PARAPSİKOLOJİ VE SPİRİTUALİZM > Psisik Yetenekler

İnsan, Hayvan ve Bitki Olarak da Doğar mı?

(1/2) > >>

bigrouter:
Reenkarnasyon var ise, evet doğar.
İnsan dediğimiz canlı beyninin hafıza bölümüne kaydettikleri sayesinde sosyal bir yaratık formuna bürünür.
Ruh ise fiziki olarak açıklanamayacak bir oluşumdur.
İnsan, hayvan, bitki.... bunlar dünyanın ruhunun fizikselliğe bürünmüş halleridir.

Bir bitkinin veya hayvanın yaşamını sürdürmesini algılayabiliyorsa insan, reankarne olduğunda da, o forma bürünebilir.

Bedenim bu dünyadaki görevini tamamladığında, toprak olacak.
Sonra o toprakta çiçekler büyüyecek, o çiçeklerden arılar bal toplayacak..
Kimbilir belki de o çiçek ben olacağım.

fantastic:
Bu konu forumda daha öncede geçmişti daha iyi anlayabilmek için tasavufu bir anlatimdan Lütfi Filiz'in kitabından
ve mevlanadan alıntı yapim:


Insan; insan haline gelebilmek için cemat (Taslar, madenler), bitki ve hayvan

âlemlerinden geçmistir. Bu geçis, “Nefis” de denen insan bedeninin olusabilmesi için

sarttır. Insan nefsine düskündür, çünkü, nefis bir tavus kusu gibi, güzeldir. Ama

insandaki, onu insan yapan akıl dedigimiz unsur, bir nurdur ve ALLAH’ın nefhasıdır.

“Hazret-i Âdem’in topragı kâinattan alındı” deniyor. Bu söz bedeni için dogrudur. Canı

ise nefha-yı Ilâhidir.

Nefha-yı ilâhi, insanda iki türlüdür. Birincisi: bedenin nefhası, yani oksijendir. Insan

bedeni oksijensiz yasayamaz. Oksijeni havadan alır ve karbondioksit olarak yine

havaya iade eder. Buna: “Nefha-yı Rahman”, yahut “Rahmaniyet Nefhası” denir. Bir de

“Nefha-yı Rahim”, yahut “Rahimiyet Nefhası” vardır ki, bunun ne oldugunu biliyorsunuz.

Iste, bu iki nefhanın birlesmesi: “Bismillâhirrahmânirrahîym”dir. Sadece:

“Bismillâhirrahmân” veya “Bismillâhirrahîym” denmeyisinin nedeni; insanda, hem

Rahman nefhasına (bu bedenle ilgili nefhadır), hem de Rahim nefhasına (Bu da ruhla

ilgili nefhadır) ihtiyaç olusudur. Bu iki nefha birlesecektir ki, insan meydana gelebilsin.

Insan vücudu milyarlarca noktacıktan meydana gelmistir. Amerika’daki bir yazı veya

resim, nasıl faks veya televizyon yayınıyla buraya naklediliyorsa, insan da vahidiyetten

ahadiyete nesredilip, buradaki alıcı vasıtasıyla ahadiyetten vahidiyete intikal

ettirilmekte, yani görülür hale getirilmektedir. Nesriyat ahadiyette olmaktadır. Ahadiyet

ise görülmez. Görülen, ahadiyetten nesredilen ısınların kâinattaki yansımasıdır. Bu

nedenle ben bir siirimde: “Kâinat bir ceset ruhu Mevlâna” demistim. Bu durum, görünen

insan bedeni açısından dogrudur. Görünmeyen kısımlar ise Insan-ı Kâmil’de toplanır ki, o

da ALLAH’ın aynası olan tek bir nurdur. Zaten kâinatın yaratılmasındaki amaç da o tek,

yani vahid olanı olusturabilmektir.


Vücudumuz anasır-ı erbaadan, yani hava, su, toprak ve ates olarak bilinen dört

unsurdan yaratılırken, ALLAH, daima kendini zikreden kalbi de içine koymuştur.

Bu unsurlardan dördüncüsü olan ates, ilk üçünün birlesmesiyle ortaya çıkmaktadır.

Çünkü, atesi meydana getiren, havadaki oksijenin yakıcı özelligidir. Ates, oksijen

vasıtasıyla olusmaktadır. Latif âlemin malı olan oksijen, yani hava, alınmadıgı takdirde

yanma islemi durmaktadır. O zaman da biz bu kalıp için: “Öldü” diyoruz. Vücut

hücrelerimizdeki yanma islemi, latif olan o oksijen sayesinde olmakta ve vücudumuz

normal sıcaklıgını idame ettirebilmektedir.


Zamanı gelip, oksijen girisi kesilince yanma durur ve insan ölür. Ölümü takiben beden

çürür, parçalanır, moleküllerine ve atomlarına ayrılır, yani enerjiye dönüsür. Böylece,

enerjiden gelen beden yine enerji halini almıs, yani “Her sey aslına rücu eder” kuralı

gerçeklesmis olur.

Burada, enerjinin toplanması ve bir beden olusturmasına; “Hasir”, bunun tekrar

dagılmasına ise: “Nesir” denmistir. Ileride daha genis olarak anlatacagımız bu hasir,

nesir olayını bilenler, size söyledigim “Hasri, nesir burda gördük” mısraının da ne demek

oldugunu anlamıs olurlar. Bilmeyenler ise, baslarına geldiginde ögreneceklerdir. Çünkü,

bundan kaçıs yoktur. Bilenler korkudan kurtulur, selamete çıkıp, ISLAM olurlar;

bilmeyenlerse, karanlıkta kaldıkları için korku içinde: “Ölünce ne olacak” diye sorup,

durular. Iste, bilenle, bilmeyenin farkı budur.

Insandaki hasir nesir veya ölüp dirilme olayı devamlı olarak cereyan etmektedir. Her an

bedendeki hücrelerin bir kısmı ölmekte (Nesrolmakta), buna karsılık alınan gıdalardan

yeni hücreler meydana gelmekte, yani hasir gerçeklesmektedir. Eger bu olay devamlı

olmasa ve sadece hasirde kalınsa, biz yiye yiye büyüyüp, birer tepe halini alırdık. Hasir

nesir olayının denizlerde görülenine de: “Med - Cezir” (Gel-git) adı verilir. Bu olayın

hasr-i kübra ve hasr-i sugra, yahut kıyamet-i kübra ve kıyamet-i sugra diye bilinenini

ilerde kıyamet bahsinde anlatacagız.

Insanın beden hücreleri alınan gıdalarla her an yenilenmekte, eskiyen ve hastalıklı olan

hücreler imha edilip, atılırken, onların yerine yeni ve saglıklı hücreler olusturulmaktadır.

Bu faaliyet hastalıkların iyilesmesinde de etkinligini göstermektedir.

Insanın hissettigi yorgunluk ve zindeligin nedeni, bu hücre degisimleridir. Ölen

hücrelerin imhası, örnegin: Kan hücrelerinin dalakta tahribi, bedensel yorgunluga; yeni

olusan kan hücrelerinin kana verilmesiyse, zindelige neden olur. Onun için, yorgunluk:

“feyekûn” (Oluverdi) <3-47> , yani dinlenmedir. Ölenlerin yerini yeni hücrelerin alması

ise: o feyekûn’dan dogan “kün” (Ol) <3-47> emridir. Bunların ne demek oldugunu daha

önce “Ef’al-i Ilahi” bahsinde de anlatmıs ve “kün”ün “feyekûn”den çıktıgını belirtmistik.

Imha ve yenileme olayı aynı seviyede olmadıgından büyüme, gelisme ve ihtiyarlama

dedigimiz degisimler ortaya çıkmaktadır. Eger böyle olmasaydı, insanlar dogdukları

sekilde, bebek olarak kalırdı. Büyüme ve yaslanma olayı; yeni olusturulan hücrelerin,

gidenlerin aynısı olmadıgını göstermekte ve devir hadisesinin dogrulugunu

ispatlamaktadır.

Her seyin devri kendine göredir. Bu konuda dünyayı ele alacak olursak: Dünyanın kendi

etrafında devretmesine: “Gün”, ayın dünya etrafında devretmesine: “Ay”, dünyanın

günes etrafında devretmesine ise: “Yıl” dendigini herkes bilir. Ama bunlara ilaveten bir



kariyb:

de manzumelerin devri vardır. Günes, çok kimsenin zannettigi gibi sabit degildir. Genel

kurala göre onun da hareket etmesi zorunludur. Günesin hareketini göremeyisimizin

nedeni, bizim de aynı manzume içinde bulunmamız ve günes sistemiyle birlikte bir baska

manzume etrafında hareket ediyor olmamızdır.

Her manzume bir âlemdir ve her âlemin de kendine göre bir günesi, bir ayı ve bir

dünyası vardır. Niyazi Hazretlerinin: “Benim bin kamerim, bin günesim var” deyisinin

nedeni budur. Aslında sonsuz günes ve sonsuz ay vardır ve bunların gerçek sayısını

ancak ALLAH bilir. Çünkü, kendini kendinden baska bilen yoktur. “Hudut ve sayı açısından

sonsuz” olusu sebebiyle, hududu da, sonsuzlugu da Kendi’nindir. Kullar, ancak, ALLAH’ın

kendilerine verdigi kadarını bilebilirler.

Insanın kendi âlemi kâinattır. Kâinat küçülüp, bir insan halini almıstır. Insan olmadan

önce de, kendindeki her seyi içinde topladıgı, ancak mikroskopla görülebilen bir hücre

halindeydi.

Sperm adını verdigimiz bu hücrelerin yarısı erkek, yarısı disidir, Bu nedenle, çocugun

cinsiyetini babadan gelen bu spermler tayin eder. Bu gerçegi bilmeyenler, çocukları kız

oldugunda suçu karılarının üzerine atarlar ki, bu dogru degildir.

Bugün teknoloji pek çok seyi kolaylastırmıstır. Mesela: Kuluçka makineleri yumurtadan

civciv çıkması için tavugun günlerce yumurta üzerinde oturma mecburiyetini ortadan

kaldırmıstır. Keza, suni döllenme ve tüp bebek uygulamaları, tıp teknolojisindeki

gelismelerin oldukça çarpıcı örneklerini teskil etmektedir. Ancak, bunların hepsinde canlı

hücre veya yumurta kullanılmaktadır. Yumurtanın ve hücrenin terkibi bilinmesine ve bu

terkip dısarda olusturulabilmesine ragmen, meydana getirilen bu yapıya can

verilememektedir. Zira, can vermek ALLAH’a mahsustur. Bu gerçegi unutmadan modern

teknolojiden istifade etmek ve o teknolojiyi bu esasa göre degerlendirmek lazımdır.

Aynı sekilde, tavuk yumurtasının döllenmis yumurta olması mecburiyeti de ortadan

kaldırılamamıstır. Çünkü, birin meydana çıkabilmesi için ikiye ihtiyaç vardır.

“Ikide bir bilindi,

Birde iki silindi”

deyisimizin nedeni budur.

Aslına bakıldıgında, o ikinin de Bir’den meydana geldigi görülür. O Bir, müspet ve menfi

olarak ikiye ayrılmıstır. Bunu evvelki anlattıklarımızdan biliyoruz. Bu müspet ile menfinin

birlesmesi tekrar Bir’i meydana getirmekte ve bu birlesip, ayrısma hayatın sırrını

olusturmaktadır.

Insanda iyilik, yani müspetlik hakimdir. Onun için insan, bir taraftan her seyin iyi olmasını

isterken, diger taraftan en asagı âlemde olması dolayısıyla hayvani arzulardan

tamamen âri olamaz. Çünkü, o da kendisidir ve buraya o âlemlerden geçerek gelmistir.

Her insanın kendine has bir vücut kokusu vardır. Bu koku kâinattan aldıklarının teshike

ugramıs, ruhlasmıs halinin belirtisidir.

Bedenimiz aldıgı gıdaların enerjisinden istifade edip, posasını atar. O posadan da

hayvanlar yararlanır. Hayvanlar o posadan alabileceklerini aldıktan sonra geri kalanını,

kendilerinden daha iptidai canlıların istifade etmesi için çıkartır. O daha primitif canlılar

da alabileceklerini aldıktan sonra, onların çıkarttıklarını toprak alır ve kendine katar. Bu

nedenle toprak hazinet-ül esmadır. Hazret-i Sah-ı Velâyet’in Ebu Turab olarak



kariyb:

anılmasının nedeni budur. Çünkü topraktaki hassalar, yani esrar (Sırlar) ona

açıklanmıstır.

Bu açıklanma olayı kendi kendine gerçeklesmez. Mutlaka bir izdivacı gerektirir. Bu izdivaç

âfakta; gökten yagan yagmurla, enfüsteyse; “Sema-yı Din” denen beyinden bedene

nüzul eden düsüncelerin, bedenle izdivacından dogan fikir çocuklarının ortaya çıkmasıyla

belli olur. Bizim, “Insan kâinatın özetidir” derken anlatmak istediklerimize bu da dahildir.

Çünkü, kâinat denen sey, gözle görülmeyen küçücük bir insan hücresinin içine sıgmıstır.

O hücrenin büyüyüp insan halini almasıyla kâinatın düsüncesi, özü insanda ortaya

çıkmıs oluyor.

Bir santimetreküp insan menisinde milyonlarca sperm oldugunu biliyoruz. Bunların hepsi,

hücum edercesine yumurta hücresine yönelir ve adeta o hücrenin kapısını çalarlar, ama

kapı bunlardan sadece bir tanesine açılır. O içeri girdikten sonra da kapı hemen kapanır.

Iste, döllenme veya fekondasyon dedigimiz olay budur. Geri kalan spermler ne yapar?

Içeri girene yardım olsun diye erir ve yok olurlar.

Mikroskop altında hücresel bazda müsahede edilen bu olayın ilahi âlemdeki örnegi

beseriyet âlemidir. Dünyada milyonlarca insanın olusma nedeni, kapıdan içeri alınacak o

tek insanı meydana getirebilmektir. Tıpkı spermlerde oldugu gibi... Beseriyetin geri

kalanı ne olur? Toprak olur. O topraktan bitki meydana gelir. O bitkileri hayvanlar yer.

Sonuçta, insanların o bitki veya onu yiyen hayvanları yiyerek aldıkları enerjiden yeni bir

insan hücresi meydana gelmesine yardım etmis olur. Bu hücrenin ana rahminde

gelismesiyle de, aglaya aglaya dünyaya gelen bir bebek olarak kendini  bu

âlemde bulur.

LÜTFİ FİLİZ noktanın sonsuzluğu


mevlana'nın bir şiiri vardı,tabi işe maddesel olarak bakmak yerine daha geniş tasavvuf mantığıyla bakmakta yarar var.

Taş olarak ölmüştüm, bitki oldum.

Bitki olarak öldüm ve hayvan oldum.

Hayvan olarak öldüm, o zaman insan oldum.

Öyleyse ölümden korkmak niye?

Hiçbir sefer kötüye dönüştüğüm,

Ya da alçaldığım görüldü mü?

Bir gün insan olarak ölüp,

ışıktan bir yaratık,

rüyaların meleği olacağım.

Fakat yolum devam edecek,

Allah’tan başka her şey kaybolacak.

Hiç kimsenin görüp duymadığı birşey olacağım.

Yıldızların üstünde bir yıldız olup,

Doğum ve ölüm üzerinde parlayacağım.

 
Mevlana Celaleddin Rumi

http://www.youtube.com/v/SzXnj5ql-cM&rel=1

Hz. Ali’ye “Ey insan, sen kendini küçük bir cirim mi zannediyorsun? Halbuki bütün bir kainatın özü sendedir”
lafinida düşünüp , insanda topraktan, bitkilerden v.s pek çok şeyin bir arada bulunduğunudu da düşünmek gerekir.

sardunya:
tekamülde geri gidiş mümkün olmadığı için insanın hayvan ya da bitki olarak doğmasının sözkonusu olamayacağı düşüncesindeyim, ama bir hayvanın sevgi ve ilgiyle tekamülünü insan olarak devam ettirebileceğine inanıyorum..

aydin:
Merhabalar
Ben geçmiş yaşam regresyon çalışmaları yapıyorum.
Bu çalışmalar daha önce inandığım, olması gerektiğini düşündüğüm yeniden doğuş konusu için bana delil oldular. Bundan başka çalışmalardan birinde (yalnızca bir tanesinde) çalışma yapmış olduğum kişi bir hayvan (bir kuş) olarak yaşadığı bir geçmiş hayata gitti. Ben daha önce hayvan olarak yaşamış olduğumuza inanmıyordum. Sanırım egom nedeni ile kendimi, biz insanlardan daha aşağı gördüğümüz bir yaşam formuna yakıştıramıyordum. Ancak kazın ayağı böyle değilmiş. 
Sevgiler.

Mr.Crowley:
ruh dediğimiz enerjiden ibarettir ve enerji yok olmaz ; farklı formlarda döngüsüne devam eder ; şahsen reankarnasion a inanıyorum ve form'ların değişken olabileceği fikrinede katiyen katılıyorum.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git
Seo4Smf 2.0 © SmfMod.Com | Smf Destek