Ruhun Yolculugu

05 Temmuz 2015, 07:23:56
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. Aktivasyon epostanız mı yok?


Ruhun Yolculugu » DİNLER » Dinler » Kur'an-ı Kerim'deki Temel Semboller ve Temel Kavramlar

Gönderen Konu: Kur'an-ı Kerim'deki Temel Semboller ve Temel Kavramlar  (Okunma sayısı 12940 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ayışığı

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 1307
     1-Tek Tanrı ve Allah İnancı
 
    Tek Tanrı inancı her ne kadar ilk kez Musa peygamber ile birlikte insanlara aktarılmış dense de, bunun böyle olmadığını ve ilk "Tek Tanrı"  inancının onbinlerce yıl öncesine dayanan  Eski Mu Dini-nden beri mevcut olduğu  ve daha sonra eski Mısır mabetlerinde  Amon-Ra rahiplerince yaşatılmaya devam ettiği, bugün artık kesin olarak ortaya çıkmış durumdadır.
    Son din olma özelliğiyle kuşkusuz, İslamiyet-inde temeli bu esasa dayalıdır. Ancak ne varki, "Tek Tanrı" ve "Yaratan" kavramları günümüzde o ilk halinden bir hayli çarptırılmış durumdadır.
    Günümüzdeki en büyük yanılgı "Kaadir-i Mutlak Yaratan" ile " Allah"kavramlarının birbirine karıştırılması olmuştur.
   "Kaadir-i  Mutlak Yaatan", ilk yaratılışı meydana getiren kudrettir. Hiçbir zaman ve hiçbir şekilde  anlayamayacağımız "yoktan varedilişin" sahibidir.... Bu ilk yaratılıştan itibaren yani "Tek Olan"ın kendisini tezahür ettirmesi ile birlikte dört farklı enerjinin ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Bu enerjiler:
1- Ruh Enerjisi
2-Madde Enerjisi
3- Zaman Enerjisi
4-Hayat Enerjisi-dir.
Bu enerjiler Evrenin temel yapı taşlarıdır.
   İşte bu noktadan itibaren meydana getirilen tüm varoluşlar mevcut varlıklara aittir. Bu varlıkların içinde en önemli fonksiyon kuşkusuz ki  Ruhsal Enerji-ye düşmüştür...Maddi kainatın kurulması ve oluşturulması başlı başına "Ruh Enerjisi"nin diğer enerjilerle birlikte oluşturduğu iletişimin eseridir.Ancak bu yoktan varetme değil, varolan temel enerjilerin birbirleriyle  birlikte gerçekleştirdikleri bir oluşumdur.
   Kur-an-ı Kerim, "Kaadir-i Mutlak Yaratan"ın insanlara dikte ettirdiği sözler değildir. Bu malesef insanlara yanlış aktarılmış bilgilerden biridir.
Yine son derece yanlış anlaşılan "Allah" kavramına gelince ...
   "Allah" Evrensel İdare Mekanizması-nın "Alemlerin Rabbi" olarak  ifade edilmiştir. Yani Alemlerin  görüp ve gözeticisidir. İdarecisidir. Daha açık söylemek gerekirse "Allah" olarak Kur-an da geçen bir varlıktır. "Kaadir-i Mutlak"anlamda ilk yaratılışı meydana getiren değildir.


2-Melekler, Cebrail ve " Evrensel İdare Mekanizması"

  Dünya üzerindeki tüm dinler  ya Tufan öncesi  Atlantis ve Mu Kültürleri-nden ya da "Kozmik Ruhsal İrtibatlar"dan kaynaklanmıştır. Bazen her iki unsurun bir arada bulunduğu dini sistemler de vardır.Ancak hepsinin ortak özelliği, köken olarak  "Sirius Kültürü"ne bağlı olmalarıdır. Bu bilgi bir zamanlar  inisiyatik mabetlerde eğitilen rahiplere aktarılırdı. Daha sonra insanlığın aşamalı aşağıya inişi süresince ve özellikle son 2000 yıldır geniş halk kitlelerinden tamamiyle gizli tutulmuştur. Kur-an-ı Kerim-de sadece iki sure-de toplam birkaç ayetle üstü son derece kapalı atıflarda bulunulmuştur.
    "Göğe ve gece ortaya çıkana and olsun. Gece ortaya çıkanın ne olduğunu sen bilir misin? O, ışığı ile karanlığı delen yıldızdır.Üzerinde gözetici olmayan kimse yoktur."(TARIK,86/1-4)
   Üzerinde gözetici olmayan kimse yoktur demek, o kozmik kürenin üzerinde yaşayan varlıkların tamamı "gözetici varlıklar"dır demektir. Bu yıldız "Sirius Yıldızı"dır.

   Sirius, bizim güneş sistemimiz gibi daha birçok güneş sisteminin içinde yaşayan varlıkları eğitmiş, görüp, gözetmiş vazifeli bir sistem olarak fonksiyon gören varlıkların bulunduğu kozmik yönetici bir mekanizmadır.
   Hz. Muhammed-in Dünya-mızdaki vazifesine hazırlığı iki safhada olmuştur. İlk planlarını, Sirius-dayken hazırlamış ve Dünya-ya geldikten sonra oluşturacağı sistemi orada tanzim etmiştir. Hazırlamış olduğu bu dosyaları daha sonra dünyayı yakından takipeden ve dünyanın içinde bulunduğu şartları yakından inceleyen " Satürn Bilgeleri" ile tetkik etmiş, gözden geçirmiştir. Dünya-nın yaklaşık 28.000 yıllık bir dönemini içeren "akaşik"kayıtları, "Satürn Bilgeleri"ile birlikte tetkik etmişler ve Dünya üzerinde yaşayan varlıkların o güne kadar geçirmiş oldukları enkarnasyonları büyük bir titizlikle incelemişlerdir.En son olarak da bu öğretinin hangi yolla  insanlara nakledileceğine karar verildi.  Bu, vahiy mekanizmasıydı. Yani ruhsal  mekanizması.. Daha önce farklı metodlar denenmişti. Şimdi ise bu yol denenecekti.   
Siriusyen kökenli bilgiler insanlara uygun semboller kullanılarak postacılık vazifesini görecek bir varlıkla, zamanı geldiğinde Hz. Muhammed-e medyomsal kanalla  "Evrensel İdare  Mekanizması"nın kontrolünde aktarılmaya başlanacaktı.
  Önceden hazırlanan ve daha sonra  Peygamber-e medyomsal yollarla  Cebrail tarafından aktarılan metinler son derece ağır bir sembolizm örtüsüyle şifrelendirilmiş olduğundan anlaşılması bir hayli zordur. Bir başka zorluk da,  metinlerin belirli bir lineer akışı takip etmemesidir. Küresel bir mantık vardır. Lineer tek boyutlu bir mantıkla hazırlanmamıştır. Bu özelliğinden dolayı Kur-an metinlerinin anlaşılabilmesi için ayrıca bir çaba gerekir. Belli ki kolayca anlaşılması istenmemiştir.
  Peygamber  Dünya-ya doğduktan sonra dosyalarda yeni değişikliklerin yapılması zarureti ortaya çıkmıştır. Bunun en büyük delili bazı Kur-an ayetlerinin başlarında bulunan :"Elif", "Lam",Mim", Ta", "Sin", "Ha" gibi kodlardır. Ezoterik bilgilere göre bu kodlar, asıl kitapta bulunan  fakat son anda verilmesi uygun görülmeyen ayetlerin kodlarıdır. Hemen belirtelim ki, kulaktan dolma edinilen dini bilgilerimizdeki, Kur-an-dan başka artık insanlara hiç bir bilgi verilmeyecektir anlayışının hiç bir geçerliliği yoktur. Bu sonsuza bir son yakıştırmaya benzer. Ancak dinsel bir motif ve görünüm altında yeni bir bilgi verilmeyeceği doğrudur. Çünkü din devri Muhammed Peygamber ile birlikte tamamlanmıştır.
   O son Peygamber ve getirdiği de Dünya-nın göreceği son dindir. Fakat dünyanın göreceği son bilgi değildir. "Asıl Kitabın" tamamının insanlara aktarılmadığı unutulmamalıdır.

Kur-an-ı Kerim-in Oluşması:
   Kur-an-ı Kerim Dünya-ya indirilirken, önceden hazırlanmış olan metinler  Siriuslular-ın gözetiminde , Cebrail tarafından Muhammed  Peygambere aktarıldı ve Peygamber de bunları söze dökerek  dile getirdi. Bunun haricinde "Evrensel İdare Mekanizması"nın bazı unsurlarının , o an gelişen durumlara  uygun araya girişleri olmuştur. Ayrıca, Cebrail de kendi yetkisi dahilinde bazı araya girişler yapmak suretiyle bir takım ayetler aktarmıştır. Görüldüğü gibi üç tip işleyiş söz konusudur.
   Bütün bu faaliyetler"Evrensel İdare Mekanizması"nın "Sirius Kültürü"nü bu işe vazifelendirmesi doğrultusunda gerçekleşmiştir.
Bu vazifelendirme, onbinlerce yıldır süre getirilen bir faaliyetin sonucuydu."Siriusyen Kültür"ün dünyamız üzerindeki eğitim ve öğretim işi halen devam etmektedir. Görülüyor ki "kıyamete" kadar da devam edecek. Hatta kıyametten sonra insanlığın yukarı çıkışı tamamlanıncaya kadar  da, bu kültürün görür ve gözeticiliği  üzerimizde devam edeceği tahmin edilmektedir.

 "BEN-BİZ-O"
   Kur-an-ı kerim-i okuyanların farkettikleri bir özellik vardır. Kur-an-ı Kerim-in ifade tarzında kullanılan üç farklı zamir bulunmaktadır: "Ben", "Biz", "O..."
İşte birkaç örnek
"Ey Muhammed, Cebrail sana Kur-an okurken, unutmamak için acele edip onunla beraber söyleme, yalnız dinle. Doğrusu o vahyolunanı kalbine yerleştirmek  ve onu sana okutturmak  Bize düşer."(KIYAMET,75/16-19)

   "Yağmurun dönüşünü sağlayan göğe ve yarılan yeryüzüne andolsun ki, Doğrusu bu Kur-an kesin bir sözdür. O, eğlence için değildir. Gerçekten onlar düzen kuruyorlar.  BEN de bir düzen kurmaktayım. Ey Muhammed, sen inkarcılara mehil ver; onlara mukabeleyi biraz geri bırak."(TARIK,86/11-17)

"  Ey insan...Yüce Rabbi-nin adını tesbih et . O yaratılıp şekil vermiştir. O herşeyi ölçüyle yapıp doğru yolu göstermiştir. O yeşillikler bitirmiştir."..(A-LA,87/1-4)

  "O":Birçok ayette "Alemlerin Rabbi  olan Allah-ı ifade eder.Bazı ayetler de ise örneğin Al-i imran suresinin 18. ayetinde olduğu gibi "Kaadir-i Mutlak Yaratan"ı ifade eder.
Kur-an-ı Kerim-de geçen  "Biz" zamiri bir çoğulluğun ifadesi olarak karşımıza çıkar. Bu çoğul ifade bazı ayetlerde "Evrensel İdare Mekanizması"na bağlı olarak çalışan "Ruhsal İdare Mekanizması"nın, bazı ayetlerde dini literatürde "kürsi"ya da "Melekut" olarak geçen yönetici varlıkların ve bazı ayetlerde ise bizzat "Siriuslu Varlıklar"ın hitabını ifade eder.Görüldüğü gibi Kur-an-ı  Kerim-de "Biz" zamirini kullanan çeşitli sistemler vardır.
   Buna karşılık  "Ben" zamiri ise sadece "Alemlerin Rabbi Allah"ın ifadeleri olarak karşımıza çıkar.
  Görüldüğü gibi  Kur-an-ı Kerim-in indirilişinin çeşitli yönleri vardır.
(Alıntı değil Bireysel emektir)
Devam edecek
Kaynak: Son Üç  Peygamber
E rgun Candan
« Son Düzenleme: 09 Ocak 2009, 10:42:39 Gönderen: rinniel MINERVA »



Çevrimdışı yagmurruzgari

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 523
Ynt: Kur-an-ı Kerim-deki Temel Semboller ve Temel Kavramlar
« Yanıtla #1 : 13 Kasım 2008, 16:26:04 »
Harika bir kitapdı ben okumuştum özetleyerek sen takdire değer hizmet ile hazırlamışsın daha ne diyebilirim. Ergün CANDAN yazılarında ticari rekabetten reddetsede sanki DKB-nin B.K.-sinden alıntı yapmış gibi aynı hakikatlari içeriyor. 

KADİR-İ MUTLAK  Yüce Yaradandır. Varlıkların kaynağı Öz Enerji Odağıdır. Bazen Büyük Merkezi Güneş Tasavvufta ise Nur-u Kadim deniyor.
HAKİM-İ MUTLAK Varoluşun denge ve düzenini yönetendir.
« Son Düzenleme: 13 Kasım 2008, 20:11:10 Gönderen: yagmurruzgari »

Çevrimdışı Samimi

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 316
Ynt: Kur-an-ı Kerim-deki Temel Semboller ve Temel Kavramlar
« Yanıtla #2 : 13 Kasım 2008, 16:50:35 »
elıne saglık can guzle bır calısma yapmıssın  sıprıtualıst bakıs acısı ıle nasıl gorunmektedır net olarak aktarmısısınız

Çevrimdışı Ast

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 2074
Ynt: Kur-an-ı Kerim-deki Temel Semboller ve Temel Kavramlar
« Yanıtla #3 : 13 Kasım 2008, 17:27:55 »
Sevgili yağmurrüzgarı alıntıyı yapan B:Ö yani dkb dir.Çünkü bu bilgiler Sadıklar Planı adlı celselerde verlimişlerdir ve tarihi oldukça eskidir.Büyük merkezi güneş bilgi kitabı terminolojisidir.Eski dönemlerde B:Ö:Ç ın bilyay ile ilişkisi bilindik bir geçektir.Bu nedenle Ergün candan ın bu bilgileri Spirutelizmin türkiyedeki kurucusu derneğin bilgileri ile  aldığı bir gerçektir.Saygılar

Çevrimdışı Ast

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 2074
Ynt: Kur-an-ı Kerim-deki Temel Semboller ve Temel Kavramlar
« Yanıtla #4 : 13 Kasım 2008, 23:32:00 »
Süper bir paylaşım emeğinize sağlık sevgili ayışığı

Çevrimdışı Mu

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 98
    • Kişisel blogum
Ynt: Kur-an-ı Kerim-deki Temel Semboller ve Temel Kavramlar
« Yanıtla #5 : 14 Kasım 2008, 11:36:31 »
Bu kitabı okumuştum çok güzeldi.Bana çok yardımcı olan birkaç kitaptan biriydi.Paylaşım için teşekkürler.

Çevrimdışı secretman

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 287
Ynt: Kur-an-ı Kerim-deki Temel Semboller ve Temel Kavramlar
« Yanıtla #6 : 14 Kasım 2008, 15:33:30 »
Öncelikle emeğine sağlık
paylaşım içinde teşekkürler bende   spiritüalizmi eklemek   istedim

Spiritüalizm =Ruhçuluk
Terim, Latince "ruh" anlamına gelen "spiritus" sözcüğünün sıfatı "spiritualis" sözcüğünden türetilmiş olup, iki ayrı anlamda kullanılmaktadır:
Felsefi Spiritüalizm
Ruh ya da "can" ın maddeden ayrı bir cevher olarak varlığını kabul eden bütün mezhep, öğreti, akım, yol ve inanç sistemlerini kapsayan genel addır.
Deneysel Spiritüalizm
Deneysel spiritüalizm, ruhsal fenomeni deneysel olarak ve sorgulayarak inceleyen, sınıflandıran, ruhlarla iletişimin var olduğu gerçeğini deneysel olarak gösteren ruhçuluk olup, ruhların bildirdiği hakikatler ışığında varlık, evren ve Tanrı hakkında bilgilendirici açıklamada bulunur. Spiritizm, deneysel spiritüalizm ya da sade bir biçimde, spiritüalizm denilen, Kardec-in sistemli hale getirdiği klasik spiritüalizmin belli başlı ilkeleri şöyle özetlenebilir:
Allah vardır, tektir, Yaratan-dır.
İnsan üç kısımdan oluşur: Ruh, perispri ve beden. Perispri, ruh ve beden arasında irtibatı sağlar, yarı-maddi bir yapısı vardır.
Can, ölüm olayı ile bedeni terk ettiğinde "ruhlar alemi" nde doğar. Dünyadayken yaptığı iyilik ve kötülükler orada, hafızasında canlanır. Bir süre sonra, dünyada tekrar bedenlenir. Sınavlar geçireceği dünyada defalarca doğmanın amacı tekamül etmektir. Bütün ruhlar eşit yaratılmıştır. Fakat tekamül dereceleri aynı olmadığından aralarında, tekamül farklarından kaynaklanan bir ruhsal hiyerarşi vardır.
Kuran her konuda bilgi verirken ruh hakkında az bilgi verildiğini açıkça söyler:  -Sana ruh-tan sorarlar; de ki:  "Ruh Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir." (İsra 17/85)- Burada da açıkça belli olmaktadır ki ruh daima gizli kalmış ve bu konuda az bilgi verilmiş bir olgudur.Ruhumuz, Allah’ın bir parçasıdır. Çünkü Allah kendi nefesinden üflemiştir. Ruhun bu anlamda çok gelişmiş bir form olduğu açık. Bu gelişmişlik aklımızın sınırlarını zorlar derecededir. Bu yüzden ruh, ölümsüz belki sınırsız bir yapı olduğu gibi bedeni de canlı tutan faktördür. 
İnsanın yaratılışını gayesini gösteren üç ayetten ikisinde insanın boş yere yaratılmadığı(el-Müminûn.23/115)ve başıboş salıverilmeyeceği (el-Kıyame, 75/36)belirtilmektedir. Üçüncü ayette ise Allah Teala "Ben insanları ve cinleri bana kulluk etsinler diye yarattım." (ez-Zariyat,51/56)buyurmaktadır.


« Son Düzenleme: 14 Kasım 2008, 15:43:49 Gönderen: secretman »

Çevrimdışı ayışığı

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 1307
Ynt: Kur-an-ı Kerim-deki Temel Semboller ve Temel Kavramlar
« Yanıtla #7 : 15 Kasım 2008, 07:05:25 »

ALEMLERİN RABBİ
Farklı dinler , O’nu farklı isimlerle insanlara anlatmaya çalışmışlardır. En son olarakda
Hz. Muhammed  O’ndan bahsederken -ALLAH- ismiyle zikretmiştir… Ancak  "Alemlerin Rabbi olan  ALLAH " sözü ,Kur’an’da   "Kaadir-i Mutlak  Yaratan" anlamında kullanmamıştır. Bununla ilgili çok açık ayetler  vardır. "Yaratanlar’ın en güzeli olan Allah ne uludur!..." ( MÜ’MÜNUN , 23 /4 )
Buradaki yaratanlar sözcügü dikkatlerinizi hemen çekmiştir sanırım.Yoktan   var  eden "Kaadir-i Mutlak Yaratan  " için, "Yaratanlar " sözcüğü kullanılamıyacagına göre burada sözü edilen "yaratma "işlemi var olan enerjilerin kullanılmasıyla gerçekleştirilen, fizik alemlerin meydana getirilişidir .Yani yoktan var etme değil , var olandan yeni var edilişlerin gerçekleştirilmesidir. Ve bunu yapanların da tek olmadığı ayette açıkca belirtilmiştir.
"Allah,Melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahipleri , O’ndan başka tanrı olmadığına şahitlik etmişlerdir.O’ndan başka Tanrı yoktur.O güçlüdür, Hakim’dir."( AL-İ  İMRAN  3/18 )
O’ndan başka Tanrı olmadığına şahitlik edenlerin arasında Allah’ın da bulunduğu  sanırım dikkatlerinizden kaçmamıştır.
Arş :
Kur’an’da   Arş-ı Ala " olarak geçer. En yüce  Arş  demektir. Bu ifadedeki Arş , sürekli oluş  mekanıdır. Arş , kozmik hiyerarşideki en üst mekanizmadır. Her türlü oluşumun  kaynağıdır. Ruhsal gelişim seviyeleri bakımından gerçek  anlamda "İlahlar"’ın mekanıdır diyebiliriz. Fiziksel ve Ruhsal Alemler’in tamamını  kapsamına alan bu mekanizma hakkında, neredeyse hiç denebilecek kadar az bilgi vardır.
Ruhsal İdare Merkezi:
 "Alemler’in  Rabbi"ve  "Arş "  mekanizması tarafından şekillendirilen fiziki ve astral  alemlerin idareciliğini , görüp ve gözeticiliğini  yaparlar. Çeşitli dünyalardaki  devreleri tanzim ederler. Bu devreleri  önceden belirlerler, uygulamaya sokarlar, yeri geldiğinde uzatırlar ya da kısaltırlar ve sonunda kapatırlar. Varlıkların gelişimleri  ile ilgili her türlü  plan ve program  bu yönetici mekanizmanın  üyeleri  tarafından gerçekleştirilir.
  Kendi  Dünyamız için bir örnek vermek gerekirse , bugüne kadar dünyamıza  gelen tüm vazifeli  varlıkların seçimleri  bu mekanizma tarafından gerçekleştirilmiştir. Tüm dinlerin sahipleri  yine bu mekanizmanın üyeleridir. Bu devremizin  belli bir noktasında  meydana gelecek olan -Kıyamet-de yine  -Ruhsal İdare Mekanizması-nın tasarrufu altındadır.
  "Ruhsal İdare Mekanizması"  için her uygarlık ve her din  farklı isimler  kullanmışlardır. Örneğin Hrıstiyanlıktaki  "Ruhül Kudüs" ve İslamiyet’teki "Yüce Kalem" Ruhsal İdare Mekanizması’nı ifade eden tanımlamalardır. Yine Kur’an dilinde geçen "Zıllullah" tabiri de "Allah’ın Gölgesi-" anlamına gelir ve Ruhsal İdare Mekanizması’nı  ifade eden  sembollerdendir.
Melekut:
  Dini literatürde -Kürsi- olarak da isimlendirilen  bu bölge, Alemlerin Rabbi, Arş ve  Ruhsal İdare Mekanizması’ndan gelen  tesirlerin, vibrasyonlarının düşürüldüğü bir bölgedir. Eğer böylesine bir mekanizma  olmuş olmasaydı -Yukarısı-nın aşağısıyla irtibatı hiçbir şekilde mümkün olmazdı. Bu bölge adeta bir  transformatör gibi iş görür.
  Alemler’in Rabbi’nin ve Ruhsal İdare Mekanizması’nın  tesirlerinin insanlara zarar vermeden nakledilmesi için fonksiyon gören bu mekanizma, Kur’an-ı Kerim’in Muhammed Peygamber’e tebliğ edilmesinde  de fonksiyon görmüştür.  Bu fonksiyonu  gören ve Melekut Alemine  ait varlıklardan biriside Cerail’dir.
  Kur’an’da Melekut Alemi’ne dahil olan  ve her biri farklı görevler üstlenen dört büyük -melekten- söz edilir.  -İsrafil-, -Cebrail- , -Mikail-, ve -Azrail- bunlar bizim bildiklerimizdir; yoksa  Melekut Alemi sadece bu dört  varlıktan  ibaret değildir. Bu bölgenin adı -Melekut Alemi- olarak isimlendirilmiş olduğundan burada bulunan  varlıklara da -melek-  ismi verilmiştir.
Sirius:
  Bize oranla son derece  süptil maddelerden  olsa da yine de fizik bedenlere  sahip varlıklardır.   Dünyamız gibi başka dünyalardaki varlıklarında  gelişimleriyle  yakından ilgilenen  bu kozmik -uzaysal  varlıklar için  Ruhsal İdare Mekanizması’nın eli- ayağıdır diyebiliriz. Çok nadir olarak  Dünyaya kendi aralarından  vazifeli varlıklarını  gönderdikleri  ve gizli yer altı uygarlığı  -Agarta- ile direkt temaslarını olduğu bilinmektedir.
   Ezoterik bilgilerde bu varlıkların ışıktan bedenlere sahip olduklarının ifade edilmesi, bedenlerinin ne denli süptil  (yüksek titreşimli) maddelerden oluştuğunu anlatmak içindir. Vibrasyonlarını düşürmeden dünyamıza gelseler ve bizim karşımıza  çıksalar, bizim onları görmemiz mümkün olamaz. Ancak vibrasyonlarını düşürdükleri takdirde onları büyük bir ışık olarak algılayabiliriz.İyice düşürdükleri takdirde , onların belirledikleri bir form içinde onları görmemiz ancak mümkün olabilir.Bu özellik başka uzaylılar içinde geçerlidir.
Ruhsal Planlar:
-Ruhsal İdare Mekanizması-nın bize en yakın kısmıdır. Gelişim düzeyleri  ve potansiyelleri  bakımından bizlerden  bir hayli ileri seviyede bulunan bedensiz  varlıkların teşkil ettiği  bir organizasyonlar bütünüdür. Potansiyelleri ve gelişmişlik düzeyleri  farklı seviyelerdeki  planların oluşturulduğu büyük bir organizasyondur. Her bir plan, bu organizasyon içinde hiyerarşik bir yapılanma içinde vazife görmektedir.
  Dünyamızın sadece fizik kısmıyla değil aynı zamanda astral kısmı ile yani spatyomu ile de yakından ilgilenirler.
  İnsanların doğmadan önceki hayat planlarının  öte alemde hazırlanmasında  ve daha sonra dünyada  bu planların gerçekleştirilmesinde , bu organizasyonun çok önemli bir fonksiyonu vardır. Metapsişik çalışmalarda sözü edilen  -bedensiz hami varlıklar- ya da -rehber varlıklar- bu ruhsal planlara  ait olan varlıklardır.

Ergun Candan
Son Üç Peygamber
« Son Düzenleme: 15 Kasım 2008, 12:22:28 Gönderen: AST »

Çevrimdışı ayışığı

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 1307
Ynt: Kur-an-ı Kerim-deki Temel Semboller ve Temel Kavramlar
« Yanıtla #8 : 15 Kasım 2008, 07:07:47 »
3-Ahiret Hayatı,  Cennet, Cehennem
  Kur’an-ı Kerim , Dünya spatyomundan  -ahiret- olarak bahseder. Öldükten sonra varlıkların astral bedenleriyle  gittikleri bir mekandır. Dünyamız’ın fizik  maddesine  oranla  çok daha süptil  maddelerden oluşan  bu mekanda  düşüncelerimizin anında şekillendiği , Kur’an’da  -ne dilerseniz orada anında  karşınıza çıkacaktır- diye üstü örtülü  bir şekilde anlatılmıştır.
    Öldükten sonra spatyomda  kendi gelişmişlik seviyemizle doğru orantılı bir yer ediniriz. Spatyom, aşağıdan yukarıya  doğru gittikçe süptilleşen maddelerden  oluşur. Bu nedenle spatyomun  ne kadar yükseklerinde  bir yer edinebileceğimizi  belirleyen tek unsur astral bedenimizin yapısıdır. Dünyada yaşarken astral bedenimizi  ne kadar yüksek titreşimli  bir hale getirebildiysek, -spatyom-da  da  o kadar yüksek  imkanlı bölgelerde  kendimize bir yer edinebiliriz.  Astral bedenimizi kabalaştıran  en önemli etken ise , ayşarken ürettiğimiz  kaba düşüncelerdir. Bu nedenle -düşüncelerinizden de sorumlusunuz- denmiş ve  yine bu yüzden tüm dinlerde  insanları -pozitif düşüncelere-  yöneltmek için  aşırı bir çaba harcanmıştır. -Dünya  Spatyomu- ndan çıkarak  daha ileri seviyeli  mekanlara doğmamız  ancak astral bedenimizin  süptilleştirilmesiyle  mümkün olabilecek bir meseledir.  Aksi takdirde  dünya spatyomunun  üst kademelerine  tırmanabilmemiz  hiçbir zaman mümkün olamayacaktır. 
  Tüm dinler  -Dünya Spatyomu-ndan  çıkışı  ya ad hiç değilse  tırmanışı bir kurtuluş  noktası olarak  nitelendirmişler  ve bunu da çeşitli isimlerle  sembolleştirmişlerdir.  Budizm’de -Nirvana-, Hrıstiyanlıkta  -Göklerin  Melekutu-na  giriş, İslamiyet’te ise -Cennet- işte bunu anlatır. Spatyomun en aşağı seviyeleri   ise son derece kaba  enerjilerle  haşır neşir olan  geri seviyeli  varlıkların  yoğunlukla bulunduğu  cehennemi  andıran  bölgelerdir.
  Bu yüzden de İslamiyet’te bu bölgeleri  ifade etmek maksadıyla  cehennem tabiri kullanılmıştır. Bu tabir hemen hemen tüm dinler de  vardır.   Spatyomun bu bölgesi  varlıkların öldüklerini  bile anlamadan  geçirdikleri  sıkıntılı ve  ıstıraplı bir aşamasıdır. Bu bölgedeki varlıklar çoğunlukla kendi  düşüncelerinden dolayı oluşmuş imajların içinde bocalayıp  durmakta ve bu imajların kendi düşüncelerinin  sonucu oluştuğunu  bir türlü anlayamamaktadırlar.
  İçinde bilgisi olmayan inançların, insana hiçbir yarar sağlamayacağının artık net bir şekilde  bilinmesi gerekir. Sadece Hrıstiyanlığı yada  Müslümanlığı kabul etmiş olmak , insana ahret hayatında  hiçbir ayrıcalık  sağlamamaktadır.

Kıyamet:
  Dünya üzerinde yaşayan  milyarlarca insan görünürde farklı inançlarıyla ; farklı renkteki  yollar üzerinde  yürüyerek , bilmedikleri bir hedefe  doğru gitmektedirler.  Ancak bu hedefin ne olduğu bellidir.
  Ezoterik bilgiler bu hedefi  -insanlığın aşamalı aşağıya inişi ve sonra tekrar çıkışı- ile sembolleştirerek  insanlara söylemişlerdir. Dinler ise bu hedefi  -kıyamet- sembolüyle  şifrelendirdikten sonra insanlara aktarmışlardır. Bu nedenle  tüm dinlerde  -kıyamet-  bir son nokta olarak insanların önüne konulmuştur.  Bu hedef için uğraşılmış ve insanlık bu hedefe doğru yönlendirilmiştir.

Ergun Candan
SON ÜÇ PEYGAMBER
« Son Düzenleme: 15 Kasım 2008, 12:24:10 Gönderen: AST »

Çevrimdışı Ast

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 2074
Ynt: Kur-an-ı Kerim-deki Temel Semboller ve Temel Kavramlar
« Yanıtla #9 : 15 Kasım 2008, 13:09:09 »
Özellikle cennet ve cehennem kavramlarına farklı bir bakış açısı getirilmiş, emeğinize sağlık.

Çevrimdışı ayışığı

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 1307
Ynt: Kur-an-ı Kerim-deki Temel Semboller ve Temel Kavramlar
« Yanıtla #10 : 15 Kasım 2008, 19:37:21 »
-Kıyam  Etmek-:  -Ayağa kalkmak anlamına gelir.-
İnsanların  uyumakta olduğu yani, dünya üzerinde kapalı bir şuurla  ve birçok bilgiden habersiz olarak  yaşadıkları  hemen her dinde , felsefede, inisiyatik öğretilerde , ezoterizmde  dile getirilmiş bir meseledir.
  -Kıyamet-te  insanların ayağa kalkacağından  sözedilmesi  şuurlanarak  bilgilenecekleri  anlamında kullanılmıştır. Yoksa ölülerin  cesetlerin ve  kemiklerin dirilmesi  anlamında değil…
  -Kıyamet-: Sırların  ortaya çıkacağı  ve bu açık bilgilerle  insanların topyekün şuurlanma yoluna girecekleri  günlerin adıdır.
Kur’an-ı Kerim’deki  Kıyamet Sembolleri:
  Kur’an-ı Kerim -Kıyamet-in  ön belirtileri olarak bazı ip uçları vermiştir. Ancak bu belirtiler de kuşkusuz ki , sembollere büründürülerek aktarılmıştır. Şimdi -Kıyamet-in bu ön  belirtilerinin neler olduğunu görelim:
1-   Yecüc ve Mecüc’ün  ortaya çıkışı,
2-   Debbet-ül Arz’ın ortaya çıkışı
3-   Deccal’in ortaya çıkışı
4-   Güneş’in batıdan doğması
 Bunlar gayet kapalı sembollerdir. Anlaşılabilmeleri için zengin bir ezoterik kültüre  sahip olmak gerekir.
1-Yecüc ve Mecüc’ün  Yeryüzü’nde  Ortaya Çıkışı:  Yecüc ve Mecüc sözcüklerinin kelime olarak ne anlama geldiği bilinmemektedir. Tamamen yanlış bir yorum olarak cüce ırk anlamına geldiği kesinlikle doğru değildir. ..
  Kur’an’da  Yecüc ve Mecüc -den şöyle bahsedilmiştir;
-Yecüc ve Mecüc’ün Seddi yıkıldığı zaman her dere ve tepeden boşanırlar. Gerçek vaat yaklaştığında inkar edenlerin gözleri beliriverir: Vah bize !bundan önce gaflet içindeydik, hem de zalimdik derler.(ENBİA,21/96-97)
 Biz gelelim konunun ezoterik açıklamasına:
  -Yecüc- ve -Mecüc-, nefsani azgınlığın Kur’an’daki sembolüdür. Yani , insanlığın egoistçe duygu ve düşüncelerle kendisini zehirlemesidir. Gözünün bu hırslarından başka bir şey görememesidir. Ve bu haliyle dünyamız -Yecüc- ve -Mecüc-lere uzun bir süredir teslim olmuş durumdadır.
  Kendi ruhsal kudretini içten içe hisseden  ancak bilgisi olmadığı için  bunu adlandıramıyan ve bunu doğru yönlendiremiyen insanların içinde bulundukları bir sürecin yaşanmasıdır.
    Tek bir cümleyle özetliyecek olursak: -Yecüc- ve -Mecüc-ün ortaya çıkması, egosal isteklerin azması anlamında kullanılmıştır diyebiliriz. 
  Bu gibi hallerde,-vesvese- denen sistematik şüphecilik yaygınlaşır ki, buda Kur’an -da dile getirilmiştir. Vesvese her şeyin degerini aşağılamak, küçültmek , düşürmek anlamına gelir. Vesvese insanın içini kemiren bir kurt gibidir.sonunda insanı tam anlamıyla büyük bir boşluga götürür vede insanı büyük bir ruhi çöküntü içine sürükleyebilir. Nitekim günümüzde psikolojik rahatsızlıkların hızla yükselme göstermesi bunun en açık göstergesidir. İnsan kendisini büyük bir boşlukta hissetmekdedir. Zira aradıgı cevapları bir türlü bulamamaktadır. Kendisine yapılan dinsel  yorumlar da  ona yeterli gelmemektedir. Böylelikle ortaya çıkan kısır döngünün sonucunda yaratılan girdap kendisini hızla aşagılara dogru çekmektedir.
    Bu kısır döngüden kurtuluşun nasıl olacagıda  Kur’an - da bir sembolle  anlatılmıştır. Dört büyük melekten biri olan - İsrafil - in üfleyecegi boru ile - kıyamet - denilen - Büyük uyanış devri - başlıyacak ve bu gidişat sona erecektir.
    İsrafil’in üfleyecegi borunun ezoterik anlamı ise , - Melekut  Alemi- nin  kozmik tesirleridir.Anlayışı arttırıcı ve insanı şuur uyanıklıgına götürücü bu tesirlerin insanlara yollanması ile birlikte bir degişimin meydana gelecegi anlatılmak istenmiştir.
Böylelikle insanın kendi egoizmasını, duygusalligını yenerek kendisine tam hakim olmayı başaracaktır. Bununda ne kadar zor bir iş oldugu bilindigi için , tüm -kıyamet tasvirleri- büyük zorluklar ve ıstıraplı haller içinde anlatılmıştır. Şuur uyanıklıgına geçebilmenin , degişmez ilk şartı - nefsin ıslah - edilmesidir.

devam edecek
« Son Düzenleme: 15 Kasım 2008, 20:27:23 Gönderen: AST »

Çevrimdışı ayışığı

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 1307
Ynt: Kur-an-ı Kerim-deki Temel Semboller ve Temel Kavramlar
« Yanıtla #11 : 16 Kasım 2008, 07:42:46 »
2-Debbet-ül Arz’ın Ortaya  Çıkışı:
  -Debbet-ül Arz- Arapça bir tamlamadır. -Dabbe-:Hayvan veya binek hayvanı  anlamına  gelir.-Debbet-ül Arz- ise , kıyamet vakti yaklaşınca  yerden çıkacak olan -korkunç bir hayvan-anlamında kullanılmıştır.
  Adeta canavarı andıran bu hayvan , tüm mitolojilerde ve ezoterik bilgilerde, astral bedenimizi  adeta bir zırh gibi saran  -tortunun- sembolüdür. Nitekim  mitolojilerde  bu tortu,  ağzından  alevler saçan  -canavar- ile sembolleştirilmiştir. Mitolojilerdeki  canavarla mücadele  motifleri  ise , bu tortunun inisiyatik çalışmalarda temizlenmesinin  mecazi anlatımıdır.
  Ruhsal özümüzden gelen tesirlerin bize kadar  ulaşmasına engel olan  bu tortunun temizlenmesi , insan yaşamının  asıl gayesidir. Ancak ne varki , çoğunlukla bu tortuyu temizlemek  bir kenara,  tam tersine daha da arttırarak  bu dünyadan ayrılırız. Astral  bedenimizin çevresini kaplayan bu tortunun oluşmasına  sebebiyet veren  en  önemli  etken ; gerek bizden , gerekse çevremizden  bize gelen negatif düşünce enerjileridir.
  -Debbet-ül Arz- sembolünü  tekrar ele alacak olursak şunları söyleyebiliriz: Kıyamet’in yani -genel uyanışın-ın başlayacağı günlere yaklaşıldığında , insanlar yavaş yavaş kendilerindeki bu tortunun farkına vararak , bu tortunun  temizlenmesi  için  bir çaba içine gireceklerdir.
  Günümüzde  Debbet-ül Arz’ı  fark etmeye başlayan  insanların sayısındaki artışı göz önüne aldığımızda , bu kıyamet alametinin de ortaya çıkmakta olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
« Son Düzenleme: 16 Kasım 2008, 12:49:49 Gönderen: AST »

Çevrimdışı ayışığı

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 1307
Ynt: Kur-an-ı Kerim-deki Temel Semboller ve Temel Kavramlar
« Yanıtla #12 : 17 Kasım 2008, 10:34:53 »
3-Deccal’in Ortaya Çıkışı
  Kıyamet alametlerinden biri de  -Deccal-in ortaya çıkışıdır. -Deccal-: aldatıcı demektir.
   Genel tasavvura göre kıyamet yaklaştığında;  solunda Cennet , sağında Cehennem  ve iki kaşı arasında kafir yazılı  Deccal adlı bir varlığın  çıkacağından sözedilir. Deccal’in aldatıcılığı kendisini  daha bu ilk tanımlamada  bile gösterir. Çünkü İslamiyet’te  Cennet sağda sembolize edilmesine karşılık , Deccal’in Cennet’i soldadır. Çünkü onun görevi insanları aldatmak , kandırmak ve böylelikle gerçeğin  üstünü örtmektir. Nitekim Deccal’in alnındaki  kafir yazısı da  bunun sembolüdür. Çünkü kafir sözcüğü  -küfür-  den gelir. Küfür: Gerçeğin üzerini örtmek demektir. Kafirler demek  -küfür içinde olanlar- demektir. Yoksa sanıldığının aksine , başka dinden olanlar  anlamına gelmez.
 -Deccal-in insanları yanılgıya sevketmek için -kıyamet- yaklaştığında tüm Dünya’yı dolaştığı söylenir. Demek ki tüm  Dünya’yı saran bir tesir alanıdır bu… Ve bu tesir alanı tüm Dünya’yı etkisi altına almış durumdadır. -Deccal’in Devri- günümüzde tüm etkisiyle sürmektedir.
 -İsa Peygamber ahir zamanda , Şam’ın kuzeyindeki  Türk mimari eseri olan  beyaz bir minareye inecek  ve o minareden ezan okuyacaktır-.
Bu kehanet midir? Yoksa sembolik bir bilgi midir? İslami inanç sistemine  nasıl girdiği bilinmemekle birlikte  bunun üzerinde çok farklı  yorumlar yapılmıştır. Hemen şunu söyleyelim ki bu inançla, Deccal inancı  birbirine bağlanmıştır. Çünkü -Deccal-in, beyaz bir caminin minaresinden inecek olan  İsa Peygamber’in süngüsüyle  öldürüleceği ifade edilir.
   İsa Peygamber  -Melekut Alemi-ne ait bir varlık olduğundan, demek ki  -Deccal- olarak sembolleştirilen  bu negatif tesir alanı , -kıyamet- te  Melekut Alemi’nin  etkisi ve pozitif tesiriyle  ortadan kaldırılacak  ve böylelikle şuurlanmanın  yolları açılacaktır.
   Kur’an-ı Kerim’de geçmemesine rağmen, kıyamet alametleri olarak ileri sürülen  ön belirtilerden  bir diğeri de -Mehdi-nin  ortaya çıkmasıdır. -Mehdi- :kurtarıcı demektir… Ancak -Mehdi- vaat edilen bir varlık değildir. Kurtarıcı herkesin kendi içinden çıkacaktır. İnsan , önüne getirilen  -açık bilgiyle- , önce kendi içindeki  Tanrısını keşfedecek  yani kendi ruhsal potansiyelinin farkına varacak  ve böylelikle  herkes kendi kendisinin  kurtarıcısı ve mehdisi olacaktır. Kaldı ki, -kıyamet-te  kimsenin kimseye  şefaat edemeyeceği  Kur’an-ı Kerim’de açıkça belirtilmiştir.
  -Kimsenin kimseden  faydalanamayacağı , kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği , kimseden fidye alınmayacağı ve yardım  görülmeyeceği günden korunun.-(BAKARA, 2/48)
4-Güneş’in  Batı’dan  Doğması
  Burada da yine sembolik bir -kıyamet- alametiyle karşı karşıya bulunmaktayız. Ancak bu sembolik ifade de  anlaşılamadığı için,  Dünya’nın tersine döneceği ve her şeyin alt üst olacağı zannedilmiştir.
  Oysa ki güneşin batıdan doğması, insanın alt üst olmasını ifade eder. -İnsanın alt üst olması- da; insanın uyku halinden  uyanmasını, yani şuurlanmasını sembolize etmektedir. Değişecek olan işte budur. O ana kadar doğru olarak sarıldığı yanlışların elinden kayıp gitmesi ve gerçekle yüzyüze gelmesidir. Güneş’in  Ezoterik  Öğretiler’de  aynı zamanda  -gerçeği- sembolize ettiği de  hatırlanacak olursa, bu sembol daha kolay anlaşılabilir.
  Bu sembol, aynı zamanda  devrenin bitişini  de ifade eder. Yani -Demir Çağı-nın sonunu, buna karşılık -Altın Çağ-ın başlangıcını…. Gidiş bunadır… Ve o anlamda güneş batıdan doğacaktır.

Kıyamet’teki -Mahşer Günü-nde tekrar doğuş
  İnsanların -Mahşer Günü-nde tekrar dirileceklerini ifade eden  Kur’an-ı Kerim’deki  ayetler , bir başka bilgiyi  de içinde barındırmaktadır. İnsanların tekrar dirilmeleri ile aynı zamanda  daha önce ölmüş kişilerin  yeniden bu  Dünya’ya doğacaklarını da anlatılmaktadır.
  Dünyamızın bu devresinde  eğitimlerini sürdürecek olan kozmik  varlıkların sayısının yaklaşık 7 milyar olduğu alınan bazı önemli ruhsal irtibat celselerinde verilmiş bir bilgidir. Ve yine verilen aynı bilgilerde Dünya’nın bu devresi tamamlanıncaya kadar  tüm varlıkların bu Dünya’ya yollanacakları ifade edilmiştir.
   Buradan çıkan sonuç şudur: Dünya nüfusu  7 milyara  yaklaştığında  beklenen genel bir uyanış her an başlayabilir.

devam edecek
Son Üç Peygamber
« Son Düzenleme: 20 Kasım 2008, 17:43:41 Gönderen: AST »

Çevrimdışı ayışığı

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 1307
Ynt: Kur-an-ı Kerim-deki Temel Semboller ve Temel Kavramlar
« Yanıtla #13 : 18 Kasım 2008, 00:41:09 »
Miraç
Miraç :  Tamamıyla ruhsal bir deneyim olup, günümüz Parapsikoloji Bilimi’nce -Astral Seyahat- olarak isimlendirilen bir hadisedir. Miraç’ta Peygamber’in bağlı bulunduğu plana  astral bedeniyle gitmesi  söz konusudur. Astral  seyahatin uyku ile uyanıklık arasındaki bir  devrede  gerçekleşebildiği  bu gün  Parapsikoloji Bilimi’nce net bir şekilde bilinmektedir. Sahih’i  Buhari’nin  Ayşe’den naklettiği bir hadisede meselenin bu yönü  tüm açıklığıyla anlatılmaktadır. Ayşe, Peygamberin bir gün kendisine  şöyle dediğini anlatıyor.
_ -Ya Ayşe, benim iki gözüm uyur. Fakat kalbim uyumaz-
   Muhammed Peygamber’in  Miraç’ta kalbinin yıkandığı söylenir. Bu son derece gizli bir bilginin  kapalı bir şekilde  anlatımından ibarettir.
  Peygamber yaşadığı bir Miraç olayını  şöyle anlatır:
   _ -Evin damı ansızın yarıldı. Cebrail geldi, göğsümü açtıktan sonra  zemzemle yıkadı Sonra hikmet ve iman dolu  bir altın tas  getirip kalbime boşalttı ve onu kapattı.-
  Muhammed Peygamber’in  yüksek seviyeli  tesirleri alabilmesi  için bünyesi üzerinde değişiklikler  yapılmıştır. Bu değişiklikler hem fizik bedeninde , hem de astral bedeninde  gerçekleştirilmiştir. Şuuraltı temizlenmiş ve düzenlenmiştir.
   Kalbin temizlenmesi çok eski bir bilginin  sembolik bir ifadesidir. Eski devirlerdeki  bir çok toplumlar bu bilgiye sahipti. İnisiyatik özel çalışmalarında  bu bilgilerini  hem fiziki,  hem de astral bedenin  temizlenmesinde, saf hale getirilmesinde  kullanmışlardır. Bu, tam anlamıyla bir iç temizliktir. Kendini tanıma ve kendini bilme  çalışmalarının da esasını oluşturur.
  -Kalbin yıkanması-:Hakiki abdest, hakiki temizliktir.
   Muhammed Peygamber’in yüksek titreşimli enerjileri bünyesinden geçirebilmesi ve Kur’an-ı Kerim’i indirebilmesi  için  bu tür bir temizliğin yapılması şarttı.  Çünkü yüksek seviyeli enerjilerin  alınıp aktarılması için  astralin ve fiziki bedenin temizlenmesi  yani yüksek seviyeli  enerjilerin rahatlıkla  alınıp aktarılabilmesine  uygun bir hale  getirilmesi gerekir.
Hac
Her dinin içinde farklı ibadet şekilleri vardır. İslamiyet’in bünyesi içindeki  ibadetlerden biri de, Kabe’nin  Kurban Bayramı dönemlerine  denk gelen tarihler  arasında  Müslümanlarca  ziyaret edilmesidir. Ayrıca her gün dünya üzerindeki  çok sayıda  Müslüman  nerede olurlarsa olsunlar , Kabe’nin bulunduğu  yönü hedef alıp , o yöne doğru namaz kılarlar. Kabe’yi her yılın belirli dönemlerinde  ziyaret etme adeti  Müslümanlık’tan çok daha önceki yıllarda  da uygulanmaktaydı.
   Kabe adı verilen ve ilk kurulduğunda  bir mabet olarak inşa edilen bu yapının bulunduğu yer -Spiritüel Coğrafya-nın  önemli bir noktasında bulunuyordu.
(Spiritüel Coğrafya:Yeryüzünün öyle coğrafik  bölgeleri vardır ki, bu yerler  insan anlayışını yükseltici  kozmik tesirleri  taşımak bakımından  diğer yerlere oranla  daha yeteneklidirler. Bu tür yerlere  Ezoterizm’de -Kutsal Coğrafik Merkezler- adı verilmiştir. Kozmik tesirlerin  biriktiği ve yansıtıldığı  bu yerlerde  ortaya çıkan  muazzam enejiler  çevreye adeta  bir ışın gibi yayılır.)
  Kabe’nin bulunduğu nokta , o devirlerde  kozmik tesirleri çekmeye  çok müsaid bir yapıdaydı. Bir de buna -Hacer-ül Esved- denilen , enerji toplayan  ve topladığı enerjileri  yansıtma özelliğine  sahip  siyah taş eklenince  -Kabe-  bir zamanlar  büyük bir enerji  yayan  merkez konumuna gelmişti. Her yıl insanlar  bu enerjiden  yararlanabilmek için  Kabe’ye giderler ve burada düzenlenen özel törenlere katılırlardı.
  Ancak  Hacer-ül Esved   bu özelliğini  günümüzde  büyük bir oranda  yitirmiş durumdadır. Zaten bu fonksiyonunu , daha Peygamber’in  yaşamı sırasında kaybettiğini  Peygamber’in  bizzat kendisi de söylemiştir.
   _ -…Bu taş eğer  cahiliye devrinin pislikleri ve kirleri ile kirletilmiş  olmasaydı onunla her türlü hastalık,  veba ve   müsibetten kurtulmak için  Allah’tan  şifa istenirdi. Allah elbet te bir gün onu  ilk yarattığı  şekle döndürecektir.
« Son Düzenleme: 20 Kasım 2008, 17:44:30 Gönderen: AST »

Çevrimdışı ayışığı

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 1307
Ynt: Kur-an-ı Kerim-deki Temel Semboller ve Temel Kavramlar
« Yanıtla #14 : 19 Kasım 2008, 11:00:24 »
Kurban
  İnsanlık tarihi incelendiğinde  kurbanın  insanlıkla birlikte  başlamış olduğu  ve bütün manevi  inançların  içinde yaşamış  olduğu görülür. Günümüzde kurbanın, ilahi emirleri yerine getirmek , nimetlere şükretmek ve fakir fukaraya  yardım etmek şeklinde  yorumlandığını görüyoruz.
  Oysa ki, kökeni onbinlerce yıl öncesin dayanan kurbanın  ilk ortaya çıkış sebepleri bir hayli farklı  nedenlere dayanır. Kurban kesiminin  başlıca üç  farklı sebebi vardı. Bu farklı  amaçların hepsinin de  birleştikleri nokta , kanın akıtılması zaruretiydi. Kurban esnasında  akıtılan kanın meydana getirdiği bir etki , bu her üç uygulamada önemli bir fonksiyon  görmekteydi.
  Kurban kesilmesiyle  birlikte aniden  kanın boşalması esnasında, durugörü medyomları , gayet garip renklerde -tesir girdapları- görürler. Bu tesirler, gerçekten girdap gibi  döne döne yükselir. Sözünü ettiğimiz  bu -tesir girdapları- varlığın bünyesindeki yoğun -psişik- esiri enerji-  alanlarının  meydana gelen  ani ölümle bir anda  boşalmasından ileri gelmektedir… Ve bu psişik enerji  kanın katalizatörlüğüyle  çevreye yayılır. Çünkü bütün vücudu dolaşan kan , vücudun tüm tesirlerini  üzerinde toplayabilen  bir özelliğe sahiptir. Yani canlıların tüm psişik özellikleri  kanlarında  birikmiştir.
  -kurban- la hedeflenen amaçlar:
1-Negatif Tesirlerin Polarizasyonu
  Genellikle  olumsuz-negatif tesirlerin başka yöne çevrilmesi  ya da nispeten zararsız hale getirilmesi çeşitli metodlarla  mümkündür. Bu metodlardan biri de kurbandır.
  İşte kurban törenlerinin  ezoterik açıklamasında , bu konunun  önemli bir yeri vardır. Kurban keserek hedeflenen amaç  gelen negatif tesirlerin  polarize edilmesidir. Çünkü kanla etrafa yayılan -yarı esiri- psişik enerjilerin- negatif tesirleri  nötralize  etme özelliği vardır.
2-Majik Uygulamalar
  Çok eski devirlerden beri  -majik çalışmalarda- kurban kesilmesinin  önemli bir yeri vardı. Buradaki amaç ise, kurban olarak kesilen canlının kanı vasıtasıyla çevreye yayılan psişik enerjisinden yararlanmaktı.  Bu enerji , elde etmek istenilen amaca özel bir yöntemle yönlendirilirdi. Öyle topluluklar vardı ki,  bu gücü elde etmek için çocukları ve genç kızları bile kurban ederlerdi.  Bu uygulamanın kökeni Atlantis’in son dönemlerine dayanır.
   Daha sonra dinler, Atlantis’in son dönemlerinden gelen bu yanlış  uygulamayı ortadan kaldırmak ve insanları bundan vazgeçirmek için, insan yerine hayvan kurban etme meselesini  ortaya koymuşlardır. Fakat ne yazık ki  hayvan kurban ederek gerçekleştirilen  majik törenlerin büyük bir bölümü, negatif güçlerin  harekete geçirilmesi doğrultusunda  kullanılmıştır. Bu nedenle, dinler bir taraftan  bu tür majik çalışmalara karşı  da mücadele vermek zorunda kalmışlardır.
3-Dünya’ya  spiritüel tesirlerin aktarılması
  Nasıl ki insanlar birbirleri ile sürekli tesir alış verişi içindeyseler, buna benzer bir şekilde  yeryüzünün de  aldığı ve verdiği enerjiler vardır. Yeryüzü kendi yolunda ilerlerken ve kendi varlığını sürdürürken bu enerjiler çok büyük bir fonksiyon görürler. Dünya kozmos içinde mevcudiyetini sürdürebilmek ve ayakta kalabilmek için sürekli olarak  kozmostan enerjiler alır ve kozmasa enerjiler yollar.Bu enerji alış verişleriyle  dengesini muhafaza eder. Bu tesir alış verişi sadece sadece Dünya ile kozmos arasında sürmez. Dünya kendi ihtiyacı olan enerjileri -tesirleri - öncelikle kendi üzerinde yaşayan canlılardan alır.
  Bundan 50.000 sene öncesine ait Tufan öncesi  Kültürlerde, sırf yerküreye  psişik esiri  tesirlerin aktarılması için özel kurban törenleri  de yapıldığı biliniyor. O devirlerde Dünya’nın bu tür enerjilere  ihtiyacı vardı, ve bu ihtiyaç bu yolla gideriliyordu.  Daha sonra bizim devremiz uygarlığında  da bu kurban  törenleri bir müddet daha uygulandı. Amaç yine aynıydı.  Dünya’ya psişik ve esiri enerjilerin aktarılması. Ancak zaman içinde meselenin bu yönü tamamen unutuldu.
Günümüzde Kurban
  Konuyu Dünya açısından günümüze getirecek olursak, artık Dünya’nın bu tür enerjilere ihtiyacı kalmadığını hemen söyleyebiliriz. Dünya’nın insanlardan isteği , artık kendisinin ihtiyacı olan tesirleri, insanın bizzat kendisinin üretmesidir. Yani kurbanlardan gelecek tesirlere değil , bizzat şuurlu olarak insanın ürettiği tesirlere ihtiyacı vardır. Çünkü Dünya’nın aşağı iniş ve tekrar yukarı çıkış sürecinde  geldiği nokta bunu gerektirmektedir.
  Konuyu  Dünya açısından değil de, negatif enerjilerin polarizasyonu açısından  ele alacak olursak yine kurban kanlarının  akıtılmasına gerek olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü değişen pek çok şeyde olduğu gibi, artık negatif tesiri polarize etmenin  metodu da değişmiştir. Biz, kendi içimizde sürekli olarak düşüncelerimizi negatif yönde çalıştırmaktan vazgeçtiğimiz andan itibaren, negatif tesirleri polarize etmek için kurbana gerek kalmayacaktır.
   İş gene kişinin kendi üzerinde çalışmasına kalıyor. Negatif düşüncelerden sıyrılmakla, aldanmalardan, yalanlardan sıyrılmakla, pozitif yöndeki düşünce kudretimizi arttırabilmek her zaman için mümkündür.
  Kısaca, işin esası -nefis terbiyesi-dir. Nefsini terbiye edersen, kurban kesmeye ihtiyacın yoktur. Nefsinin azgınlığından kendini kurtaramayanlara  daha akıtılacak  çok kanlar vardır.
« Son Düzenleme: 20 Kasım 2008, 17:45:37 Gönderen: AST »


Payla facebook Payla twitter
 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
1046 Gösterim
Son İleti 29 Mayıs 2008, 20:58:20
Gönderen: benbenim
0 Yanıt
2164 Gösterim
Son İleti 12 Ağustos 2008, 17:38:57
Gönderen: budala
1 Yanıt
1426 Gösterim
Son İleti 28 Şubat 2009, 21:05:41
Gönderen: fantastic
0 Yanıt
1065 Gösterim
Son İleti 26 Mart 2009, 02:03:48
Gönderen: nillly
0 Yanıt
717 Gösterim
Son İleti 01 Haziran 2009, 17:02:45
Gönderen: NUİT