Ruhun Yolculugu

24 Nisan 2018, 04:05:16
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.


Ruhun Yolculugu » FELSEFE » Felsefe Akımları » 'Neçayev Olayı; Ya Da İlk Terörist

Gönderen Konu: 'Neçayev Olayı; Ya Da İlk Terörist  (Okunma sayısı 29771 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı fermancemil

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 28
'Neçayev Olayı; Ya Da İlk Terörist
« : 18 Haziran 2012, 20:56:41 »
’NEÇAYEV OLAYI; YA DA İLK  TERÖRİST

Sergey  Neçayev , devrim tarihlerinin  tümünde  kendisine  yer bulması gereken  bir isim. Çağdaşlarına  ve gelecek  kuşaklara  kendini zorba kişiliği sayesinde  kabul ettirmiş  biri olan  Neçayev’in , otuz beş yaşında  sona eren göz kamaştırıcı  hayatında  doğrusu pek bir başarı yok . Çok az sayıda –birer havariden çok , düpedüz  aldatılmış insanlaradan oluşan –izleyeni  vardı. Adıyla anılan olaya , ki bu yüzden pek çok kişi hapse ya da  sürgüne gönderilmişti, fiyasko bile değil , asılsız bir iddiadan başka  bir şey değildi. Neçayev  mevcut düzenin  yıkılmasından yanaydı, ama bunu ne Herzen gibi  demokrasiye olan  romantik inancı , ne de Bakunin gibi  insana olan  daha da romantik inancı  nedeniyle amaçlamıştı. Tek doğru olarak  ve yanlızca devrime inanıyor, başka da bir amaç gütmüyordu. Neçayev’in özgünlüğü  ve tarihsel önemide  buradan , devrime hiçbir koşula bağlı olmaksızın  inanmasından  ve aynı şekilde  uygulamaya geçirme tarzından  geliyordu. ‘’Ahlak diye bir şey yoktur,’’ tezini savunuyordu ve ona göre bu tez doğrultusunda  faaliyette bulunup , devrimin çıkarları için  olduğu sürece  cinayetten hırsızlığa  kadar  her türlü suç (ki tek yargıç kendisiydi) meşru ve övülmeye  değerdi. Üstelik bu kadarla kalmamış , bu mantığı daha da ileri götürmüş , ilkelerini hem düşmanlarına , hem de sözde  dostlarına karşı aynı arzuyla  uygulamıştı. Önüne çıkan herkeze kazık atmıştı, atamadığındaysa belli ki gücü tükenmişti. Arsızlığının sınırı yoktu; cesareti, gözü karalığın  en uç sınırlarına kadar taşımıştı. Fanatiğin , palavracının, ahlaksızın tekiydi; tümünün bileşkesinden oluşan , eşi benzeri olmayan biriydi.
 Segey  Neçayev  bir köy papazının oğluydu –Rus  köy papazları  o dönemde  toplumun horlanan , çok defa  ahlaksız bulunan bir tabakasıydı. Babası dolayısıyla iyi bir din eğitmimi  alan Sergey , bu ayrıcalığını  ileride ölçüsüz  hırslarının  ateşini yakmakta  kullanacaktı. Düşmanları onun ‘’cahil’’ ya da ‘’yarı cahil’’  olduğunu söylemişlerse de , bu aşağılayıcı nitemeleri  eğitimsizliği kastetmek için değil , tavırları ve ahlaksızlıkları nedeniyle ifade ettikleri düşünülebilir. Babasının mesleğini sürdürmesi  beklenmiş olmalı ki , 1868’de , yirmi bir yaşındayken  Petersburg’da bir okulda  ilahiyat öğretmenliğine  başladı. Altmışlarda  Petersburg’daki öğrenci çevreleri devrimci fikirlerle kaynıyordu; genç Neçayev etrafına ilgisiz kalmadı , hatta kısa bir süre sonra , Rusya’da devrim yapmak için  oluşturulmuş  küçük bir öğrenci  grubunun  önde gelen  üyelerinden biri oldu. Herhangibi bir  ciddi bir örgütlenmeye  sahip olduklarına  ya da  entrikalı gençlik konuşmalarından  daha tehlikeli bir işe  giriştiklerine dair  herhangibi bir  kanıt yok. Ancak tetikte olan yetkililer  her şeyin farkındaydı ve Neçayev’le  yoldaşlarının  polisin karşısına  çıkartılıp  sertçe  sorgulanmaları  için  fazla beklemek  gerekmedi; Neçayev  bundan  böyle ‘’polis gözetimi’’ altında olacaktı.
   Becerikli ve girişimci gencimiz  tehlikeyi sezdiği ya da  belki öğretmenlik  gibi can sıkıcı  bir işten  bıktığı için ,ortadan kaybolmaya , hatta  bu kayboluşu adını duyurmak için  kullanmaya karar vermişti. Yoldaşlarına tutuklandığını  ve  bilinmeyen bir kaleye  götürüldüğünü  yazdığı bir not gönderdi . Güya  notu  polis  arabasının  penceresinden atmış , adı bilinmeyen  bir öğrenci  de şans  eseri  görüp  almış  ve arkadaşlarına  iletmişti. Hikayede büyük  bir gariplik  olmadığı için  öğrenci dostları  bu yalana kanıp , bırakılmasını  talep edecekleri bir gösteri düzenlemeye karar verdiler. Ancak o sırada  Neçayev çoktan güneyin yolunu tutmuştu. Mart 1869’da  sahte bir pasaportla  sınırı geçti, doğruca devrim kahramanlarının  ruhani vatanı  İsviçre’ye gitti.
 Cenevre’ye  gelir gelmez yanına  gideceği ilk kişi elbette  eski kurt  Bakunin’di. Bakunin o sırada aşırı kanat içinde  ününün zirvesindeydi. Engin kişilği ve devrimciliği, günün birinde  bu ayrıcalığı  paylaşmayı umut eden ,ancak  şimdilik  yanlızca enerji , inanç ve hayal gücüne sahip  olan bütün  gençleri ona çekiyordu. Bakunin’in tüm ziyaretçileri gibi, Neçayev de  eski  savaşçının  dev cüssesinden , çekim gücü yüksek  kişiliğinden etkilendi. Ama o da onu etkilemeyi  becerecekti; Bakunin’e  devrimci  öğrenci  hareketinin  elebaşısı  olarak  hapsedildiği Peter Paul Kalesi’nden  yeni kaçtığını  anlattı; merkezi  Peterburg’da olan  ve Rusya  topraklarına  boydan boya  devrim katarını  döşeyen  Rus Devrim Komitesi’nin  bir delegesi olarak  İsviçre’ye  geldiğini söylemişti.
   Bakunin  blöf  yapma kabiliyeti  kendinden  üstün birine  daha önce hiç rastlamamıştı; üstelik   bu genç , er ve erbaşlarının  kendi hayal dünyasından başka  bir yerde  mevcut olmadığı , siyasi müfrezeler yarattıktan sonra  başkumandanlığını  da üstlenen  Bakunin gibi aynı kafadaydı. Neyse ki  hiçbir mantığa dayanmasa da  başkalarını oyuna  getirmeye kalkışanlar , her zaman  en kolay oyuna getirilenler olmuştur. Bakunin’in kitabında  zaten kuşkuculuğa yer yoktu; Neçayev’in söylediği her şeye sonuna kadar inandı. Neçayev de , tıpkı Bakunin gibi , yeni tanıştığı insanların  takdir ve güvenini kazanmasını bilen biriydi. Bakunin de , herkez gibi ona ilk görüşte vurulmuştu. Kısa süre sonra ‘’Oğul’’ gibi bir de  sevecen  bir lakap taktı. Aralarında duygusal bir ilişki kurulmuş ; Bakunin Rus Devrim Komitesi’nin  faaliyetlerini  ve namını paylaşmayı çok  istediğini   ifade etmişti. Bir süre sonra  İsviçre’deki  Rus göçmenler  arasında  tuhaf bir hikaye  yayıldı; güya  Bakunin, Neçayev’e  ‘’sahte para basmaya kadar’’ her türlü konuda itaat edeceğine  dair  bir kağıt vermiş  ve altına –tam teslimiyet belirtisi- bir kadın  adıyla  ‘’Matrena’’ diye  imza atmıştı. Bu kağıdın tutuklandıktan sonra  Neçayev’in  belgeleri arasında  bulunduğu ve imha edildiği iddia edildi; ama bu iddia  hiçbir kanıta dayanmıyordu. Eğer böyle bir belge olsaydı bile ‘’Matrena’’ imzası, fesat dedikodusunda söylendiği gibi  değil –Bakunin’in hoşlandığı bir davranış olarak- bir kod adı olmalıydı.
  Gerçek ya da değil , böyle bir hikayenin olması bile , Neçayev’in yaşlı devrimci üzerindeki  gücünü göstermeye yeter. Bu etkilenmenin bir bölümünü Bakunin’in içinde bulunduğu  koşullarla açıklayabiliriz. Bakunin , Herzen’le kavga etmiş , arasını açmıştı; aklını kaybedecek kadar kendini içkiye vermiş , mecali kalmamış yumuşak başlı  Ogaryov’sa artık  devrim davasının neferi değildi. Zaten her ikiside bir süredir  Rusya ile iletişimi kaybetmişti. Oysa Neçayev, Bakunin’e  bir daha göremiyeceği  vatanının kokusunu getirmişti. Ülkesi , enternasyonel görüşlerinin  tam ortasında duruyor, rüyalarına giriyordu; hala yüreğinin en yakın yer i kendi vatanıydı; üstelik önüne bir kez daha  devrim davasında  çalışma fırsatı çıkmıştı; çocukluğuyla , doğduğu topraklarla ilgili anılarını yıllar önce  kaybettiğini  düşünürken , tehlikeli ve akıl çelen  Rus ‘’Oğul’’ ile  beraber  yok olduğunu sandığı duygusal yanı yeniden canlanıyordu.
    Yaşlandıkça  üzerine  yapışmaya  başlıyan bezginlikten  bu heyecan sayesinde  kurtulmak üzereydi. Herzen , mayıs ayında  Cenevre’ye  geldiğinde –ki  bu eski dostların  son buluşmasıydı- onu sağlığı düzelmiş , diyet yaparak neredeyse yirmibeş kilo kadar vermiş  gördüğünü söyleyecekti; ‘’ çok  fazla et ve şarap  tükettiğini’’, bir lokomotif gibi çalıştığını , ama ‘’lokomotifin fazla  buhar yüzünden raydan çıktığını’’ yazdı. Bahar ve yaz ayları boyunca  Cenevre’de Neçayev’in  Rusya’da dağıtması planlanan  bir düzineden fazla  bildiri ve kitapçık  basmışlardı. Bazılarının başlıkları şöyleydi:  Üniversite  Öğrencilerine ; Rusya’da ki  Genç Kardeşlerimize  ya da  Devrimcinin Elkitabı. Bunların bir bölümünün altında  Neçayev’in imzası vardı . Aslında  çoğu Bakunin , çok azı Neçayev, biri ikisi de Ogaryov tarafından  yazılmış  bildirilerdi bunlar. Tek bir sayı basılan  yeni  bir gazetenin
 İsmi ise  Halkın Adeleti’ydi; Naçeyev’in hayali örgütüne  verdiği isim  buydu. Bakunin  yazınsal  alandaki  bu işbirliğiyle yetinmedi ; ‘’Matrena’’ adıyla  imzalanmış  belgenin  var olup  olmadığını  bilmiyoruz, ama yeri kadar  dikkat çekici başka  belgenin  gerçekliğinden  kuşku duymak  mümkün değil . 12 Mayıs 1869 tarili belge  şöyle:

    ‘’Hamili yazı, Devrimci Dünya İttifakı’nın Rusya bölümünün  yetkili temsilcisine aittir. No. 2771.’’

  ‘’Michael Bakunin’’ alarak imzalanmıştı; mühürde  de ‘’ Devrimci Dünya İttifakı, Merkez Komitesi’’ yazıyordu. Bakunin’in  himayesi altına aldığı  kişiyi (protege) devrim davası  Avrupa’ya  yaymak için  kurduğu  bu gizli derneğe , ‘’Gizli İttifaka’’ a tanıştırmamış  olması  gariptir; ama bu  ondan beklenmeyecek bir davranış değildi. Bildiğimiz kadarıyla  ona birliğin  varlığından bile söz etmemişti. O günün koşullarında , Dünya  ve Avrupa  ölçeğinde  daha önce adı duyulmamış  yepyeni bir devrimci ittifak oluşturmanın  heyecanına yenik düşümüş olmalıdır. Belgeye verdiği  numara ise , fark edileceği gibi, ismi bile duyulmamış örgütün  Avrupa’nın çeşitli yerlerinde  emirleri yerine getiren  2770 ajanı olduğunu ima ediyor. Böylece olmayan bir Rus Devrimci Komitesi’nin  kendinden menkul temsilcisi  Bakunin’den , Rusya’da faaliyette bulunmak için  izin almış oluyordu. Ne komedilerde  ne  de tarihte  benzerine rastlanabilecek  enfes bir olay; kimin kimi kandırdığına dair elimizde ne yazik ki bir kanıt yok.
   Ancak  bu iki muhteşem şarlatanın  bir başka  ortak yönlerine  dair  bilinen yöntemlerle  para kazanma  yeteneğine  sahip oldukları halde , böyle bir istekleri yoktu. Bakunin yıllar önce anılarını yazmaktan söz etmiş  pek üzerinde durmamıştı. Tam bu sıralarda  Revue  des  deux Mondes’in  ( İki Dünya  Üzerine) editörü  Buloz’dan  heyecan verici  bir teklif aldı. Ne var ki , borç alabildiği sürece , günlük ekmeğini  çıkarmak için  kaba çarelere  başvurmayacak kadar gururluydu. Üstelik Neçayev’in gelişiyle  başka yollardan  para  bulma fırsatları  doğmuştu. Neçayev’in  temsilcisi olduğu  davaya  bütün devrimciler elbette  katkıda bulunmalıydı; devrimi hazırlayanların da , devrim başlayana kadar , bu farazi  bağışçıların  sağladığı  fonlarla  hayatlarını sürdürmeleri pekala haklarıydı.
  Önlerine çok sağlam bir fırsat çıktı. 1858’de  Bahmetiev adında toprak sahibi  ve sıra dışı bir Rus, komünist olmuş , her fanatik Rus  fanatiğinin  yapabileceği gibi, Pasifik’te bir  adada model  olacak bir topluluk  kurmak için  yola çıkmıştı. Londra’dan geçerken  Herzen’le  Ogaryov’a uğramış  ve onlara , yanına kendi projesine gerekenden fazla  para olduğunu  söyleyip , Rusya’daki devrim çalışmaları için  harcanmak üzere  800 pound  bırakmıştı. Pasifikte buharlaşmış olmalı ki, hayırsever  Bahmetiev’den bir daha  haber alınamadı. Eğer Londra  bankalarından  birinin  defterlerinde  Herzen  ve Ogaryov adına ortak bir hesapta  800 poundluk hesap  bilgisi olmasaydı, adamın varlığı gerçek bir masal olabilirdi. Herzen’le Ogaryov, bildiğimiz vicdanlı ve titiz tutumlarıyla  bu paranın  yanlızca faizini  propaganda  amacıyla kullandılar; 1869 yılına gelindiğinde  ‘’ Bahmetiev fonu’’nda  hala el sürülmemiş  halde  800 pound duruyordu. O paranın varlığını muhtemelen  Ogaryov’dan öğrenmiş olan  Bakunin, işte bu fonun  kendisi ve ‘’Oğul’’ tarafından  yürütülmekte olan  devrim çalışmalarında kullanılmasının  çok uygun  olacağını düşünüyordu.
   Herzen’in  hayatı boyunca  sergiledği  kuşkuculuk, yaşlandığında  daha da artmıştı. Neçayev’i  Cenevre’de görmüş , hiç sevmemişti. Bakunin’e de güveni yoktu; plandan da hebersizdi. Ama Cenevre’de yaşıyan  ve hali de morali de bozuk olan  Ogaryov’un , Bakunin’le Neçayev’in baskılarına  dayanması mümkün olmadı. Onların talebiyle  Herzen’e faaliyetlerinin  desteklenmesi için  mektup üzerine mektup yazdı. Herzen de  artık yorgun ve bezgindi, usandırıcı israrlara o da dayanamadı; temmuz sonunda  Ogaryov’un  fonun yarısını çekmesini kabul etti. Yine de , paranın  Ogaryov’un  fonun  yarısını çekmesini kabul etti. Yine de , paranın  Cenevre’de kurulacak  devrimci bir matbaa için  kullanılmasının  daha iyi olacağını söylemeden  ve böyle  bir girişimin  Bakunin açısından  Neçayev’in Rusya  macesarından daha emin   bir gelir kağnağı  olacağını eklemeden  duramamıştı.Herzen’in sözlerine  elbette  itibar edilmedi; 10.000 frank(400 pound) önce  Bakunin’in  sonra  da , muhtemelen   biraz  azalmış olarak , Neçayev’in eline geçti.
   Neçayev’in  İsviçre ziyareti  akıl almaz bir şekilde , gerçekten başarılı geçmişti: Avrupa Devrimci İttifakı adına  ve ünlü devrimci Bakunin  imzalı  bir vekaletname  elindeydi, (değeri, hakkında o ne düşünürse  düşünsün) böylece  Rusya’daki  öğrenci dostlarını  etkileyebilecekti; üstüne üstlük  bir de serbestçe  harcıyacağı  bol miktarda  nakit para koparmıştı . Bu değerli kağıtlarla  ve balyalarca  bildiri  ve kitapçıkla  ağustos sonunda  Rusya’ya döndü . Bütün kış hazırlık yapacaktı; Bakunin’e  planlanan  devrimin  19 Şubat  1870’de , serflerin  özgürlüğe  kavuşmalarının  dokuzuncu  yıldönümünde  başlayacağını bildirdi.
    Rus polisinin  becerisi  ya da uyanıklığı hakkında  ne tür bir yorum  gerektiriyor  bilinmez ama , kayıtlara göre  Neçayev  bu belge  ve niyetlerle  Rusya’ya  girmeyi, orada üç ay kalmayı, karanlık bir suç  işlemeyi ve  hiç acele  etmeden , sapasağlam  olarak  ve serbestçe  İsviçre’ye geri  dönmeyi başardı. Evet, gerçekten  olan buydu: Neçayev  karargahını Moskova’ya  kurmuştu. Bakunin devrimci  çevrelerde hala etkili  bir isimdi; kendisi de  efsanevi Avrupa İttifakı’nın  temsilcisi olarak  taraftarlarının  tümünden  itaat talep etti.Devrimin nasıl örgütleneceğine dair  düşüncesi çok basitti. Yapılması gereken , her biri gizli bir devrim komitesi olmak üzere , beşer kişilik gruplar oluşturmaktı. Grupların işlevleri   ayrıntılandırılmamıştı; önemli  tek bir özellikleri vardı, o da  hiçbir grubun  bir diğeriyle ilişki kurmaması , hatta  birbirlerinden  bile haberlerinin  olmayışıydı; her biri Neçayev’in yönelimine  ve eşgüdümüne  mutlak bir şekilde bağlıydı.
  Polisin sonradan  yaptığı ayrıntılı araştırmalara  rağmen  bu tuhaf  örgütlemenin  hazırladığı somut bir devrim planına  ulaşmak  mümkün  olmamıştır. Hem Bakunin’in  hem de  Neçayev’in  devrimci  faliyetlerinin  en önemli özelliğini oluşturan  blöf ve hayal gücü, devrim planı içinde söz konusuydu. Ancak  örgütün  dahil olduğu bir olay  gerçekten  yaşanmıştı. Moskova’da , sözü edilen gruplardan birine  bağlı  İvanov  adlı bir öğrenci, dernek üyelerinin uymak zorunda oldukları  emirlerden en önemlisine , Neçayev’in buyruklarına  sorgulamaksızın  itaat etme koşuluna  karşı gelme  eğilimi  sergilemişti. Neçayev  böyle bir dik başlılığın  en başından ve etkili  bir darbe(coup)  ile  ezilmesinin  öneminin  farkındaydı. İvanov’un  örgütü ifşa  edeceğinden  kortuğunu söyleyerek , ya da öyle görünerek , grubun  öteki üyelerini  müstakbel  haini öldürmek için  ikna etti. Böylece   bir taşla iki kuş vuracak , hem isyanı bastırmış , hem de ortak suç işleyerek  öteki üyeleri kendine bağlamış  olacaktı. Neçayev’in yoldaşlarından  en büyük farkı, onların ağızlarında kalan çeşitli hunharlıkları  soğukkanlılıkla  hayata  geçirmeye  her an hazır olmasıydı. Cinayeti Neçayev işledi . Grubun dört üyesi  olay anında oradaydı, ancak son anda  paniğe kapıldılar , üstelik neredeyse  plan tümüyle bozulacaktı; olaya yardım etmemişler, ama onursuzca göz yumarak  katılmışlardı.
   Dostoyevski’nin  Ecinniler adlı romanına  konu olan  entrikanın  ayandığı bu cinayet , 21 Kasım 1869’da işlenmişti. Dört  gün sonra  kurbanın cesedi  bir gölette  bulundu. İvanov  cinayetiyle  ilgili haberler  kısa  zamanda  yayılmış, büyük bir  heyecan yaratmıştı. Duyulan  rahatsızlığın  büyüklüğüne  gerçekten  şaşıran Neçayev , artık polisin  tembelliğine  güvenemiyeceğini anlamıştı, kaçmak için  hazırlıklara  başladı. Rusya’dan  aralık ortasına  doğru ayrılmış olacak ki, Ocak 1870’de yeniden  İsviçre’de  ortaya çıktı.
   Bu esnada  Bakunin’in hayatında  önemli bir değişiklik olmuştu alışılmışın dışında  bir aile geçmişi olan Bakunin , Sibirya’daki sürgün yıllarında  Polonyakı bir tacirin kızı olan  Antonya Kviatkonski ile  Tomsk’ta  evlenmişti. Kadın kendisinden yirmibeş yaş küçük , güzel, boş kafalı , rahatına düşkün  ve kocasını ayakta tutan  devrim çoşkusundan da, enerjiden de  tamamen yoksun biriydi; Sibirya’nın o küçük kasabasında , donuk insanlar arasında  kendine daha uygun bir eş bulamadığı için  Bakunin’le evlenmiş olması çok muhtemeldi. Ama Bakunin  açısından  çok daha tuhaftı bu evlilik. Çünkü kadınlar hayatının  hiçbir döneminde  Bakunin’in ilgisini çekmemişti; ayrıca tüm kanıtlar bu insanüstü enerji sahibi devasa adamın  cinsel açıdan  iktidarsız  olduğu yönündeydi. Bakunin kaçtıktan sonra  karısı arkasından gelmiş , İsveç’te buluşup  Fransa ve İtalya’ya birlikte  seyahat etmişlerdi. Kadın Napoli’de  Gambuzzi adlı Bakunin hayranı  sosyalist bir İtalyan  avukata  aşık olunca  adamla sevgili olmuşlardı. 1867’de  Bakuninler İtalya’dan  Cenevre’ye  taşındıktan  hemen sonra , Antonya bir oğlan çocuğu doğurdu.
   1869 baharında , Neçayev’in  Cenevre’ye  ilk gelişi sırasında , Antonya oğluyla birkte sevgilisini görmeye   Napoli’ye  gitmişti; oradan yazdığı  bir mektupla  tekrar hamile  olduğunu  ve kocasına  yıl sonuna doğru döneceğini bildirmişti. Bakunin bunlara hiç şaşırmadı. Başından beri sadakat talebinde bulunmamıştı, ne de karısından böyle bir beklentisi vardı; aptal ve sevimli karısıyla  çocuğuna karşı şefkatten  başka  bir şey duymuyordu. Ancak Cenevre’ye geldikten sonra  ve çocuğu doğmasıyla  yayılan dedikodulardan  epey rahatsız oldu ve Cenevre’yle de  fazla  bağı kalmayınca, o kışı başka  bir yerde  geçirmeye  karar verdi. Birkaç samimi arkadaşını  haberdar ederek  İsviçre’nin  İtalya sınırında  bir yer seçmiş  ve kasım  başında  küçük   bir göl  kasabası olan  Locarno’ya  yerleşmişti. ‘’Cenevre kuru ve boğucu atmosferinden  sonra burası  cennet gibi bir yer,’’ diye yazmıştı Ogaryov’a. Üstelik yarı yarıya ucuz  olduğunu söylüyordu. Aralık  ayında  sekiz  aylık hamile  Antonya, İtalya’dan  dönüp ona  gelmişti. Neçayev Ocak 1870’te Cenevre’ye  geldiğinde  Bakunin’in  artık orada yaşamadığını görüp Ogaryov’dan adresini almış  ve şubat  başında  Locarno’ya  gitmişti. Suç ortağı  dostu hiç beklenmedik bir şekilde  Marx’ın başyapıtı Das Kapital’i Rusçaya çeviriyordu; çünkü artık yoksuldu ve karısı ona bir de kız çocuk  doğurmuştu. Rus yayıncı 1.200 ruble (120 pound) karşılığında  Das Kapital’i çevirmesini isteyip, 300 rublesini peşin verince , Bakunin işi kabul etmişti. Neçayev  geldiğinde  Bakunin ,  Marx’ın  çapraşık  tahlilleriyle  uğraşmaktan  zaten çoktan yorulmuştu; devrimle  doğrudan  ilgili görevlerde  yer alması  gereken  bir dehanın  sıkıcı yazı çizi işleriyle  uğraşmasının uygun olmadığını söyleyen  Neçayev’in  aklını çelmesi  uzun sürmedi. Ama alınmış ve çoktan  harcanmış  300 ruble , işten vazgeçmek için  bir engeldi; Neçayev konunun  bu yönüyle  ilgilenmeyi üstlendi.Anlaşmayı geçersiz kılmak için  başvurduğu  yolun  Bakunin’i ne kadar  ilgilendirdiğini bilmiyoruz. Ama yayıncıya  buyurgan  bir mektup yazarak , ‘’Halkın Adaleti’’nin  gizli komitesi adına Bakunin’in rahat  bırakılmasını istedi ; emre uyulmadığı takdirde ortaya çıkacak kötü sonuçlardan  sorumlu olmadıklarını  söylüyordu. Polyakov adlı bir Rus Yahudisi olan yayıncı, İvanov’un başına  gelenler  dolayısıyla  bu tehdidin  hiç de  boş olmadığını anlamış olmalıdır(Bu olay, 1872’de Marx’ın  Bakunin’e karşı yaptığı suçlamalarda ve ardından Bakunin’in Enternasyonal’den ihracında önemli bir rol oynayacaktı).
   İsviçre’deki  ilgili merciler  de Neçayev’in  tehlikeli biri olduğunu artık biliyordu. Mayıs ayında Serebrenikov adlı genç bir Rus  göçmen  polis tarafından   Neçayev sanılmış , kimliği tesbit edilene kadar  birkaç gün boyunca  tutuklu kalmıştı. Neçayev artık  Cenevre’de  de  civar köylerde de  kimliğini  gizliyerek , sürekli yer değiştirip  hiç adres bırakmadan  yaşıyordu.
   Beklenen son , Bakunin’le girilen şiddetli bir kavgayla  geldi. Neçayev  olayıyla  ilgili elimizde  bulunan  onca kaynağın  hiçbirinde  bu kavgaya dair  tutarlı  bir açıklama  olmaması  oldukça gariptir; bu nedenle kurgusal anlatımlara açık  bir durumla  karşı karşıyayız. Bakunin’e dost  biyografi yazarları, ahlaki kaygıları olmayan  geçimsiz  Neçayev’e  artık  hoşgörüsünün kalmadığından  söz ediyorlar. Daha  nesnel gözlemcilerse  anlaşmazlığa düşüp  bozuşan  ahbap çavuşlardan  bahsediyor. Muhtemelen kavganın nedeni hem mali , hem psikolojikti. Şubat ayında Bakunin , kendi kelimeleriyle  ‘’utanç verici bir hayattan  kurtulmak’’ tan söz etmiş , Neçayev’e  ‘’kendini tamamen  davaya adayabilmesi için  gerekli şartları’’ bildirmişti. Hatta bu şartlar öyle rakamlarla ifade edilmişti ki, o dönemde İsviçre’de yaşayabilmek için  gerekli para miktarı  konusuna ışık tutuyordu:  Locarno’da kalırsa  150 frank , Cenevre’ye  gelmesi gerekirse  ayda  250 franka ihtiyacı olduğunu  söylüyordu Bakunin . Ancak Neçayev  artık , 1870 baharında  bir yıl önce  İsviçre’ye ilk gelişinde olduğu gibi , hiç dostu olmayan bir avare değildi. Bakunin’in omuzlarına  basıp  devrimci çevrelerde ün sahibi olmuş, Bahmetiev  fonu sayesinde  de maddi bağımsızlığını  kazanmıştı. Kısacası artık Bakunin’e ihtiyacı yoktu. Yaşlı kurdun kofluğunu , gündelik işlerdeki beceriksizliği anlamış , ondan alacağı , korkacağı bir şey olmadığını görmüştü. Desteğine ihtiyacı yoktu, bunun içinde bir ödeme yapması gerekmiyordu; şükran duygusu   Neçayev’in bildiği bir erdem değildi. Bakunin, Çan’ın  yeni baskısına katılması için  davet edilmedi; gazetenin amacının belirsizliğine  dair  bir eleştiri yazdığındaysa , mektubu ‘’önemsiz  ayrıntılarda  anlaşmazlığa düştükleri  bahanesiyle  faal  görevlerden  uzak duran , küçük onurlu adamlar’’dan  söz eden  cevabi bir başyazıyla  basıldı. Genç adamın  aşağılayıcı tavrına  çok üzülen  Bakunin  sanki  günahlarının  bedelini ödüyordu. Kendiside mizaç olarak buyurgandı, o da kendine  nadiren  çekinceler  koymuştu; ancak bu buyurgan  ve çekincesiz ‘’Oğul’’ kendisinden  çetin çıkmıştı.
     Bakunin  14 Haziran’da  Locarno’dan  Ogaryov’a ‘oğlanla kopmamız kaçınılmaz’’ diye yazmıştı; ertesi ay Cenevre’ye  geldiğinde de  söz ettiği kavga yaşandı . Hala gözü kara  bir fanatiklikle  korsanvari bir  maceracılık arasında  gidip gelen  Neçayev , oyunun bittiğini anlamıştı, ama aldırmamıştı. Bu verimi Rusları  yeterince kurutmuştu; İsviçre  artık  ona bile bunaltıcı geliyordu. Faaliyetlerini daha geniş bir arenaya , Londra’ya taşımaya karar vermişti. Çaldığı (Baklunin’in iddiası buydu) ve ileride şantaj yapma fırsatı  doğarsa  severek kullanacağı , Bakunin , Ogaryov ve başka  kimselere ait  bir sürü belgeyi yanına almıştı.Bakunin onun gidişinin  ertesinde  birkaç gününü çeşitli ülkelerdeki siyasi çevreleri daha önce gözbebeği olarak tanıttığı ‘’Oğul’’ konusunda uyaran  mektuplar yazmakla  geçirdi.
   Neçayev’in hikayesi  bundan sonra  hızla sona  yaklaşacaktı. Londra’da iki sayı çıkabilen  Komün  adlı yeni bir Rusça  dergi yayımlandı. İlk sayıda Herzen eleştiriliyordu ve büyük bir yüzsüzlükle  ‘’Bahmetiev fonunun  bakiyesi’’ni istemek üzere  Ogaryov ile Bakunin’e yazılmış  bir mektup vardı. Söz konusu miktar  tasfiye edildiğinde  hesaplanan faiziyle  birlikte  toplam  1.410 frank  50 kuruştu; ancak para mutemelen  Ogaryov  tarafından  Bakunin’e ‘’borç’’ verildiğinden  ortada yoktu. Neçayev’in Londra’daki günlerine dair  hiçbir iz kalmamıştır. İki yıl sonra  gerisingeri  İsviçre’ye dönecekti. Sahte bir isim pasaportla  Zürih’e yerleşti. Ancak, 1863 isyanına  yurtsever olarak katılmış , ardından  da Rus gizli ajanı olmuş  Adolf Stempkovski adlı tabela ressamı  bir Leh tarafından ihbar edildi. Rus hükümeti, İsviçre Federal Hükümeti’ni İvanov  cinayetinin  siyasi değil , adli bir suç olduğu konusunda  ikna etti ve İsviçreli yetkililer Neçayev’i siyasi mülteci  olarak  barındırmak yerine  adli bir suçlu gibi  iade etmeye  karar verdi.. Bakunin, tehlikede olduğunu duyduğunda , geçmişi bir kenara bırakıp  Neçayev’i uyarmak üzere  Zürih’e bir haberci gönderdi. Neçayev omuzlarını silkip ‘’Bakuninciler beni Zürih’ten sürmeye çalışıyor,’’ diyecek  ve birkaç gün sonra  polis  gelip tutuklayana kadar  kendi hayal aleminde  yaşamaya  devam edecekti. Bu su götürür öykü, Bakunin’in Neçayev’le ilişkide olduğu  hazin yıllarını hiç olmazsa  ahlaki bir zaferle  kapatmasına  hizmet edebilirdi.Neçayev , Petersburg’daki mahkemesinde  boyun eğmeyip meydan okudu. Siyasi bir isyancı olarak  değil , adli bir suçlu gibi yargılanmasına  bağıra  çağıra karşı çıktı ve sürüklenerek salondan çıkarıldı. Verilen hüküm  yirmi yıl kürek mahkumluğuydu ve ceza Sibirya’da çekilecekti.Ancak yetkililer bu tehlikeli genç adamı  gözlerinin önünde tutmak istemiş  ve Peter- Paul Lalesi’ne  atmışlardı. Efsaneye göre , bir nöbetçiyi ayarlıyarak  dışarıya  iletişime  girmeyi  başaran Neçayev , güya dostları, çabalarını kendisini kurtarmak için mi harcasınlar diye sorduğunda , kendisini boşverip gece gündüz  tiranın  öldürülmesi  uğruna  çalışmalarını söyleyecekti. Neçayev  bir zamanlar övünerek anlattığı amansız duvarlardan  kaçış öyküsünü  ne yazık ki hayata geçiremedi. Ancak Mahkumiyetinin dokuzuncu yılında  II. Aleksandr’ın başarılı bir suikastle  öldürüldüğünü öğrenecekti. Bundan kısa  bir süre sonra da, otuz beş yaşında , iskobüt hastalığı dolayısıyla hayatını kaybetti.

 Edward Hallett Carr ‘ın Romantik Sürgünler isimli kitabından alıntı.




 facebook  twitter
 


2008 yılından beri ruhsal, mistik, parapsikoloji, ezoterizm vb gibi konu ve tartışmanın yayınlandığı sitemiz; zamanın ruhuna göre misyonunu tamamladığı için, yeni üyelik, yeni konu ve yorum gönderimi sistemine kapatılmıştır.

Sitemizi bir ansiklopedi gibi, web ve mobil telefon üzerinden okuyabilir, arama yapabilir , çeşitli konulara bakabilirsiniz. Facebook üzerinden tekamül, sevgi, evrensel insan, üst bilinç çerçevesinde paylaşımlarımız devam edecektir. Soru ve görüşleriniz için en altta iletişim linkinden mail atabilirsiniz.

Ruhunyolculuğu sitesi ruhsal konularda bilgi vermek amaçlı kurulmuş bir paylaşım sitesidir. Sitemiz üzerinde yayınlanan yazılar ve yorumlarda yazarlar sorumludur.Bilgi & sosyal medya: Facebook | iletişim



SMF 2.0.11 | SMF © 2016, Simple Machines
Simple Audio Video Embedder | Seo4Smf 2.0 © SmfMod.Com | Smf Destek

Manuscript design by Bloc