Kur'an-ı Kerim'deki Temel Semboller ve Temel Kavramlar

<< < (3/5) > >>

ayışığı:
-Kıyam  Etmek-:  -Ayağa kalkmak anlamına gelir.-
İnsanların  uyumakta olduğu yani, dünya üzerinde kapalı bir şuurla  ve birçok bilgiden habersiz olarak  yaşadıkları  hemen her dinde , felsefede, inisiyatik öğretilerde , ezoterizmde  dile getirilmiş bir meseledir.
  -Kıyamet-te  insanların ayağa kalkacağından  sözedilmesi  şuurlanarak  bilgilenecekleri  anlamında kullanılmıştır. Yoksa ölülerin  cesetlerin ve  kemiklerin dirilmesi  anlamında değil…
  -Kıyamet-: Sırların  ortaya çıkacağı  ve bu açık bilgilerle  insanların topyekün şuurlanma yoluna girecekleri  günlerin adıdır.
Kur’an-ı Kerim’deki  Kıyamet Sembolleri:
  Kur’an-ı Kerim -Kıyamet-in  ön belirtileri olarak bazı ip uçları vermiştir. Ancak bu belirtiler de kuşkusuz ki , sembollere büründürülerek aktarılmıştır. Şimdi -Kıyamet-in bu ön  belirtilerinin neler olduğunu görelim:
1-   Yecüc ve Mecüc’ün  ortaya çıkışı,
2-   Debbet-ül Arz’ın ortaya çıkışı
3-   Deccal’in ortaya çıkışı
4-   Güneş’in batıdan doğması
 Bunlar gayet kapalı sembollerdir. Anlaşılabilmeleri için zengin bir ezoterik kültüre  sahip olmak gerekir.
1-Yecüc ve Mecüc’ün  Yeryüzü’nde  Ortaya Çıkışı:  Yecüc ve Mecüc sözcüklerinin kelime olarak ne anlama geldiği bilinmemektedir. Tamamen yanlış bir yorum olarak cüce ırk anlamına geldiği kesinlikle doğru değildir. ..
  Kur’an’da  Yecüc ve Mecüc -den şöyle bahsedilmiştir;
-Yecüc ve Mecüc’ün Seddi yıkıldığı zaman her dere ve tepeden boşanırlar. Gerçek vaat yaklaştığında inkar edenlerin gözleri beliriverir: Vah bize !bundan önce gaflet içindeydik, hem de zalimdik derler.(ENBİA,21/96-97)
 Biz gelelim konunun ezoterik açıklamasına:
  -Yecüc- ve -Mecüc-, nefsani azgınlığın Kur’an’daki sembolüdür. Yani , insanlığın egoistçe duygu ve düşüncelerle kendisini zehirlemesidir. Gözünün bu hırslarından başka bir şey görememesidir. Ve bu haliyle dünyamız -Yecüc- ve -Mecüc-lere uzun bir süredir teslim olmuş durumdadır.
  Kendi ruhsal kudretini içten içe hisseden  ancak bilgisi olmadığı için  bunu adlandıramıyan ve bunu doğru yönlendiremiyen insanların içinde bulundukları bir sürecin yaşanmasıdır.
    Tek bir cümleyle özetliyecek olursak: -Yecüc- ve -Mecüc-ün ortaya çıkması, egosal isteklerin azması anlamında kullanılmıştır diyebiliriz. 
  Bu gibi hallerde,-vesvese- denen sistematik şüphecilik yaygınlaşır ki, buda Kur’an -da dile getirilmiştir. Vesvese her şeyin degerini aşağılamak, küçültmek , düşürmek anlamına gelir. Vesvese insanın içini kemiren bir kurt gibidir.sonunda insanı tam anlamıyla büyük bir boşluga götürür vede insanı büyük bir ruhi çöküntü içine sürükleyebilir. Nitekim günümüzde psikolojik rahatsızlıkların hızla yükselme göstermesi bunun en açık göstergesidir. İnsan kendisini büyük bir boşlukta hissetmekdedir. Zira aradıgı cevapları bir türlü bulamamaktadır. Kendisine yapılan dinsel  yorumlar da  ona yeterli gelmemektedir. Böylelikle ortaya çıkan kısır döngünün sonucunda yaratılan girdap kendisini hızla aşagılara dogru çekmektedir.
    Bu kısır döngüden kurtuluşun nasıl olacagıda  Kur’an - da bir sembolle  anlatılmıştır. Dört büyük melekten biri olan - İsrafil - in üfleyecegi boru ile - kıyamet - denilen - Büyük uyanış devri - başlıyacak ve bu gidişat sona erecektir.
    İsrafil’in üfleyecegi borunun ezoterik anlamı ise , - Melekut  Alemi- nin  kozmik tesirleridir.Anlayışı arttırıcı ve insanı şuur uyanıklıgına götürücü bu tesirlerin insanlara yollanması ile birlikte bir degişimin meydana gelecegi anlatılmak istenmiştir.
Böylelikle insanın kendi egoizmasını, duygusalligını yenerek kendisine tam hakim olmayı başaracaktır. Bununda ne kadar zor bir iş oldugu bilindigi için , tüm -kıyamet tasvirleri- büyük zorluklar ve ıstıraplı haller içinde anlatılmıştır. Şuur uyanıklıgına geçebilmenin , degişmez ilk şartı - nefsin ıslah - edilmesidir.

devam edecek

ayışığı:
2-Debbet-ül Arz’ın Ortaya  Çıkışı:
  -Debbet-ül Arz- Arapça bir tamlamadır. -Dabbe-:Hayvan veya binek hayvanı  anlamına  gelir.-Debbet-ül Arz- ise , kıyamet vakti yaklaşınca  yerden çıkacak olan -korkunç bir hayvan-anlamında kullanılmıştır.
  Adeta canavarı andıran bu hayvan , tüm mitolojilerde ve ezoterik bilgilerde, astral bedenimizi  adeta bir zırh gibi saran  -tortunun- sembolüdür. Nitekim  mitolojilerde  bu tortu,  ağzından  alevler saçan  -canavar- ile sembolleştirilmiştir. Mitolojilerdeki  canavarla mücadele  motifleri  ise , bu tortunun inisiyatik çalışmalarda temizlenmesinin  mecazi anlatımıdır.
  Ruhsal özümüzden gelen tesirlerin bize kadar  ulaşmasına engel olan  bu tortunun temizlenmesi , insan yaşamının  asıl gayesidir. Ancak ne varki , çoğunlukla bu tortuyu temizlemek  bir kenara,  tam tersine daha da arttırarak  bu dünyadan ayrılırız. Astral  bedenimizin çevresini kaplayan bu tortunun oluşmasına  sebebiyet veren  en  önemli  etken ; gerek bizden , gerekse çevremizden  bize gelen negatif düşünce enerjileridir.
  -Debbet-ül Arz- sembolünü  tekrar ele alacak olursak şunları söyleyebiliriz: Kıyamet’in yani -genel uyanışın-ın başlayacağı günlere yaklaşıldığında , insanlar yavaş yavaş kendilerindeki bu tortunun farkına vararak , bu tortunun  temizlenmesi  için  bir çaba içine gireceklerdir.
  Günümüzde  Debbet-ül Arz’ı  fark etmeye başlayan  insanların sayısındaki artışı göz önüne aldığımızda , bu kıyamet alametinin de ortaya çıkmakta olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

ayışığı:
3-Deccal’in Ortaya Çıkışı
  Kıyamet alametlerinden biri de  -Deccal-in ortaya çıkışıdır. -Deccal-: aldatıcı demektir.
   Genel tasavvura göre kıyamet yaklaştığında;  solunda Cennet , sağında Cehennem  ve iki kaşı arasında kafir yazılı  Deccal adlı bir varlığın  çıkacağından sözedilir. Deccal’in aldatıcılığı kendisini  daha bu ilk tanımlamada  bile gösterir. Çünkü İslamiyet’te  Cennet sağda sembolize edilmesine karşılık , Deccal’in Cennet’i soldadır. Çünkü onun görevi insanları aldatmak , kandırmak ve böylelikle gerçeğin  üstünü örtmektir. Nitekim Deccal’in alnındaki  kafir yazısı da  bunun sembolüdür. Çünkü kafir sözcüğü  -küfür-  den gelir. Küfür: Gerçeğin üzerini örtmek demektir. Kafirler demek  -küfür içinde olanlar- demektir. Yoksa sanıldığının aksine , başka dinden olanlar  anlamına gelmez.
 -Deccal-in insanları yanılgıya sevketmek için -kıyamet- yaklaştığında tüm Dünya’yı dolaştığı söylenir. Demek ki tüm  Dünya’yı saran bir tesir alanıdır bu… Ve bu tesir alanı tüm Dünya’yı etkisi altına almış durumdadır. -Deccal’in Devri- günümüzde tüm etkisiyle sürmektedir.
 -İsa Peygamber ahir zamanda , Şam’ın kuzeyindeki  Türk mimari eseri olan  beyaz bir minareye inecek  ve o minareden ezan okuyacaktır-.
Bu kehanet midir? Yoksa sembolik bir bilgi midir? İslami inanç sistemine  nasıl girdiği bilinmemekle birlikte  bunun üzerinde çok farklı  yorumlar yapılmıştır. Hemen şunu söyleyelim ki bu inançla, Deccal inancı  birbirine bağlanmıştır. Çünkü -Deccal-in, beyaz bir caminin minaresinden inecek olan  İsa Peygamber’in süngüsüyle  öldürüleceği ifade edilir.
   İsa Peygamber  -Melekut Alemi-ne ait bir varlık olduğundan, demek ki  -Deccal- olarak sembolleştirilen  bu negatif tesir alanı , -kıyamet- te  Melekut Alemi’nin  etkisi ve pozitif tesiriyle  ortadan kaldırılacak  ve böylelikle şuurlanmanın  yolları açılacaktır.
   Kur’an-ı Kerim’de geçmemesine rağmen, kıyamet alametleri olarak ileri sürülen  ön belirtilerden  bir diğeri de -Mehdi-nin  ortaya çıkmasıdır. -Mehdi- :kurtarıcı demektir… Ancak -Mehdi- vaat edilen bir varlık değildir. Kurtarıcı herkesin kendi içinden çıkacaktır. İnsan , önüne getirilen  -açık bilgiyle- , önce kendi içindeki  Tanrısını keşfedecek  yani kendi ruhsal potansiyelinin farkına varacak  ve böylelikle  herkes kendi kendisinin  kurtarıcısı ve mehdisi olacaktır. Kaldı ki, -kıyamet-te  kimsenin kimseye  şefaat edemeyeceği  Kur’an-ı Kerim’de açıkça belirtilmiştir.
  -Kimsenin kimseden  faydalanamayacağı , kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği , kimseden fidye alınmayacağı ve yardım  görülmeyeceği günden korunun.-(BAKARA, 2/48)
4-Güneş’in  Batı’dan  Doğması
  Burada da yine sembolik bir -kıyamet- alametiyle karşı karşıya bulunmaktayız. Ancak bu sembolik ifade de  anlaşılamadığı için,  Dünya’nın tersine döneceği ve her şeyin alt üst olacağı zannedilmiştir.
  Oysa ki güneşin batıdan doğması, insanın alt üst olmasını ifade eder. -İnsanın alt üst olması- da; insanın uyku halinden  uyanmasını, yani şuurlanmasını sembolize etmektedir. Değişecek olan işte budur. O ana kadar doğru olarak sarıldığı yanlışların elinden kayıp gitmesi ve gerçekle yüzyüze gelmesidir. Güneş’in  Ezoterik  Öğretiler’de  aynı zamanda  -gerçeği- sembolize ettiği de  hatırlanacak olursa, bu sembol daha kolay anlaşılabilir.
  Bu sembol, aynı zamanda  devrenin bitişini  de ifade eder. Yani -Demir Çağı-nın sonunu, buna karşılık -Altın Çağ-ın başlangıcını…. Gidiş bunadır… Ve o anlamda güneş batıdan doğacaktır.

Kıyamet’teki -Mahşer Günü-nde tekrar doğuş
  İnsanların -Mahşer Günü-nde tekrar dirileceklerini ifade eden  Kur’an-ı Kerim’deki  ayetler , bir başka bilgiyi  de içinde barındırmaktadır. İnsanların tekrar dirilmeleri ile aynı zamanda  daha önce ölmüş kişilerin  yeniden bu  Dünya’ya doğacaklarını da anlatılmaktadır.
  Dünyamızın bu devresinde  eğitimlerini sürdürecek olan kozmik  varlıkların sayısının yaklaşık 7 milyar olduğu alınan bazı önemli ruhsal irtibat celselerinde verilmiş bir bilgidir. Ve yine verilen aynı bilgilerde Dünya’nın bu devresi tamamlanıncaya kadar  tüm varlıkların bu Dünya’ya yollanacakları ifade edilmiştir.
   Buradan çıkan sonuç şudur: Dünya nüfusu  7 milyara  yaklaştığında  beklenen genel bir uyanış her an başlayabilir.

devam edecek
Son Üç Peygamber

ayışığı:
Miraç
Miraç :  Tamamıyla ruhsal bir deneyim olup, günümüz Parapsikoloji Bilimi’nce -Astral Seyahat- olarak isimlendirilen bir hadisedir. Miraç’ta Peygamber’in bağlı bulunduğu plana  astral bedeniyle gitmesi  söz konusudur. Astral  seyahatin uyku ile uyanıklık arasındaki bir  devrede  gerçekleşebildiği  bu gün  Parapsikoloji Bilimi’nce net bir şekilde bilinmektedir. Sahih’i  Buhari’nin  Ayşe’den naklettiği bir hadisede meselenin bu yönü  tüm açıklığıyla anlatılmaktadır. Ayşe, Peygamberin bir gün kendisine  şöyle dediğini anlatıyor.
_ -Ya Ayşe, benim iki gözüm uyur. Fakat kalbim uyumaz-
   Muhammed Peygamber’in  Miraç’ta kalbinin yıkandığı söylenir. Bu son derece gizli bir bilginin  kapalı bir şekilde  anlatımından ibarettir.
  Peygamber yaşadığı bir Miraç olayını  şöyle anlatır:
   _ -Evin damı ansızın yarıldı. Cebrail geldi, göğsümü açtıktan sonra  zemzemle yıkadı Sonra hikmet ve iman dolu  bir altın tas  getirip kalbime boşalttı ve onu kapattı.-
  Muhammed Peygamber’in  yüksek seviyeli  tesirleri alabilmesi  için bünyesi üzerinde değişiklikler  yapılmıştır. Bu değişiklikler hem fizik bedeninde , hem de astral bedeninde  gerçekleştirilmiştir. Şuuraltı temizlenmiş ve düzenlenmiştir.
   Kalbin temizlenmesi çok eski bir bilginin  sembolik bir ifadesidir. Eski devirlerdeki  bir çok toplumlar bu bilgiye sahipti. İnisiyatik özel çalışmalarında  bu bilgilerini  hem fiziki,  hem de astral bedenin  temizlenmesinde, saf hale getirilmesinde  kullanmışlardır. Bu, tam anlamıyla bir iç temizliktir. Kendini tanıma ve kendini bilme  çalışmalarının da esasını oluşturur.
  -Kalbin yıkanması-:Hakiki abdest, hakiki temizliktir.
   Muhammed Peygamber’in yüksek titreşimli enerjileri bünyesinden geçirebilmesi ve Kur’an-ı Kerim’i indirebilmesi  için  bu tür bir temizliğin yapılması şarttı.  Çünkü yüksek seviyeli enerjilerin  alınıp aktarılması için  astralin ve fiziki bedenin temizlenmesi  yani yüksek seviyeli  enerjilerin rahatlıkla  alınıp aktarılabilmesine  uygun bir hale  getirilmesi gerekir.
Hac
Her dinin içinde farklı ibadet şekilleri vardır. İslamiyet’in bünyesi içindeki  ibadetlerden biri de, Kabe’nin  Kurban Bayramı dönemlerine  denk gelen tarihler  arasında  Müslümanlarca  ziyaret edilmesidir. Ayrıca her gün dünya üzerindeki  çok sayıda  Müslüman  nerede olurlarsa olsunlar , Kabe’nin bulunduğu  yönü hedef alıp , o yöne doğru namaz kılarlar. Kabe’yi her yılın belirli dönemlerinde  ziyaret etme adeti  Müslümanlık’tan çok daha önceki yıllarda  da uygulanmaktaydı.
   Kabe adı verilen ve ilk kurulduğunda  bir mabet olarak inşa edilen bu yapının bulunduğu yer -Spiritüel Coğrafya-nın  önemli bir noktasında bulunuyordu.
(Spiritüel Coğrafya:Yeryüzünün öyle coğrafik  bölgeleri vardır ki, bu yerler  insan anlayışını yükseltici  kozmik tesirleri  taşımak bakımından  diğer yerlere oranla  daha yeteneklidirler. Bu tür yerlere  Ezoterizm’de -Kutsal Coğrafik Merkezler- adı verilmiştir. Kozmik tesirlerin  biriktiği ve yansıtıldığı  bu yerlerde  ortaya çıkan  muazzam enejiler  çevreye adeta  bir ışın gibi yayılır.)
  Kabe’nin bulunduğu nokta , o devirlerde  kozmik tesirleri çekmeye  çok müsaid bir yapıdaydı. Bir de buna -Hacer-ül Esved- denilen , enerji toplayan  ve topladığı enerjileri  yansıtma özelliğine  sahip  siyah taş eklenince  -Kabe-  bir zamanlar  büyük bir enerji  yayan  merkez konumuna gelmişti. Her yıl insanlar  bu enerjiden  yararlanabilmek için  Kabe’ye giderler ve burada düzenlenen özel törenlere katılırlardı.
  Ancak  Hacer-ül Esved   bu özelliğini  günümüzde  büyük bir oranda  yitirmiş durumdadır. Zaten bu fonksiyonunu , daha Peygamber’in  yaşamı sırasında kaybettiğini  Peygamber’in  bizzat kendisi de söylemiştir.
   _ -…Bu taş eğer  cahiliye devrinin pislikleri ve kirleri ile kirletilmiş  olmasaydı onunla her türlü hastalık,  veba ve   müsibetten kurtulmak için  Allah’tan  şifa istenirdi. Allah elbet te bir gün onu  ilk yarattığı  şekle döndürecektir.

ayışığı:
Kurban
  İnsanlık tarihi incelendiğinde  kurbanın  insanlıkla birlikte  başlamış olduğu  ve bütün manevi  inançların  içinde yaşamış  olduğu görülür. Günümüzde kurbanın, ilahi emirleri yerine getirmek , nimetlere şükretmek ve fakir fukaraya  yardım etmek şeklinde  yorumlandığını görüyoruz.
  Oysa ki, kökeni onbinlerce yıl öncesin dayanan kurbanın  ilk ortaya çıkış sebepleri bir hayli farklı  nedenlere dayanır. Kurban kesiminin  başlıca üç  farklı sebebi vardı. Bu farklı  amaçların hepsinin de  birleştikleri nokta , kanın akıtılması zaruretiydi. Kurban esnasında  akıtılan kanın meydana getirdiği bir etki , bu her üç uygulamada önemli bir fonksiyon  görmekteydi.
  Kurban kesilmesiyle  birlikte aniden  kanın boşalması esnasında, durugörü medyomları , gayet garip renklerde -tesir girdapları- görürler. Bu tesirler, gerçekten girdap gibi  döne döne yükselir. Sözünü ettiğimiz  bu -tesir girdapları- varlığın bünyesindeki yoğun -psişik- esiri enerji-  alanlarının  meydana gelen  ani ölümle bir anda  boşalmasından ileri gelmektedir… Ve bu psişik enerji  kanın katalizatörlüğüyle  çevreye yayılır. Çünkü bütün vücudu dolaşan kan , vücudun tüm tesirlerini  üzerinde toplayabilen  bir özelliğe sahiptir. Yani canlıların tüm psişik özellikleri  kanlarında  birikmiştir.
  -kurban- la hedeflenen amaçlar:
1-Negatif Tesirlerin Polarizasyonu
  Genellikle  olumsuz-negatif tesirlerin başka yöne çevrilmesi  ya da nispeten zararsız hale getirilmesi çeşitli metodlarla  mümkündür. Bu metodlardan biri de kurbandır.
  İşte kurban törenlerinin  ezoterik açıklamasında , bu konunun  önemli bir yeri vardır. Kurban keserek hedeflenen amaç  gelen negatif tesirlerin  polarize edilmesidir. Çünkü kanla etrafa yayılan -yarı esiri- psişik enerjilerin- negatif tesirleri  nötralize  etme özelliği vardır.
2-Majik Uygulamalar
  Çok eski devirlerden beri  -majik çalışmalarda- kurban kesilmesinin  önemli bir yeri vardı. Buradaki amaç ise, kurban olarak kesilen canlının kanı vasıtasıyla çevreye yayılan psişik enerjisinden yararlanmaktı.  Bu enerji , elde etmek istenilen amaca özel bir yöntemle yönlendirilirdi. Öyle topluluklar vardı ki,  bu gücü elde etmek için çocukları ve genç kızları bile kurban ederlerdi.  Bu uygulamanın kökeni Atlantis’in son dönemlerine dayanır.
   Daha sonra dinler, Atlantis’in son dönemlerinden gelen bu yanlış  uygulamayı ortadan kaldırmak ve insanları bundan vazgeçirmek için, insan yerine hayvan kurban etme meselesini  ortaya koymuşlardır. Fakat ne yazık ki  hayvan kurban ederek gerçekleştirilen  majik törenlerin büyük bir bölümü, negatif güçlerin  harekete geçirilmesi doğrultusunda  kullanılmıştır. Bu nedenle, dinler bir taraftan  bu tür majik çalışmalara karşı  da mücadele vermek zorunda kalmışlardır.
3-Dünya’ya  spiritüel tesirlerin aktarılması
  Nasıl ki insanlar birbirleri ile sürekli tesir alış verişi içindeyseler, buna benzer bir şekilde  yeryüzünün de  aldığı ve verdiği enerjiler vardır. Yeryüzü kendi yolunda ilerlerken ve kendi varlığını sürdürürken bu enerjiler çok büyük bir fonksiyon görürler. Dünya kozmos içinde mevcudiyetini sürdürebilmek ve ayakta kalabilmek için sürekli olarak  kozmostan enerjiler alır ve kozmasa enerjiler yollar.Bu enerji alış verişleriyle  dengesini muhafaza eder. Bu tesir alış verişi sadece sadece Dünya ile kozmos arasında sürmez. Dünya kendi ihtiyacı olan enerjileri -tesirleri - öncelikle kendi üzerinde yaşayan canlılardan alır.
  Bundan 50.000 sene öncesine ait Tufan öncesi  Kültürlerde, sırf yerküreye  psişik esiri  tesirlerin aktarılması için özel kurban törenleri  de yapıldığı biliniyor. O devirlerde Dünya’nın bu tür enerjilere  ihtiyacı vardı, ve bu ihtiyaç bu yolla gideriliyordu.  Daha sonra bizim devremiz uygarlığında  da bu kurban  törenleri bir müddet daha uygulandı. Amaç yine aynıydı.  Dünya’ya psişik ve esiri enerjilerin aktarılması. Ancak zaman içinde meselenin bu yönü tamamen unutuldu.
Günümüzde Kurban
  Konuyu Dünya açısından günümüze getirecek olursak, artık Dünya’nın bu tür enerjilere ihtiyacı kalmadığını hemen söyleyebiliriz. Dünya’nın insanlardan isteği , artık kendisinin ihtiyacı olan tesirleri, insanın bizzat kendisinin üretmesidir. Yani kurbanlardan gelecek tesirlere değil , bizzat şuurlu olarak insanın ürettiği tesirlere ihtiyacı vardır. Çünkü Dünya’nın aşağı iniş ve tekrar yukarı çıkış sürecinde  geldiği nokta bunu gerektirmektedir.
  Konuyu  Dünya açısından değil de, negatif enerjilerin polarizasyonu açısından  ele alacak olursak yine kurban kanlarının  akıtılmasına gerek olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü değişen pek çok şeyde olduğu gibi, artık negatif tesiri polarize etmenin  metodu da değişmiştir. Biz, kendi içimizde sürekli olarak düşüncelerimizi negatif yönde çalıştırmaktan vazgeçtiğimiz andan itibaren, negatif tesirleri polarize etmek için kurbana gerek kalmayacaktır.
   İş gene kişinin kendi üzerinde çalışmasına kalıyor. Negatif düşüncelerden sıyrılmakla, aldanmalardan, yalanlardan sıyrılmakla, pozitif yöndeki düşünce kudretimizi arttırabilmek her zaman için mümkündür.
  Kısaca, işin esası -nefis terbiyesi-dir. Nefsini terbiye edersen, kurban kesmeye ihtiyacın yoktur. Nefsinin azgınlığından kendini kurtaramayanlara  daha akıtılacak  çok kanlar vardır.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa