Ruhun Yolculugu

22 Kasım 2014, 10:21:31
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. Aktivasyon epostanız mı yok?


Ruhun Yolculugu » METAFİZİK » Uzay ve Zaman-Bilim » Quantum » KUANTUM Fizikteki SON GELİŞMELER, BİLİNCİ ANLAMAMIZDA ÖNEMLİ AÇILIMLAR

Gönderen Konu: KUANTUM Fizikteki SON GELİŞMELER, BİLİNCİ ANLAMAMIZDA ÖNEMLİ AÇILIMLAR  (Okunma sayısı 2749 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı benbenim

  • benbenim
  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 1875
KUANTUM Fizikteki SON GELİŞMELER, BİLİNCİ ANLAMAMIZDA ÖNEMLİ AÇILIMLAR
SAĞLAMIŞTIR.

1982- de Paris Üniversitesinde Fizikçi Alain Aspect başkanlığındaki bir araştırma ekibi 20. Yüzyılın belki de en önemli deneylerinden birini gerçekleştirdiler. Aspect ve ekibi, elektronlar gibi atomaltı parçacıklarının belli koşullar altında, kendilerini ayıran mesafeden tamamen bağımsız olarak anında haberleşebiliyor olduklarını keşfettiler. Onların arasındaki mesafenin bir metre ya da onbin kilometre olması hiç farketmiyordu. Öyle görülüyordu ki her bir parça,diğerinin ne yaptığından bir şekilde tamamen haberdardı.

Bu Einstein-ın ışıktan hızlı haberleşilemez savının, mekânsal hiçbir bağı bulunmayan iki elektron tarafından yıkılması anlamına geliyordu. Fizikçilerin çoğunluğu, fizikte ışık hızından daha hızlı bir işlem fikrine karşı olduğu için, Aspect-in deneyindeki atom altı parçacıklarının "mekandan münezzeh ilişkisi" bu konuda değerli bir ispat olarak ele alındı.

Londra Üniversitesi fizikçilerinden David Bohm, objektif realitenin var olmadığı ve tam tersine evrenin görünen katılığının aslında çok geniş, detaylı bir hologramın düşsel dev bir kalbi olduğunu gösteren Aspect-in bulgularına inananlar arasındaydı. Bohm-un böylesi çarpıcı bir kanıya nasıl vardığını anlamak için öncelikle hologramlar hakkında azıcık bir bilgi edinmemiz gerekiyor.

Bir hologram lazer yardımıyla oluşturulmuş üç boyutlu bir fotograftır. Bir hologram yapmak için, fotografı alınacak nesne önce lazer ışını banyosunda yıkanır. Sonra bundan yansıyan ışığa ikinci bir lazer ışını tutulur. Bu iki ışının karışım noktasının filmi alınır. Film basıldığında anlamsız siyah ve beyaz çizgilerle dolu bir görüntü elde edilir. Ancak bu tabedilen film bir başka lazer ısını ile aydınlatıldığında, orijinal objenin üç boyutlu bir görüntüsü elde edilir. Bu görüntülerin üç boyutluluğu hologramların en belirgin özelliğidir.

Ancak daha da fazlası var. Bir gül hologramını ikiye keser ve sonra tekrar bir lazer ışığı tutulursa, her iki yarımda asıl gülün tam bir hologramını verecektir, ancak bu asıl gülün yarı büyüklüğünde olacaktır. Eğer bu yarıları da ikiye böler ve her bir film parçasını tekrar lazer ışığı ile aydınlatırsanız, orijinal görüntünün aynısı olan ama daha küçük görüntüler elde edersiniz. Normal fotografların tam tersine, burada hologramın her bir parçası bütün tarafından sahip olunan tüm bilgiye sahiptir. Her parçanın içindeki bütün" yapısı ile bir hologram bize organizasyon ve düzen ile ilgili tamamen yeni bir anlayış getirmektedir.

Batı bilimi tarihi boyunca hep fiziksel fenomenleri anlamak için, ister kurbağa, ister atom olsun, onu önce kesip, parçalara ayırıp sonra bütünü anlamaya gitmişti. Hologram ise bize evrendeki bazı şeylerin kendilerini bu yaklaşımla açık etmeyeceğini öğretmektedir; eğer biz holografik olarak oluşturulmuş birşeyi alır ve onu parçalarsak, onu oluşturan parçaları değil, onun sadece daha küçük bütünlerini elde ederiz. Bu görüş Bohm-a Aspectin yapmış olduğu buluşa yeni bir anlayış tarzı getirmiştir. Bohm atomaltı parçalarının bir diğeri ile kendilerini ayıran mesafeden tamamen bağımsız olarak haberleşmesinin nedeninin aralarında gizemli bir sinyal alış verişi olmasından kaynaklanmadığını, zira onların ayrı ayrı varlıklar olmadığına inanıyordu. Onların gerçekte aynı temel şeyin uzantıları olduğuna inanıyordu. Bohm buna örnek olarak içinde bir balık bulunan akvaryumu vermektedir.

Düşünün ki akvaryumu direk olarak göremiyorsunuz. Sizin onunla ilgili bilginiz, iki televizyon kamerasından gelmektedir. Biri akvaryumu ön yüzünden gösterirken, diğeri yandan göstermektedir. Siz her iki monitördeki balıkları izlerken, her iki balığın birbirinden farklı olduğunu düşüneceksiniz, zira kameralar onu farklı açılardan ele alıyor... bu nedenle görüntüler farklı görülecektir. Ancak iki balığı seyretmeye devam ettikçe aralarında bir ilişki olduğunu düşünmeye başlayacaksınız. Biri döndüğünde, diğeri de daha farklı bile olsa diğerinin hareketine belli bir uyumla dönmektedir. Birisi yüzünü size dönse, diğeri yanını dönmekte olacaktır. Durum hakkında hiçbir bilginiz yoksa, biraz sonra bu iki balığın birbiri ile kesinlikle haberleştiğini düşünmeye başlayacaksınız... oysa şimdi biliyorsunuz ki böyle bir haberleşme yok aralarında... Bohm-a göre Aspectin deneyindeki atom altı parçacıklarının arasında olup biten şeyin bundan hiçbir farkı yoktu. Atomaltı parçalarının aralarındaki aşikar "mekandan münezzeh olma" ilişkisi bize realitenin çok derin yüzeyleri bulunduğunu ve bizim de bunların farkında olmadığımızı dile getirmektedir.

Bu derin boyut akvaryum analoğumuzdan çok daha derin ve karmaşıktır. Ve ekliyor Bohm, bizler atom altı parçalarını birbirlerinden ayrı olarak görüyoruz zira biz onların realitesinin sadece bir kısmını görüyoruz. Bu parçacıklar birbirlerinden ayrı "parçalar" değil, ancak konunun en başında anlattığımız ilk gül kadar bölünemez bir hologramın nihai bütünsel görüntüsünün su yüzüne çıkmış değişik veçheleridir. Fiziksel realitedeki herşey bu "eidolons"dan oluştuğuna göre, bu evrenin kendisi bir projeksiyon bir hologramdır.

Bu hayali yapısına ilaveten böylesi bir evren, şasırtıcı bir çok özelliğe daha sahiptir. Eğer açıkça birbirlerinden ayrı olduğu görülen atomaltı parçacıklarının bu aşikar ayrılığı bir illüzyon ise bu evrendeki her şeyin daha derin bir realitede birbirleri ile kesin bir bağlantı içinde olduklarını belirtir. İnsan beynindeki bir karbon atomunun molekülleri yüzen her alabalıktaki, her atan kalpteki, gökyüzünde parlayan her yıldızdaki atomaltı parçaları ile bağlantılı demektir.

Her şey her şeyin içine geçmekte olup, insan doğası gereği her şeyi kategorize etme alt parçalarına bölmeye, iğne deliğinden bakmaya meraklı olsa da; evrenin çeşitli olayları gibi gördüğümüz her şeyin tamamen suni olduğunu ve doğanın kesinlikle dikişsiz bir ağ olduğunu anlamamız gerekmektedir. Holografik bir evrende, zaman ve mekan bile temel olgular olarak ele alınamaz. Çünkü bir mahalden bahsetmek, evreni bölmek olur ki, her şeyin derin bir düzeyden bakıldığında, akvaryum örneğinde olduğu gibi, bölünemez tekbir bütün olduğu bir evren nasıl bölünebilir ki? Zaman ve üç boyutlu mekan, TV monitörlerindeki balık görüntüleri örneğinde olduğu gibi daha derin bir düzenin projeksiyonları olarak algılanabilir ancak.

Daha derin bir realite düzeyini ise süper hologram olarak adlandırabiliriz ki burada geçmiş, gelecek ve şimdi hepsi bir arada varolur. Bu şu anlama gelir, eğer bir gün doğru araçlara sahip olursak süper holografik realite düzeyinden, çok geçmişlerde kalmış, unutulmuş bazı gerçeklere girip, onları alabiliriz...

Burada Atatürk ten bir alıntı yapmak istiyorum...

DOĞADA, BİLİRSİNİZ HİÇ BİR ŞEY YOK OLMAZ. NE BİR SES, NE BİR SÖZ, NE BİR
DAVRANIŞ...
OLDUĞU ÇAĞ NE DENLİ ESKİ YA DA YENİ OLURSA OLSUN, BÜTÜN BU OLUŞLAR,
OLDUKLARI ANDAKİ GİBİ DOĞANIN İÇİNDEDİR. BU DALGALANMADA ZAMAN VE
UZUNLUK KAVRAMI YOKTUR..
BUGÜN DÜNYANIN HERHANGİ BİR KÖŞESİNDE SÖYLENEN SÖZÜ YA DA YANSIYAN
DAVRANIŞLARI YİNE DÜNYANIN HERHANGİ BİR KÖŞESİNDE AYNI ANDA İŞİTMEK,
KAYDA ALMAK OLASILIĞINI GÖRÜYORUZ...
YARIN BİZİ SARAN DOĞA ÖGELERİ İÇİNDE BİNLERCE VE BİNLERCE YIL ÖNCE
SÖYLENMİŞ SÖZLERİ, OLDUĞU GİBİ TOPLAYIP SAPTAMAK OLASILIĞINA ELBETTE
VARILACAKTIR...
DOĞANIN BUGÜN İÇİN SIRLARLA DOLU BAĞRINA GİREN, GİRECEĞİ MUHAKKAK
GÖRÜLEN İNSAN ZEKASI, BEKLENİLEN GERÇEKLERİ ORTAYA KOYACAKTIR.
K. ATATÜRK

Süper hologramın altında yatanların nerelere kadar uzandığı sorusu ucu açık bir sorudur. Şöyle düşünebiliriz, süper hologram içinde varolan ve olacak madde ve enerjinin her türlü konfigürasyonu içinde bulunan tüm atom altı parçacıklarından tutun da, kar tanelerine, quasarlara ve mavi balinalardan, gama ışınlarına kadar her şeyi içinde barındırmaktadır. Varolanın tümüyle içinde bulunduğu bir kozmik depo olarak görebiliriz onu. Bohm süper hologramın içinde başka neler olduğunu bilmenin bir yolu olmadığını söylemiş olsa da, bizi daha fazlasının olduğunu bilmekten alıkoyan bir şey de bulunmamaktadır.

Belki de onun söylediği gibi süper holografik realite seviyesi; arkasında sonsuz bir gelişmenin bulunduğu bir sahneden başka bir şey değildir. Hologram genellikle durgun bir imaj yarattığı ve evrenimizin dinamik  ve aktif yapısını ortaya koymadığı için Bohm evreni bir hologram değil de holo-hareket olarak tanımlamayı tercih etmektedir. Daha derin ve holografik olarak organize edilmiş bir düzen bize realitenin alt kuantum seviyelerde nasıl mekandan münezzeh hale geldiğini açıklamaktadır. Herhangi bir şey holografik olarak düzenlendiğinde tüm mekan kavramı çöker. Bir holografik film parçasının bütünün sahip olduğu tüm bilgiyi içerdiğini söylemek,  bilginin mekandan mesafeden bağımsız olarak dağıldığını söylemenin bir başka yoludur. Bundan dolayı eğer evren holografik ilkelere göre düzenlenmişse onun da mekandan münezzehlik özelliğine sahip olması beklenir. Evrende var olan her parçacık hologramın bir özelliği olarak bütünün imajını taşımaktadır. Eğer bu doğru ise , tezahür eden tüm yaşam evrende varolan tüm parçacıkları içeren tek bir sebep kaynağından doğmaktadır. Yani atom altı parçacıklardan, dev galaksilere kadar her şey tek bir bütünün bilgisini taşımaktadır.

Beyin üzerinde bağımsız araştırmalar sürdüren Stanford nöro fizyolojistlerinden Karl Pribram da realitenin holografik doğası konusunda ikna olmuştur. Pribram beyinde anıların nasıl ve nerede saklandığı bilmeceğinden yola çıkarak holografik modele ulaşmıştır. Beyin üzerinde yapılan çalışmalar anıların belirli bir bölgede saklanılmasından çok tüm beyine yayıldığını göstermiştir. 1920 lerde yapılan bir seri araştırma neticesinde, beyin bilim adamı Karl Lashley, fareye öğretilen karmaşık bir bilginin, beynin hiçbir yerinde bulunmadığını görmüştür. Beyin etap etap kesilerek alınmış ancak fare geciken sürelerde de olsa, bulması gerekli peynire en başta öğrenmiş olduğu yoldan ulaşmıştır. Ancak hiç kimse çıkıp ta bu bellek konusunda "bütünün nasıl her parça içinde varolduğu"nu açıklayamamıştır.

1960 larda Pribram holografi ile tanıştığında beyin bilimadamlarının aradıkları açıklamaya ulaştığını anlamıştı. Pribram anıların nöronlarda ya da nöron gruplarında saklanmadığını ancak bütün beyni saran sinir uyarı kesişimlerinde, tıpkı holografik bir resmin tab edildiği film üzerinde bulunan lazer ışınlarının kesişim çizelgeleri gibi, korunduğunu dile getirmektedir. Yani Pribram beynin kendisinin bir hologram olduğunu belirtmektedir. Pribramın teorisi beynin, o kadar küçük bir yüzeyde o kadar çok anıyı nasıl taşıdığına da bir açıklık getirmektedir. Varsayımlara göre insan beyninin 10 milyon bitlik bilgiyi ezberlemesi (bellek kaydı) için ortalama bir yaşam süresi gerekmektedir. (ya da kabaca Britanika ansiklopedisinin beş cildindeki bilgiyi) Buna benzer olarak diğer imkanlarının yanı sıra hologramlarında fotoğraf filmine çarpan iki lazer ışınının açılarının değiştirilmesi ile artan korkunç bir bilgi depolama kapasitesi olduğu ortaya çıkmıştır. Aynı yüzey üstüne bir çok resmin saklanması mümkündür. Bir santimetreküp film üstünde 10 milyon bit bilginin taşınabileceği gösterilmiştir. Yani hafızamızdan bir bilgiyi çekip çıkartma kabiliyetimiz, beynin bir hologram yapıda çalışması ışığından baktığımızda açıkça anlaşılabilmektedir. Bir arkadaşınız size Zebra deyince aklına ne geliyor diye sorsa, siz hemen beyinsel alfabetik dosyalara gidip, o bilgiyi bulup çıkartmazsınız. Onun yerine aklınıza hemen, "çizgili", "ata benzer" Afrika hayvanı" gibi düşünceler gelir. İnsanın düşünme işlemi sırasında en şaşırtıcı olan şey her parça bilginin bir diğer parça bilgi ile hemen kesişmesidir. Bu da holograma has bir diğer özellik değil mi? Hologramın her bir kısmı tüm diğer kısımlarla sonsuz bir şekilde kesişmekte ve belki de bu doğanın kesişerek bağlanan sisteminin çok üstün bir örneğini oluşturmaktadır.

Bellek deposu, Pribramın holografik beyin modeli içinde yanıtlanabilen nörofizyolojik tek bilmece değildir. Bir diğer soruya geçelim; beynin duygular yolu ile aldığı çesitli frekansları (ışık frekansları, ses frekansları ve benzeri) nasıl olup da algılarımızın katı dünyasına tercüme edebildiği sorusuna. Frekansları şifreleme ve deşifreleme bir hologramın en iyi yaptığı iş diye tanımlanabilir. Bir hologram nasıl anlamsız frekans karışımlarını aşikar bir resme döndürmede işe yarayan bir nevi mercek olarak fonksiyon görüyorsa; Pribram da beynin aynı zamanda bir mercek oluşturduğunu ve holografik ilkeleri, dış dünyayı algılamamız için kullandığımız duyular yolu ile alınan frekansları matematiksel olarak dönüştürmeye yaradığını söylemektedir. Bir kanıtlar bütünü, beynin işlevlerini sürdürebilmek için holografik ilkelerden yararlandığını göstermektedir.

Pribramın teorisi, aslında nörofizyologlar arasında gittikçe artan bir destek görmektedir. İtalyan asıllı bir Arjantinli araştırmacı Hugo Zucarelli son zamanlarda akustik fenomenler üzerine bir holografik model geliştirmiştir. İnsanların seslerin kaynağını bulmak için kafalarını çevirdikleri gerçeğinden hareketle ki, tek kulakları bile işitse bu değişmez, Zucarelli bu beceriyi açıklayan holografik ilkeleri bulmuştur. Her bir duyumuzun uzun zamandır bilinen frekanslardan çok daha geniş bir algılama kapasitesi olduğu bulunmuştur. Arastırmacılar mesela görme sistemlerimizin aynı zamanda ses frekanslarına da bağlı olduğunu ve koku duyumuzun şimdi ozmik frekanslar diye adlandırılan frekanslara kısmen bağımlı olduğunu ve hatta bedenlerimizdeki hücrelerin çok fazla frekansa karşı duyarlı olduğunu bulmuşlardır. Bu buluşlar, bilincin holografik sahasında bu frekansların halihazırda kullandığımız algılara ayrıldığı ve dönüştürüldüğü bir yer olduğunu önermektedir.
« Son Düzenleme: 19 Ağustos 2008, 08:24:52 Gönderen: budala »




Payla facebook Payla twitter
 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
795 Gösterim
Son İleti 01 Ocak 2010, 18:33:37
Gönderen: NUİT
6 Yanıt
1683 Gösterim
Son İleti 16 Ocak 2010, 05:25:47
Gönderen: doktor55
0 Yanıt
757 Gösterim
Son İleti 19 Mart 2010, 00:43:18
Gönderen: NUİT
0 Yanıt
718 Gösterim
Son İleti 25 Nisan 2011, 12:25:53
Gönderen: sozenes
2 Yanıt
1816 Gösterim
Son İleti 07 Şubat 2012, 20:07:14
Gönderen: şahbenim