirde kalınsa, biz yiye yiye büyüyüp, birer tepe halini alırdık. Hasir

nesir olayının denizlerde görülenine de: “Med - Cezir” (Gel-git) adı verilir. Bu olayın

hasr-i kübra ve hasr-i sugra, yahut kıyamet-i kübra ve kıyamet-i sugra diye bilinenini

ilerde kıyamet bahsinde anlatacagız.

Insanın beden hücreleri alınan gıdalarla her an yenilenmekte, eskiyen ve hastalıklı olan

hücreler imha edilip, atılırken, onların yerine yeni ve saglıklı hücreler olusturulmaktadır.

Bu faaliyet hastalıkların iyilesmesinde de etkinligini göstermektedir.

Insanın hissettigi yorgunluk ve zindeligin nedeni, bu hücre degisimleridir. Ölen

hücrelerin imhası, örnegin: Kan hücrelerinin dalakta tahribi, bedensel yorgunluga; yeni

olusan kan hücrelerinin kana verilmesiyse, zindelige neden olur. Onun için, yorgunluk:

“feyekûn” (Oluverdi) <3-47> , yani dinlenmedir. Ölenlerin yerini yeni hücrelerin alması

ise: o feyekûn’dan dogan “kün” (Ol) <3-47> emridir. Bunların ne demek oldugunu daha

önce “Ef’al-i Ilahi” bahsinde de anlatmıs ve “kün”ün “feyekûn”den çıktıgını belirtmistik.

Imha ve yenileme olayı aynı seviyede olmadıgından büyüme, gelisme ve ihtiyarlama

dedigimiz degisimler ortaya çıkmaktadır. Eger böyle olmasaydı, insanlar dogdukları

sekilde, bebek olarak kalırdı. Büyüme ve yaslanma olayı; yeni olusturulan hücrelerin,

gidenlerin aynısı olmadıgını göstermekte ve devir hadisesinin dogrulugunu

ispatlamaktadır.

Her seyin devri kendine göredir. Bu konuda dünyayı ele alacak olursak: Dünyanın kendi

etrafında devretmesine: “Gün”, ayın dünya etrafında devretmesine: “Ay”, dünyanın

günes etrafında devretmesine ise: “Yıl” dendigini herkes bilir. Ama bunlara ilaveten bir



kariyb:

de manzumelerin devri vardır. Günes, çok kimsenin zannettigi gibi sabit degildir. Genel

kurala göre onun da hareket etmesi zorunludur. Günesin hareketini göremeyisimizin

nedeni, bizim de aynı manzume içinde bulunmamız ve günes sistemiyle birlikte bir baska

manzume etrafında hareket ediyor olmamızdır.

Her manzume bir âlemdir ve her âlemin de kendine göre bir günesi, bir ayı ve bir

dünyası vardır. Niyazi Hazretlerinin: “Benim bin kamerim, bin günesim var” deyisinin

nedeni budur. Aslında sonsuz günes ve sonsuz ay vardır ve bunların gerçek sayısını

ancak ALLAH bilir. Çünkü, kendini kendinden baska bilen yoktur. “Hudut ve sayı açısından

sonsuz” olusu sebebiyle, hududu da, sonsuzlugu da Kendi’nindir. Kullar, ancak, ALLAH’ın

kendilerine verdigi kadarını bilebilirler.

Insanın kendi âlemi kâinattır. Kâinat küçülüp, bir insan halini almıstır. Insan olmadan

önce de, kendindeki her seyi içinde topladıgı, ancak mikroskopla görülebilen bir hücre

halindeydi.

Sperm adını verdigimiz bu hücrelerin yarısı erkek, yarısı disidir, Bu nedenle, çocugun

cinsiyetini babadan gelen bu spermler tayin eder. Bu gerçegi bilmeyenler, çocukları kız

oldugunda suçu karılarının üzerine atarlar ki, bu dogru degildir.

Bugün teknoloji pek çok seyi kolaylastırmıstır. Mesela: Kuluçka makineleri yumurtadan

civciv çıkması için tavugun günlerce yumurta üzerinde oturma mecburiyetini ortadan

kaldırmıstır. Keza, suni döllenme ve tüp bebek uygulamaları, tıp teknolojisindeki

gelismelerin oldukça çarpıcı örneklerini teskil etmektedir. Ancak, bunların hepsinde canlı

hücre veya yumurta kullanılmaktadır. Yumurtanın ve hücrenin terkibi bilinmesine ve bu

terkip dısarda olusturulabilmesine ragmen, meydana getirilen bu yapıya can

verilememektedir. Zira, can vermek ALLAH’a mahsustur. Bu gerçegi unutmadan modern

teknolojiden istifade etmek ve o teknolojiyi bu esasa göre degerlendirmek lazımdır.

Aynı sekilde, tavuk yumurtasının döllenmis yumurta olması mecburiyeti de ortadan

kaldırılamamıstır. Çünkü, birin meydana çıkabilmesi için ikiye ihtiyaç vardır.

“Ikide bir bilindi,

Birde iki silindi”

deyisimizin nedeni budur.

Aslına bakıldıgında, o ikinin de Bir’den meydana geldigi görülür. O Bir, müspet ve menfi

olarak ikiye ayrılmıstır. Bunu evvelki anlattıklarımızdan biliyoruz. Bu müspet ile menfinin

birlesmesi tekrar Bir’i meydana getirmekte ve bu birlesip, ayrısma hayatın sırrını

olusturmaktadır.

Insanda iyilik, yani müspetlik hakimdir. Onun için insan, bir taraftan her seyin iyi olmasını

isterken, diger taraftan en asagı âlemde olması dolayısıyla hayvani arzulardan

tamamen âri olamaz. Çünkü, o da kendisidir ve buraya o âlemlerden geçerek gelmistir.

Her insanın kendine has bir vücut kokusu vardır. Bu koku kâinattan aldıklarının teshike

ugramıs, ruhlasmıs halinin belirtisidir.

Bedenimiz aldıgı gıdaların enerjisinden istifade edip, posasını atar. O posadan da

hayvanlar yararlanır. Hayvanlar o posadan alabileceklerini aldıktan sonra geri kalanını,

kendilerinden daha iptidai canlıların istifade etmesi için çıkartır. O daha primitif canlılar

da alabileceklerini aldıktan sonra, onların çıkarttıklarını toprak alır ve kendine katar. Bu

nedenle toprak hazinet-ül esmadır. Hazret-i Sah-ı Velâyet’in Ebu Turab olarak



kariyb:

anılmasının nedeni budur. Çünkü topraktaki hassalar, yani esrar (Sırlar) ona

açıklanmıstır.

Bu açıklanma olayı kendi kendine gerçeklesmez. Mutlaka bir izdivacı gerektirir. Bu izdivaç

âfakta; gökten yagan yagmurla, enfüsteyse; “Sema-yı Din” denen beyinden bedene

nüzul eden düsüncelerin, bedenle izdivacından dogan fikir çocuklarının ortaya çıkmasıyla

belli olur. Bizim, “Insan kâinatın özetidir” derken anlatmak istediklerimize bu da dahildir.

Çünkü, kâinat denen sey, gözle görülmeyen küçücük bir insan hücresinin içine sıgmıstır.

O hücrenin büyüyüp insan halini almasıyla kâinatın düsüncesi, özü insanda ortaya

çıkmıs oluyor.

Bir santimetreküp insan menisinde milyonlarca sperm oldugunu biliyoruz. Bunların hepsi,

hücum edercesine yumurta hücresine yönelir ve adeta o hücrenin kapısını çalarlar, ama

kapı bunlardan sadece bir tanesine açılır. O içeri girdikten sonra da kapı hemen kapanır.

Iste, döllenme veya fekondasyon dedigimiz olay budur. Geri kalan spermler ne yapar?

Içeri girene yardım olsun diye erir ve yok olurlar.

Mikroskop altında hücresel bazda müsahede edilen bu olayın ilahi âlemdeki örnegi

beseriyet âlemidir. Dünyada milyonlarca insanın olusma nedeni, kapıdan içeri alınacak o

tek insanı meydana getirebilmektir. Tıpkı spermlerde oldugu gibi... Beseriyetin geri

kalanı ne olur? Toprak olur. O topraktan bitki meydana gelir. O bitkileri hayvanlar yer.

Sonuçta, insanların o bitki veya onu yiyen hayvanları yiyerek aldıkları enerjiden yeni bir

insan hücresi meydana gelmesine yardım etmis olur. Bu hücrenin ana rahminde

gelismesiyle de, aglaya aglaya dünyaya gelen bir bebek olarak kendini  bu

âlemde bulur.

LÜTFİ FİLİZ noktanın sonsuzluğu


mevlana'nın bir şiiri vardı,tabi işe maddesel olarak bakmak yerine daha geniş tasavvuf mantığıyla bakmakta yarar var.

Taş olarak ölmüştüm, bitki oldum.

Bitki olarak öldüm ve hayvan oldum.

Hayvan olarak öldüm, o zaman insan oldum.

Öyleyse ölümden korkmak niye?

Hiçbir sefer kötüye dönüştüğüm,

Ya da alçaldığım görüldü mü?

Bir gün insan olarak ölüp,

ışıktan bir yaratık,

rüyaların meleği olacağım.

Fakat yolum devam edecek,

Allah’tan başka her şey kaybolacak.

Hiç kimsenin görüp duymadığı birşey olacağım.

Yıldızların üstünde bir yıldız olup,

Doğum ve ölüm üzerinde parlayacağım.

 
Mevlana Celaleddin Rumi

<a href="http://www.youtube.com/v/SzXnj5ql-cM&rel=1" target="_blank">http://www.youtube.com/v/SzXnj5ql-cM&rel=1</a>

Hz. Ali’ye “Ey insan, sen kendini küçük bir cirim mi zannediyorsun? Halbuki bütün bir kainatın özü sendedir”
lafinida düşünüp , insanda topraktan, bitkilerden v.s pek çok şeyin bir arada bulunduğunudu da düşünmek gerekir.
« Son Düzenleme: 18 Ekim 2009, 19:06:12 Gönderen: fantastic »

Çevrimdışı sardunya

  • Co Admin
  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 558
Ynt: İnsan, Hayvan ve Bitki Olarak da Doğar mı?
« Yanıtla #7 : 18 Ekim 2009, 18:15:47 »
tekamülde geri gidiş mümkün olmadığı için insanın hayvan ya da bitki olarak doğmasının sözkonusu olamayacağı düşüncesindeyim, ama bir hayvanın sevgi ve ilgiyle tekamülünü insan olarak devam ettirebileceğine inanıyorum..

Çevrimdışı aydin

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 10
Ynt: İnsan, Hayvan ve Bitki Olarak da Doğar mı?
« Yanıtla #6 : 04 Eylül 2009, 13:43:28 »
Merhabalar
Ben geçmiş yaşam regresyon çalışmaları yapıyorum.
Bu çalışmalar daha önce inandığım, olması gerektiğini düşündüğüm yeniden doğuş konusu için bana delil oldular. Bundan başka çalışmalardan birinde (yalnızca bir tanesinde) çalışma yapmış olduğum kişi bir hayvan (bir kuş) olarak yaşadığı bir geçmiş hayata gitti. Ben daha önce hayvan olarak yaşamış olduğumuza inanmıyordum. Sanırım egom nedeni ile kendimi, biz insanlardan daha aşağı gördüğümüz bir yaşam formuna yakıştıramıyordum. Ancak kazın ayağı böyle değilmiş. 
Sevgiler.

Çevrimdışı Mr.Crowley

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 1
Ynt: İnsan, Hayvan ve Bitki Olarak da Doğar mı?
« Yanıtla #5 : 04 Eylül 2009, 04:34:08 »
ruh dediğimiz enerjiden ibarettir ve enerji yok olmaz ; farklı formlarda döngüsüne devam eder ; şahsen reankarnasion a inanıyorum ve form'ların değişken olabileceği fikrinede katiyen katılıyorum.

Çevrimdışı gece yolcusu

  • Co Admin
  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 435
Ynt: İnsan, Hayvan ve Bitki Olarak da Doğar mı?
« Yanıtla #4 : 31 Ocak 2009, 20:21:17 »
 :love3: Sevgili Benbenim,
Okuyup sentezleyerek bana mantıklı gelen değerlendirmeme göre(ki sapmalar içerebilir), tekamül sürekli olarak ileriye giden bir temayül gösterir.Ancak 1. ve 2 derece yoğunluğunda ki varlıkların bizler gibi özgür iradesi olmadığı için, onların tekamülleri bizlerin enerjisiyle (ilahi evrenin enerji rezonansıyla odaklı  olarak) gerçekleşir sanırım.  2 tekamül seviyesinde ki hayvan diye adlandırdığımız bazı varlıkların da (tekamül basamaklarına göre değişir) mesela evcil hayvanların bizden aldıkları sevgiyle tekamülleri hızlanır.Aynı şeyin bitkiler hatta, kristaller(zeki mineraller)açısından da geçerli olduğunu düşünüyor ve onlarla kurduğumuz sevgi-enerji bazlı alışverişin hem bizim hem de onlar için tekamül  hızlandırıcı olduğuna  inanıyorum.
Bu bağlamda bir üst basamağa çıkan varlıkların ana sınıf yani 1. 2. 3 sınıf anlamında tekrar geriye dönüş yaşayabileceğine inanmıyorum. Ancak aynı sınıf içinde ki ara basamaklarda (yani 1. in 8 derecesi içinde, ya da 3 ün  iç - alt basamakları altında belki iniş çıkışlar olabilir.) Ama bir insanın olduğu ana sınıfın, bitki ve hayvan sınıflarının bulunduğu alt sınıflara ineceğine inanamıyorum.



Çevrimdışı Goldem

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 6
  • İlahi enerjini yaşadığın ana ada..
Ynt: İnsan, Hayvan ve Bitki Olarak da Doğar mı?
« Yanıtla #3 : 02 Ocak 2009, 17:57:43 »
Reenkarnasyona büyük ölçüde olmamak şartıyla inanırım.Çünkü gerçekten reenkarnasyon olup olmayacağımzı öldüğümüzde anlayacağız değil mi?(: Mesela birde şu vardır,bir insanın deniz korkusu varsa geçmiş yaşamında denizde boğulmuş olma ihtimali olabilir veya yükseklik korkusu olan birinin biryerden düşüpte ölmesi veya bu tarz bir şekilde hayatının olması olabilir.Müzikte,edebiyatta,sporda ve çeşitli dallarda doğuştan başarılı ve yetenekli olan insanlarda da geçmişte yaşadığı bedenin etkisini sürdürmekte olduğu söylenmektedir.Diğer bir görüş ise mesela bir ailediki en küçük kardeşi ele alalım bu kardeş aile üyeleriyle ve kendinden büyük kardeşleriyle iyi geçinemiyorsa reeankarnasyonda bu da;geçmiş yaşamında bu kardeşin o anlaşamadığı kardeşlerinin ve ebevnylerinin ruhlarıyla olumsuz bir şekilde tanışmışlığı olabilir yorumu yapılmaktadır.Mesela bir insan size tanıdık gelir ama onu tanımıyorsunuzdur işte o olayda bunla bağlantılıdır.
  Kendimce ve etraftan toplandığım bilgilerin katkısıyla küçük bir bilgilendirme paylaştım sizinle,umarım bunlar bazı kişileri rahatsız etmez çünkü bu da benim kendimce mantıklı bulduğum bir şeydi...

Huzur ve mutluluklar dilerim..

Çevrimdışı pardus_99

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 14
Ynt: İnsan, Hayvan ve Bitki Olarak da Doğar mı?
« Yanıtla #2 : 27 Haziran 2008, 06:12:38 »
Arkadaşım yanlış hatırlamıyorsam reenkarnasyon islamın karşı olduğu bir durum. Enkarnasyon bedenleme anlamını taşır ve reenkarnasonda yeniden bedenlemedir. Allah bunu bize Kuran'ı Kerim'de kıyamet gününde dirileceğimizi bildirmştir. Yani ondan öncesinde bir dirilme söz konusu değil yani bedenleme. Hem mantık olarak bir düşünmek gerekirse yani Allah beni insan olarak yarattı neden bir hayvanın veya bitkinin içine girmemi istesinki. Tabi herkesin görüşüne saygı duyarım. Teşekkürler...

Çevrimdışı benbenim

  • benbenim
  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 1875
İnsan, Hayvan ve Bitki Olarak da Doğar mı?
« Yanıtla #1 : 29 Mayıs 2008, 20:04:31 »
Uzmanlara göre, 'yeniden doğuş', diğer adıyla reankarnasyon tüm dinlerde yeri olan bir inanış. Örneğin bazı inanç sistemlerinde yeniden doğuşun yalnızca insan bedeninde olacağı öne sürülürken, diğerlerin de ise, hayvan hatta ve hatta bitki bedenlerinde de yeniden varoluşun gerçekleşebileceği savunulmaktadır.

Reenkarnasyon, ölümden sonra ruhun, bir bedenden diger bir bedene geçmesini kabul eden bir inanıştır. Arapça'da 'tenasuh, hulûl, tecessum', Türkçe'de ise,'ruh göçü ya da yeniden doğuş' olarak adlandırılmaktadır. Kısacası reenkarnasyon en basit tanımıyla, insanın ölümden sonra yeni bir bedenle tekrar dünyaya gelmesidir.Ve bu süreç, 'ruh kemale erene kadar' devam eder. Bu inanç, Hindistan'da Hinduizm'den doğmuş ve buradan da hızlı bir biçimde tüm dünyaya yayılmıştır. Hinduizm (Brahmanizm) ile birlikte, Budizm, Taoizm, Maniheizm gibi Asya'nın eski dinlerinde de görülür. Yeniden doğuşun en eski yazılı kaynağı ise, Hinduizmin kutsal metinleri olan Upanisad'lardır.

REENKARNASYON inancı bölgelere ya da ülkelere göre farklılıklar da gösterebilmektedir. Örneğin bazı inanç sistemlerinde yeniden doğuşun yalnızca insan bedeninde olacağı öne sürülürken, diğerlerin de ise, hayvan hatta ve hatta bitki bedenlerinde de yeniden varoluşun gerçekleşebileceği savunulmaktadır. İşte bu inanç sistemleri içinde bazıları tekrar doğuşun bir ceza ve de kefaret olacağını ileri sürerken, diğerleri de gerilemenin söz konusu olmadığını iddia etmektedir.. Tabii ki bunlar tamamen birer iddia!..

FİRAVUNLAR DİYARI

YENİDEN doğuş inancıyla ilgili olarak akla ilk Mısırlılar geliyor. Eski Mısır, gelecek yaşam için vücudu mumyalarak korumanın uygulandığı yer olarak bilinir. Beni oldukça etkileyen bu gizemli ülkeye birçok kez yaptığım ve aylar süren gezilerimde, bu inancı yakından inceleme fırsatı buldum. Bugüne kadar sırrı çözülemeyen mumyalama tekniğini onlara kimler öğretmişti? Nasıl olur da binlerce yıl önce mumyalanan Mısırlılar’ın hücreleri hálá canlıydı?..

HORUS’UN TERAZİSİ GÜNÜMÜZ teknolojisiyle bile yanıtlanamayan onlarca soruyla karşılaştığım eski Mısır’da yaygın inanca göre, ölümden sonra kişi, yeraltı tanrısı Osiris’in hakim olduğu yere ulaşır. Ölünün kalbi, tanrı Horus’un terazisinde tartılır. Diğer kefede adalet vardır. İnsanların dünyada yaptıkları iyilik ve kötülükler ölçülür. Sınavı geçemeyen, çeşitli azaplardan sonra dünyaya tekrar geri gönderilir. Bu kez dünyaya yeniden gelişi, bitki ve hayvan şeklinde olacaktır. Dünyaya inişler çıkışlar, tam 3000 yıl sürer.

DÜNYADAKİ İNANIŞ

MUMYALAMA geleneğine, dünyanın birçok bölgesinde sıkça rastlanıyor. Örneğin; Güney Amerika’da, Çin’de, Sibirya’da, Avrupa’nın bazı bölgelerinde ve Güney Afrika’da... Bu bölgelerde mumyalama geleneği farklılıklar gösterse de yeniden doğuş inancı oldukça yaygın. Ortak noktaları, ölümden sonra ilahi bir sorgulama yapılarak, ruhun geleceğiyle ilgili kararlar verilmesidir...

OLULER GALERISINE YOLCULUK

İNKALAR ile ilgili kapsamlı bir belgesel hazırlamak için gittiğim Peru’da, gördüklerim karşısında tüylerim diken diken oldu. Ancak uçaktan bakıldığında Naska’da hálá sırrı çözülemeyen ilginç şekillerin olduğu bölge var ya, işte tam orası... Bölgeden 30 kilometre uzaklıktaki açık havada bulunan Ölüler Galerisi’ne gitmeye karar verdim. Benimle birlikte muhabir, kameraman arkadaşım ve de bize eşlik eden rehberim, Ölüler Galerisi’ne gitmek için yola çıktık. Yol boyunca hiçbir levhaya rastlayamadık.

ARAÇ KUMA ÇAKILDI

ANA yoldan çıkıp kumluk bir araziye girdik. Yolda in cin adeta top oynuyordu. Ancak yol boyunca iri taşlardan barikatlar yapılmıştı. Taşları kaldırarak engelleri aşmaya çalışıyorduk. Aracı ben kullanıyordum. Dört ya da beş barikatı aştık. Üç kilometre sonra yine bir barikat çıktı. Bu arada saat de ilerliyordu. Taşları atmamız epey bir zaman alacak düşüncesiyle, direksiyonu sağa kırarak o engeli aşmak istedim. Ama araç kuma saplandı. Ekip arkadaşlarım olanca güçleriyle aracı itiyordu. Tüm çabalar sonuçsuz kaldı ve dört teker de kuma gömüldü. Hava da kararmaya başlamıştı. Bundan sonra yaya olarak ilerlemenin bir anlamı yoktu!

KARANLIKTA YÜRÜDÜK

TABANA kuvvet geride kalan anayola kadar tam 7 kilometre yürümemiz gerekiyordu. Kamera, sehpa ve özel eşyalarımızı yüklendik... ‘Dağ başını duman almış, gümüş dere durmaz akar’ marşı eşliğinde yürüyorduk. Hava artık zifiri karanlıktı. Birbirimizi görmekte de güçlük çekiyorduk.

GÜÇLER Mİ ENGELLEDİ?

KENDİ kendime ‘Acaba bazı güçler o yere, ‘Ölüler Galerisi’ne gitmemi engelliyor mu?’ şeklinde sorular soruyordum. Bir hayli yol almıştık. Çok ileride bir ışık hüzmesi gördüm.. Hızlı bir şekilde o ışığa doğru ilerledim. Amacım en azından anayola kadar bir araç temin edebilmekti. Işığa doğru ilerledikçe radyodan çıktığını tahmin ettiğim çızırtılı bir müzik sesi duydum. Ardından köpekler havlamaya başladı.

İŞTE O MEÇHUL IŞIK...

IŞIĞIN bulunduğu yer, salaş bir evdi. Köpekler saldırıya geçince kendimi kapıdan içeri zor attım. Bir kadın, yanında küçük bir kız çocuğu, ardından da kocası geldi. Onlar bana ‘Amerikano’ ben de onlara ‘Turko Turko’ diyordum... Ekip arkadaşlarım da bu sırada bana ulaşmışlardı.

HURDA VE PASLI ARAÇ

REHBER, ev sahibine aracı olup olmadığını sordu. O da ‘Var’ dedi. Bundan sonrasını demek ki araçla gidebilecektik. Ancak kadın da, çocuk da, adam da katıla katıla gülüyorlardı. Kafayı mı yemişlerdi yoksa!.. Bizi evin arkasına götürdüklerinde neye güldüklerini anladım. Gösterdikleri araç, dört tekeri ve motoru olmayan, paslı bir kaportanın olduğu hurda yığınıydı!..

Tekrar ıssız kumlu yolda tabana kuvvet yol aldık. Ana yola çıktığımızda vakit geceyarısını geçmişti. Otele otostop yaparak varabildik...

BİR ALİM BİR TANIM Taş olarak olmuştum, bitki doğdum Bitki olarak oldum, hayvan doğdum Hayvan olarak oldum, O zaman insan doğdum Öyleyse ölümden korkmak niye? Mevlana

BİR DÜŞÜNÜR BİR DÜŞÜNCE ‘Hava ölümlü bedenlere bağlanmak üzere inen ruhlarla doludur ve yeryüzüne en yakın olanlar diğer bedenlere döner ve orada yaşamak isterler...’
İskenderiyeli düşünür ‘De Somniis’

8 MİLYON 400 BİN DEĞİŞİK YAŞAM Yeniden Doğuş insanoğlunu binlerce yıldır sürekli meşgul etmiş bir bilmece... İnsan ruhunun öldükten sonra başka başka bedenlerde yeniden dünyaya geldiği inancı, tarih boyunca değişik kültürlerde hep varoldu. En köklü olarak da bu inanış Budizm'de de Hinduizm'de de geniş kapsamlı olarak yer almaktadır. Hint kutsal kitapları Veda'lar, maddi alemde yasayan her varlığın insan bedenine ulaşıncaya kadar 8 milyon 400 bin değişik yaşam formundan geçmesi gerektiğini yazmaktadır. Ve bu aşamalardan geçen her varlık da, 'kemale ermiş' olarak 'rehber varlık'a dönüşür.

Yeniden Doğuşu çok yönlü araştırdığımızdaysa bu köklü inanca eski Mısırlılar'da da rastlamaktayız. Peru da yaşayan İnkalar'da ve Meksika'nın Asteklerinde de Yeniden Doğuş bilmecesi tıpkı 5000 yıl önce oluduğu gibi bugün de kafaları allak bullak etmeyi sürdürüyor. Çünkü, gerek ülkemizde gerekse dünyanın başka köşelerinde geçmiş yaşamlarını hatırladığını öne süren onlarca insan var. Bununla yetinmeyip üstüne üstlük bazı kanıtları da ortaya koyduklarını iddia eden birçok insanın yaşadığına ister istemez tanık oluyoruz.

FİLOZOFLARA GÖRE REENKARNASYON
Reenkarnasyon ile ilgili olarak birçok düşünür oldukça kafa yormuş ve de çok ciddi açıklamalar getirmeye çalışmış. Örneğin Yunanlı düşünür Heraklit, 'Ruh ölümsüzdür. Çünkü ruh bedeni terkedince geriye dönüp evrenin ruhuna karışmaktadır'der. Ünlü matematik bilgini Pisagor da, yeniden doğuşa inananlar arasındadır. O da kendisinin pekçok kez dünyaya gelip gittiğini iddia ediyordu. Pisagor'a göre ruh bedene hapsedilmişti ve serbest kalma zamanı gelene kadar çeşitli şekillere girmesi gerekmekteydi.

Tarihin derinliklerinden gelen bu inanç aslında vazgeçilmez duyguları da ifade ediyor. Dünyada daha fazla yaşamak daha çok kalmak hayata duyulan bu tutku pekçok tarih önceki dinde kendini göstermiş, insanlar sık sık gelecekte yaşayacakları hayatları için hazırlıklar yapmışlar. Mezarlarına bir sonraki hayatta kullanacakları eyşalar, yiyecekler bırakılmış. Hatta ve hatta söz konusu kral ya da nüfuslu bir insansa yanında sevdiği insanları götürmektende asla çekinmemiş.

Afrika kıtasının birçok bölgesinde de yeniden doğuş inancının en ilginç örneklerini içinde barındırmaktadır. Afrika inancına göre çocuk evde ölürse anne odayı boşaltır. Anne odayı tütsüler ve yeri külle kaplayarak evi kilitler. Aradan 3 gün geçince eve girilir ve yerdeki izlere göre ruhun yeniden bir beden aramak için çıkıp çıkmadığına bakılır. Kenya'da yaşayan Kikuyu kabilesi atalarının ruhlarının dolaştığı yerde dolaşır. İçlerine bir ruh girmeden hamile kalamayacaklarına inanırlar. Geçici evlerinden baska hiçbir seyi olmayan Masailer'in ise mezarlıkları yoktur. Onlarda ölülerini gömmek yerine, uzaklara sirtlanlara bırakırlar.


saffet güler




Payla facebook Payla twitter
 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
855 Gösterim
Son İleti 23 Haziran 2008, 12:38:25
Gönderen: maskesiz_1
4 Yanıt
2071 Gösterim
Son İleti 27 Ağustos 2010, 13:22:40
Gönderen: fantastic
1 Yanıt
871 Gösterim
Son İleti 31 Mart 2009, 00:01:47
Gönderen: vefalıdost
0 Yanıt
839 Gösterim
Son İleti 06 Eylül 2010, 20:54:06
Gönderen: Ast
4 Yanıt
5388 Gösterim
Son İleti 26 Ekim 2013, 18:50:01
Gönderen: altmisbes