Ruhun Yolculugu

24 Nisan 2018, 04:00:02
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.


Ruhun Yolculugu » MİSTİK KÖŞE » Mistik Kütüphane » Necronomicon

Gönderen Konu: Necronomicon  (Okunma sayısı 20626 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı sardunya

  • Co Admin
  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 524
Ynt: Necronomicon
« Yanıtla #30 : 25 Eylül 2010, 10:51:23 »
emeğin için teşekkürler ligor...
biraz ürkütücü gelse de ilgiyle okuyorum ve devamını merakla bekliyorum.
sevgiler

Çevrimdışı ligor

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 104
Ynt: Necronomicon
« Yanıtla #31 : 26 Eylül 2010, 01:18:47 »
Güzel bir bölüm, ama biraz uzun olduğu için parçalar bölüyorum sanırım 3 bölüm olacak.
Sevgiler & Selamlar,
Aki

DELİ ARAP'IN TANIKLIĞI (II)

Genç olduğum zamanlarda, orada yaşayan halk tarafından MASSHU adı verilen Doğudaki dağlarda tek başıma seyahat ediyordum, üstüne üç tuhaf sembol kazınmış gri bir kayaya yaklaştım. Bir insan boyunda ve bir boğa genişliğindeydi. Yere sabitlenmişti, ve ben onu yerinden kıpırdatamadım. Bu oyulmuş sembollerin düşmanını yenen bir bir kralın zaferini ölümsüzleştirmek için yaptırdığından başka bir şey düşünmedim, köyüm olan Bet Durrabia'dan uzaktaydım ve gece yaklaşmaktaydı, bu bölgede bulunan kurtlardan beni koruması için bu oymaların önünde bir ateş yakıp uykuya daldım. Shabatu on dokuzunun şafağın sökmesinden takriben üç saat önce, yakından gelen bir köpek veya bir kurt ulaması beni uyandırdı. Ateş köz olmuş ve bu sönmek üzere olan kızıl korlar üç sembollü anıtın üstünde dans eden gölgeler yansıtıyordu. Acele ile yeni bir ateş yakmaya çalışırken, aniden, gri kaya bir kumru gibi yavaşça havaya yükselmeye başladı. Başımı soğuk parmaklar kavramış gibi, ve ense kökümden başlayan ürperti ile korkudan nutkum tutuldu ve yerimden dahi kıpırdayamadım. Azug-bel-ya bundan daha tuhaf bir görüntü değildi, ama yine de geçmiş sanki ellerimde eridi.

O anda, yumuşak, biraz uzaktan bir ses duydum, ancak gerçekten büyük bir korku sardı beni, hırsız olma ihtimali ile titreyerek oradaki yaprakların arkasına kıvrıldım. İlkine bir ses daha karıştı, ve kısa bir süre içinde birçok siyah cübbeli adam bulunduğum yere gelerek en ufak bir korku emaresi göstermeden uçan kayanın etrafını sardı.

Şimdi, anıttaki üç oyulmuş sembolü, sanki kaya ateş almış gibi, kor gibi yanan kızıl renkli olarak açıkça görebiliyordum. Suretler hep birlikte, bilinmeyen bir lisanla, yalnız birkaç kelimesini duyabildiğim, dua ediyor veya yalvarıyormuş gibi mırıldanıyordu; yine de, ANU ruhumu affetsin!, bu ritüeller artık bana yabancı değil.

Yüzlerini göremediğim veya tanımlayamadığım bu suretler, bu dağ gecesinde keskin bıçakları ile havada soğuk parıltılar yayarak vahşi dönüşler yapmaya başladılar.

Uçan kayanın altından, tam toprağa oturduğu yerden, bir yılanın kuyruğu yükselmeye başladı. Bu şimdiye kadar gördüklerimden çok daha büyüktü. En dar kısmı iki insanın bileği kadardı, ve yerden yükseldikçe ardında bir ikincisi de onu takip ediyordu, her ne kadar birincisinin sonu görünmese de çukurun dibine ulaştığı anlaşılıyordu. Birçok başkaları da onları takip etti, ve bu kadar çok ve güçlü kolların baskısı altında yer titremeye başladı. Şimdi artık, gizli bir gücün hizmetçileri olduklarını anladığım, Rahiplerin nağmeleri daha gürültülü ve neredeyse isterik gibi olmaya başladı.

Saklanarak sahneyi seyrettiğim toprak aşağıya doğru hafifçe gelen bir madde ile ıslandı. Islaklığa dokunduğumda onun kan olduğunu anladım. Korku ile bağırdım, ve rahipler benim varlığımı fark ettiler. Bana doğru döndüler, kayayı havaya kaldırmak için kullandıkları hançerleri ile göğüslerini kesmiş olduklarını iğrenerek gördüm, her ne kadar kan'ın ruhlar için iyi bir besin olduğunu ve savaştan sonra bu alanlardaki anormal ışımanın nedeni burada beslenen ruhların olduğunu bilmeme rağmen, esrarlı bir nedenle bunu tahmin edemedim.

ANU hepimizi korusun!

Çığlığım ritüellerinde kaos ve karışıklığa neden oldu. Dağın geldiğim yönüne doğru koştum, bazılarının belki de ayini bitirmek için orada kalmalarına rağmen, rahipler peşimden koşmaya başladı, fakat soğuk gecede bayır aşağı deli gibi koşarken, kalbim göğsümden fırlayacak gibi oldu ve başımdan aşağı sanki kaynar sular döküldü, arkamda geldiğini duyduğum, parçalanan taşların ve düşen yıldırımların sesleri, üstünde koştuğum toprağı sarsıyordu. Korku ve telaşla yere düştüm.

Kalkarken, en yakınımda bulunan saldırgana doğru yüzümü çevirdim, silahsız olduğumu düşündüm. Hayretle gördüğüm, ne kadim bir dehşetin rahibi, ne de yasaklanmış bir sihrin büyücüsü idi, fakat, içlerinde ne yaşam ne de beden olan çimen ve yaprakların üstüne düşmüş siyah cübbelerdi.

İlkine doğru ihtiyatlı adımlarla yaklaştım ve uzunca bir dal parçası alarak cübbeyi ot ve dikenlerin üstünden kaldırdım. Rahipten tek arta kalan, uzun süre güneşin altında kalmış bir beden gibi kokan ve yeşil bir yağ'a benzeyen sümüksü bir çamur birikintisiydi. Bu kötü koku beni çok etkiledi, ancak diğerlerinin de aynı akıbete uğradığını bulmak için azimliydim.

Yalnızca birkaç dakika önce korku ile koşarak indiğim bayırdan geriye yürümeye başladım, bir öncekinin aynı durumdaki karanlık rahiplerden birini daha gördüm. Yürümeye devam ettim, birçok cübbenin yanından geçtim ancak artık hiçbirinin altına bakmak için çevirmeye girişmedim. Sonunda, rahiplerin komutuyla doğal olmayan bir şekilde havalanan gri anıt taşının yanına geldim. Şimdi, daha önce olduğu gibi yine yerdeydi, fakat üstündeki oymalar doğaüstü bir şekilde halen parlıyordu. Yılanlar, veya yılan olarak tanımladığım şeyler ortadan kaybolmuşlardı. Fakat sönmüş ateşin siyah ve soğuk olan közlerinin arasında bir metal plaka parlıyordu. Onu kaldırdım ve taş anıttaki gibi ancak anlayamadığım bir tarzla ve karışık bir takım sembollerin oyulmuş olduğunu gördüm. Taş anıttaki işaretlerin aynısı değildi, okuyamadığım halde, bu karakterleri okumuş gibi bir his vardı içimde, sanki eskiden bildiğim fakat uzun zaman önce unuttuğum bir lisanda yazılmışlardı. Kafatasımı şeytan ezmiş gibi başım ağrımaya başladı, ay'ın bir ışını şimdi artık ne olduğunu bildiğim, metal tılsıma çarptığında, bir ses kafamda yankılandı ve gördüğüm sahnenin tüm gizemlerini bir kelime ile açıkladı.

Sözde şiddetle kulağıma fısıldanmış gibi o anda her şeyi anladım.

Gri taşın üstünde oyulmuş bu işaretler Dış Dünyaya açılan Geçit idi:

...  devam edecek  ...

Çevrimdışı gece yolcusu

  • Co Admin
  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 278
Ynt: Necronomicon
« Yanıtla #32 : 26 Eylül 2010, 20:43:10 »
Gittikçe heyecanlı bir hal alıyor.
Emeklerinize ve paylaşımınıza teşekkürler.

Çevrimdışı ligor

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 104
Ynt: Necronomicon
« Yanıtla #33 : 01 Ekim 2010, 01:01:39 »
Bu bölümün son kısmı, umarım ilginç gelmiştir.
Sevgiler & selamlar,
Aki

DELİ ARAP'IN TANIKLIĞI (III) son

Üç oyulmuş sembolden birincisi, Yıldızların ötesinden gelen bizim Irkımızın sembolüdür ve Kıdemli Tanrıların temsilcisi olan katibin bana öğrettiği dilde ARRA olarak adlandırılır. Kadim Babil şehri dilinde ise UR denirdi. Bu, Kıdemli Tanrılar ile yapılan anlaşmanın mührüdür, bunu verenler, gördüklerinde bizi asla unutmazlar. Bunun için yemin etmişlerdir.

Gökyüzünün Ruhu, Hatırla!

İkincisi Kıdemli Tanrıların işaretidir, ve uygun kelime ve şekillerle kullanıldığında Kıdemli Tanrıların Gücünü çağırmanın anahtarıdır. Onun bir adı var, ve buna AGGA denir.

Üçüncü işaret Gözcü'nün mührüdür. BANDAR olarak adlandırılır. Gözcüler Kıdemli Tanrılar tarafından gönderilmiş bir ırktır. Uygun ritüeller ve kurbanlar yerine getirildiğinde birileri uyuduğunda nöbet tutar, aksi halde, çağrıldığında, kişinin aleyhinde davranır ve ona saldırır.

Bu damganın etkili olabilmesi için taşa kazınması toprağa konması gerekir. Veya, bir sunak taşına konması gerekir. Yada, Dua Taşına çakılmalıdır. Veya, metal bir Tanrı veya Tanrıçanın üstüne kazınıp, hürmet etmeyenlerin görmeyeceği şekilde boyunda taşınmalıdır. Bu üç işaretten, ARRA ve AGGA tek başlarına ve ayrı olarak kullanılabilirler. Ancak BANDAR, kesinlikle tek başına kullanılmamalıdır, yalnızca bir veya diğer ikisi ile birlikte kullanılabilir, Kıdemli Tanrılar ve Irkımız ile yapılan Anlaşmanın yemini Gözcü'ye hatırlatılması gerekir, aksi takdirde, Kıdemli Tanrılar insanların gözyaşları ve kadınların feryatları üzerine yardıma gelene kadar, sana saldırır, katleder ve şehrini harap eder.

Ateşin küllerinden alınan ve ay'ın ışığına maruz kalan metal tılsım, Dış Dünyaya açılan Geçitten gelecek herhangi bir şeye karşı güçlü bir mühürdür, onu gören senden geri çekilecektir.

YALNIZ YÜZEYİ AY IŞIĞINA MARUZ KALIRSA KORUMA SAĞLAR

Bunun için, bulutlu veya ayın karanlık olduğu günlerde, engeli kırıp Kadim Diyarlardan gelen iblislere, veya onların dünyadaki hizmetçilerine karşı koruması daha azdır. Bu durumlarda, ay ışığının dünya üzerine tekrar parlamasına kadar baş vurulacak başka bir şey yoktur, ay Zonei bölgesinin en kıdemlisidir, ve bizim anlaşmanın yıldız sembolüdür. NANNA, Tanrıların Babası, Hatırla!

Bundan dolayı, tılsımın dolunayda saf gümüş üstüne kazınması gerekir, kazıma işlemi yapılırken ay'ın yapılan işin üstünde parlaması gerekir, ve ay büyüsünün öz'ü ile bu kitapta emredilen ritüeller uygulanmalıdır. Ve tılsım hiçbir zaman Güneş ışığını görmemelidir, çünkü o zaman UDU olarak adlandırılan  SAMMASH kıskançlığından mührü gücünden mahrum bırakacaktır. Bu durumda, tılsıma kafur banyosu yapılmalı ve büyü ile ritüeller bir kez daha tekrarlanmalıdır. Fakat, en doğrusu yeni bir tılsımın kazınmasıdır.

Yaşamımın acısı içinde sana verdiğim bu sırları hürmet etmeyenlere, sürgün edilenlere veya Kadim Yılana tapanlara ifşa etmemem, ve bu konuda her zaman sessiz kalarak, yalnızca senin kendi kalbinde saklaman gerekir.

Huzur içinde ol!

Bundan böyle, MASSHU dağındaki o kaçınılmaz geceden sonra, şehirlerden uzaklaşarak bana verilen gizli bilgi anahtarının peşinde koştum. Bu acılı ve yalnız bir yolculuktu, ne bir eş bulacak zamanım ne de burası evim veya köyüm diyebileceğim bir yerim olmadı, çoğu kez mağaralarda ve çöllerde olmak üzere birçok şehirde hayatımı sürdürdüm, tüccarlarla pazarlık eden ve onların haber ve adetlerini bilmesi gereken bir seyyah olarak birçok lisanı da öğrendim. Pazarlıklarımı gezdiğim bu şehirlerde bulunan Güç'lerle yaptım. Çok geçmeden, daha önce bilmediğim, belki yalnızca hayal ettiğim, pek çok şeyi anladım. Gençlik arkadaşlarım beni ve ben de onları terk ettim. Ailemden ayrıldıktan yedi yıl sonra, hiç kimsenin bana açıklayamadığı nedenlerden dolayı hepsinin intihar ederek öldüklerini öğrendim; kabileleri ise bilinmeyen bir salgın hastalığın kurbanları olarak öldüler.

Bir dilenci olarak dolaştım ve bu şehirlerdeki yerel halkın yardımları ile beslendim, sıkça da sarhoşlukla suçlanarak ve hapse atılmakla tehdit edildim. Fırsat buldukça, benim de gerçek bir bilgin olduğuma bazı bilginleri ikna etmeyi becerdim ve böylece büyücülük, sihir ve simya ile ilgili olan kadim kayıtları okuma izni aldım. Büyünün insanları hasta ettiğini, veba, körlük , delilik ve hatta ölüme sebep olduğunu öğrendim. Pek çok iblis ve şeytan tanrının var olduğunu, ve Kadim Tanrılar hakkındaki eski efsaneleri öğrendim. Böylece, görüntüsü dehşete, korkuya ve bazılarına göre de sıra dışı bir ölüme dahi sebep olan, kafatasını ikiye ayıran Kılıç olarak da adlandırılan, dişi şeytan LAMMASHTA'ya karşı kendimi koruyabileceğim yeteneklerle donandım.

Zamanla, bu Kara Dünyanın Kitabında bahsedilen tüm şeytanların, iblislerin, ifritlerin ve canavarların isimlerini ve özelliklerini öğrendim. Yıldız Tanrılarının güçlerini, ihtiyaç durumunda yardıma nasıl çağrılacaklarını öğrendim. Ayrıca, ismini burada yazamadığım, Kadim Zamanlardaki Kadim Tanrıların, Kayıp Tapınağının girişini koruyan, yıldız ruhlarının ötesinde hüküm süren korkunç yaratıkları da öğrendim.

Ateş ve kılıçla, su ve hançerle, ve MASSHU'nun belirli yerlerinde yetişen bilinmeyen bir bitkinin yardımıyla tepelerde yaptığım yalnız seremoni ve ibadetlerde o kayanın önünde farkında olmadan yarattığım ateşle, bu bitki şuuruma büyük bir güç verdi ve cennete olduğu gibi cehenneme kadar olan çok büyük mesafelere seyahat ettim, Rahiplerin, Bilgeliği bulmak için semalar arasında geçişler yaptıkları seyahatlerde güvende olmalarını sağlayan tılsım ve muskalar için formüller aldım.

Fakat şimdi, seyahatlerimden bin bir aylar sonra, Maskim topuklarımı cimcikledi, Rabishu saçlarımdan çekti, Lammashta ürkütücü dişlerini gösterdi, AZAG-THOTH körleşmiş bir neşeyle tahtında, KUTULU başını kaldırıp öbür dünyadan, Abyss'ten bakarak, gözlerini üstüme dikti; bu nedenle gerçekten acele ile yazdım bunu, gerçi bazı törenlerde veya formüllerde ya da kurbanlarda hata yaptığım belli oldu, şimdilik ERSHKIGAL'in bütün ordusu bekliyor, hayal kuruyor, benim gidişime memnuniyetini belirtiyor. Rahip ABDUL BEN-MARTU gibi Kudüs'te yok olmadan (Tanrılar onu hatırlıyor ve bağışlıyor) Tanrılarıma yalvarıyorum. Zonei'de güç aradığımdan Kıldani Anlaşmasını bozdum ve kaderim bundan böyle yıldızlarda kayıtlı değil. Ay'a ayak bastım ve artık ay'ın benim üstümde gücü yok. Başıboş dolaşmaktan tanrıların cennette yazdığı harflerin üstünde hayatımın çizgileri silindi. Ve hatta şimdi dahi o kaçınılmaz gecede olduğu gibi dağlarda uluyan kurtları duyabiliyorum, benim ve Diğerlerinin isimlerini çağırıyorlar. Bedenim için korku içindeyim, ama daha  çok ruhum için korkuyorum.

Her zaman, her boş anında hatırla, Tanrılardan seni unutmamalarını dile, çünkü onlar unutkan ve çok uzaktalar. Ateşini yüksek tepelerde ve tapınakların veya piramitlerin tepesinde yak ki seni görsünler ve hatırlasınlar.

Vermiş olduğum her bir formülü kopyalamayı her zaman hatırla, değeri kaybolacağından geri çevrilmesin diye, onun üstünde, ne bir satırında nede bir noktasında bir kıl kadar dahi bir değişiklik yapma, veya daha da kötüsü; o durumda GANZIR Geçidi çökmüş bir yıldız, Ölüm Geçidi, Gölgelerin ve Kabukların Geçidi olur. Yazılı olan büyülü sözleri burada emredilen eda ile ezberden oku. Ritüelleri hatasız uygula, ve münasip yer ve zamanlarda kurbanlarını sun.

Tanrılar sana karşı her zaman bağışlayıcı olsun!

MASKIM'in çenesinden kurtulmalı ve Kadim Tanrıların gücünü alt etmelisin.

VE KADİM TANRILAR DÜNYADA BİR KEZ DAHA
HÜKÜM SÜRMEYE BAŞLAMADAN ÖNCE
TANRILAR  SANA ÖLÜMÜ NASİP ETSİN.


Çevrimdışı terebent

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 2
Ynt: Necronomicon
« Yanıtla #34 : 27 Haziran 2015, 22:18:35 »
Bu bölümün son kısmı, umarım ilginç gelmiştir.
Sevgiler & selamlar,
Aki

DELİ ARAP'IN TANIKLIĞI (III) son

Üç oyulmuş sembolden birincisi, Yıldızların ötesinden gelen bizim Irkımızın sembolüdür ve Kıdemli Tanrıların temsilcisi olan katibin bana öğrettiği dilde ARRA olarak adlandırılır. Kadim Babil şehri dilinde ise UR denirdi. Bu, Kıdemli Tanrılar ile yapılan anlaşmanın mührüdür, bunu verenler, gördüklerinde bizi asla unutmazlar. Bunun için yemin etmişlerdir.

Gökyüzünün Ruhu, Hatırla!

İkincisi Kıdemli Tanrıların işaretidir, ve uygun kelime ve şekillerle kullanıldığında Kıdemli Tanrıların Gücünü çağırmanın anahtarıdır. Onun bir adı var, ve buna AGGA denir.

Üçüncü işaret Gözcü'nün mührüdür. BANDAR olarak adlandırılır. Gözcüler Kıdemli Tanrılar tarafından gönderilmiş bir ırktır. Uygun ritüeller ve kurbanlar yerine getirildiğinde birileri uyuduğunda nöbet tutar, aksi halde, çağrıldığında, kişinin aleyhinde davranır ve ona saldırır.

Bu damganın etkili olabilmesi için taşa kazınması toprağa konması gerekir. Veya, bir sunak taşına konması gerekir. Yada, Dua Taşına çakılmalıdır. Veya, metal bir Tanrı veya Tanrıçanın üstüne kazınıp, hürmet etmeyenlerin görmeyeceği şekilde boyunda taşınmalıdır. Bu üç işaretten, ARRA ve AGGA tek başlarına ve ayrı olarak kullanılabilirler. Ancak BANDAR, kesinlikle tek başına kullanılmamalıdır, yalnızca bir veya diğer ikisi ile birlikte kullanılabilir, Kıdemli Tanrılar ve Irkımız ile yapılan Anlaşmanın yemini Gözcü'ye hatırlatılması gerekir, aksi takdirde, Kıdemli Tanrılar insanların gözyaşları ve kadınların feryatları üzerine yardıma gelene kadar, sana saldırır, katleder ve şehrini harap eder.

Ateşin küllerinden alınan ve ay'ın ışığına maruz kalan metal tılsım, Dış Dünyaya açılan Geçitten gelecek herhangi bir şeye karşı güçlü bir mühürdür, onu gören senden geri çekilecektir.

YALNIZ YÜZEYİ AY IŞIĞINA MARUZ KALIRSA KORUMA SAĞLAR

Bunun için, bulutlu veya ayın karanlık olduğu günlerde, engeli kırıp Kadim Diyarlardan gelen iblislere, veya onların dünyadaki hizmetçilerine karşı koruması daha azdır. Bu durumlarda, ay ışığının dünya üzerine tekrar parlamasına kadar baş vurulacak başka bir şey yoktur, ay Zonei bölgesinin en kıdemlisidir, ve bizim anlaşmanın yıldız sembolüdür. NANNA, Tanrıların Babası, Hatırla!

Bundan dolayı, tılsımın dolunayda saf gümüş üstüne kazınması gerekir, kazıma işlemi yapılırken ay'ın yapılan işin üstünde parlaması gerekir, ve ay büyüsünün öz'ü ile bu kitapta emredilen ritüeller uygulanmalıdır. Ve tılsım hiçbir zaman Güneş ışığını görmemelidir, çünkü o zaman UDU olarak adlandırılan  SAMMASH kıskançlığından mührü gücünden mahrum bırakacaktır. Bu durumda, tılsıma kafur banyosu yapılmalı ve büyü ile ritüeller bir kez daha tekrarlanmalıdır. Fakat, en doğrusu yeni bir tılsımın kazınmasıdır.

Yaşamımın acısı içinde sana verdiğim bu sırları hürmet etmeyenlere, sürgün edilenlere veya Kadim Yılana tapanlara ifşa etmemem, ve bu konuda her zaman sessiz kalarak, yalnızca senin kendi kalbinde saklaman gerekir.

Huzur içinde ol!

Bundan böyle, MASSHU dağındaki o kaçınılmaz geceden sonra, şehirlerden uzaklaşarak bana verilen gizli bilgi anahtarının peşinde koştum. Bu acılı ve yalnız bir yolculuktu, ne bir eş bulacak zamanım ne de burası evim veya köyüm diyebileceğim bir yerim olmadı, çoğu kez mağaralarda ve çöllerde olmak üzere birçok şehirde hayatımı sürdürdüm, tüccarlarla pazarlık eden ve onların haber ve adetlerini bilmesi gereken bir seyyah olarak birçok lisanı da öğrendim. Pazarlıklarımı gezdiğim bu şehirlerde bulunan Güç'lerle yaptım. Çok geçmeden, daha önce bilmediğim, belki yalnızca hayal ettiğim, pek çok şeyi anladım. Gençlik arkadaşlarım beni ve ben de onları terk ettim. Ailemden ayrıldıktan yedi yıl sonra, hiç kimsenin bana açıklayamadığı nedenlerden dolayı hepsinin intihar ederek öldüklerini öğrendim; kabileleri ise bilinmeyen bir salgın hastalığın kurbanları olarak öldüler.

Bir dilenci olarak dolaştım ve bu şehirlerdeki yerel halkın yardımları ile beslendim, sıkça da sarhoşlukla suçlanarak ve hapse atılmakla tehdit edildim. Fırsat buldukça, benim de gerçek bir bilgin olduğuma bazı bilginleri ikna etmeyi becerdim ve böylece büyücülük, sihir ve simya ile ilgili olan kadim kayıtları okuma izni aldım. Büyünün insanları hasta ettiğini, veba, körlük , delilik ve hatta ölüme sebep olduğunu öğrendim. Pek çok iblis ve şeytan tanrının var olduğunu, ve Kadim Tanrılar hakkındaki eski efsaneleri öğrendim. Böylece, görüntüsü dehşete, korkuya ve bazılarına göre de sıra dışı bir ölüme dahi sebep olan, kafatasını ikiye ayıran Kılıç olarak da adlandırılan, dişi şeytan LAMMASHTA'ya karşı kendimi koruyabileceğim yeteneklerle donandım.

Zamanla, bu Kara Dünyanın Kitabında bahsedilen tüm şeytanların, iblislerin, ifritlerin ve canavarların isimlerini ve özelliklerini öğrendim. Yıldız Tanrılarının güçlerini, ihtiyaç durumunda yardıma nasıl çağrılacaklarını öğrendim. Ayrıca, ismini burada yazamadığım, Kadim Zamanlardaki Kadim Tanrıların, Kayıp Tapınağının girişini koruyan, yıldız ruhlarının ötesinde hüküm süren korkunç yaratıkları da öğrendim.

Ateş ve kılıçla, su ve hançerle, ve MASSHU'nun belirli yerlerinde yetişen bilinmeyen bir bitkinin yardımıyla tepelerde yaptığım yalnız seremoni ve ibadetlerde o kayanın önünde farkında olmadan yarattığım ateşle, bu bitki şuuruma büyük bir güç verdi ve cennete olduğu gibi cehenneme kadar olan çok büyük mesafelere seyahat ettim, Rahiplerin, Bilgeliği bulmak için semalar arasında geçişler yaptıkları seyahatlerde güvende olmalarını sağlayan tılsım ve muskalar için formüller aldım.

Fakat şimdi, seyahatlerimden bin bir aylar sonra, Maskim topuklarımı cimcikledi, Rabishu saçlarımdan çekti, Lammashta ürkütücü dişlerini gösterdi, AZAG-THOTH körleşmiş bir neşeyle tahtında, KUTULU başını kaldırıp öbür dünyadan, Abyss'ten bakarak, gözlerini üstüme dikti; bu nedenle gerçekten acele ile yazdım bunu, gerçi bazı törenlerde veya formüllerde ya da kurbanlarda hata yaptığım belli oldu, şimdilik ERSHKIGAL'in bütün ordusu bekliyor, hayal kuruyor, benim gidişime memnuniyetini belirtiyor. Rahip ABDUL BEN-MARTU gibi Kudüs'te yok olmadan (Tanrılar onu hatırlıyor ve bağışlıyor) Tanrılarıma yalvarıyorum. Zonei'de güç aradığımdan Kıldani Anlaşmasını bozdum ve kaderim bundan böyle yıldızlarda kayıtlı değil. Ay'a ayak bastım ve artık ay'ın benim üstümde gücü yok. Başıboş dolaşmaktan tanrıların cennette yazdığı harflerin üstünde hayatımın çizgileri silindi. Ve hatta şimdi dahi o kaçınılmaz gecede olduğu gibi dağlarda uluyan kurtları duyabiliyorum, benim ve Diğerlerinin isimlerini çağırıyorlar. Bedenim için korku içindeyim, ama daha  çok ruhum için korkuyorum.

Her zaman, her boş anında hatırla, Tanrılardan seni unutmamalarını dile, çünkü onlar unutkan ve çok uzaktalar. Ateşini yüksek tepelerde ve tapınakların veya piramitlerin tepesinde yak ki seni görsünler ve hatırlasınlar.

Vermiş olduğum her bir formülü kopyalamayı her zaman hatırla, değeri kaybolacağından geri çevrilmesin diye, onun üstünde, ne bir satırında nede bir noktasında bir kıl kadar dahi bir değişiklik yapma, veya daha da kötüsü; o durumda GANZIR Geçidi çökmüş bir yıldız, Ölüm Geçidi, Gölgelerin ve Kabukların Geçidi olur. Yazılı olan büyülü sözleri burada emredilen eda ile ezberden oku. Ritüelleri hatasız uygula, ve münasip yer ve zamanlarda kurbanlarını sun.

Tanrılar sana karşı her zaman bağışlayıcı olsun!

MASKIM'in çenesinden kurtulmalı ve Kadim Tanrıların gücünü alt etmelisin.

VE KADİM TANRILAR DÜNYADA BİR KEZ DAHA
HÜKÜM SÜRMEYE BAŞLAMADAN ÖNCE
TANRILAR  SANA ÖLÜMÜ NASİP ETSİN.


 facebook  twitter
 


2008 yılından beri ruhsal, mistik, parapsikoloji, ezoterizm vb gibi konu ve tartışmanın yayınlandığı sitemiz; zamanın ruhuna göre misyonunu tamamladığı için, yeni üyelik, yeni konu ve yorum gönderimi sistemine kapatılmıştır.

Sitemizi bir ansiklopedi gibi, web ve mobil telefon üzerinden okuyabilir, arama yapabilir , çeşitli konulara bakabilirsiniz. Facebook üzerinden tekamül, sevgi, evrensel insan, üst bilinç çerçevesinde paylaşımlarımız devam edecektir. Soru ve görüşleriniz için en altta iletişim linkinden mail atabilirsiniz.

Ruhunyolculuğu sitesi ruhsal konularda bilgi vermek amaçlı kurulmuş bir paylaşım sitesidir. Sitemiz üzerinde yayınlanan yazılar ve yorumlarda yazarlar sorumludur.Bilgi & sosyal medya: Facebook | iletişim



SMF 2.0.11 | SMF © 2016, Simple Machines
Simple Audio Video Embedder | Seo4Smf 2.0 © SmfMod.Com | Smf Destek

Manuscript design by Bloc