Ruhun Yolculugu

24 Ekim 2014, 12:28:50
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. Aktivasyon epostanız mı yok?


Ruhun Yolculugu » DİNLER » Tasavvuf » Oğlan şeyh ismail maşuki

Gönderen Konu: Oğlan şeyh ismail maşuki  (Okunma sayısı 10892 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı yagmurruzgari

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 523
Ynt: Oğlan şeyh ismail maşuki
« Yanıtla #2 : 10 Temmuz 2008, 11:40:12 »
Kutsal kitap verilmiş bütün semavi dinler varoluşu Yaradan ve Yaradılan diye bölmüşlerdir. Tanrıyı dışsallaştıranlar ondan korkarak ve Kadir_i Mutlak'a sanki ayrı Varlık gibi taparak bütünün hayrını gözetmeyen bencilce istekler de bulunuyorlar. Şekilsel ibadet arınmamışlar için gerekli olup amacı yanlış anlaşılmıştır, örneğin Namaz ile Surya Namaskar kesinlikle aynı bu Yoganın amacı aslında Bilinçaltı bağlarından kurtulmak  Beden ile Zihini uyuma getirmek için yapılır öncesinde  Nefes ile hareketler uyumlanması gerekir. Bu eylem planına uyulmadığından Müslüman İmamlar arasında psişik yetenekler geliştirenler olamaz. Alevilikte ve Hindulukta Tanrı varoluşun bütünden ayrı olmaz bizler de bütünün parçalarıyız ve bütün parçasını sever. Zerre bütüne bütün de zerreye yansıma yapar. Düşünceyi söyleme ve onu yayma özgürlüğünün önemi günümüzde burada ortaya çıkıyor.
« Son Düzenleme: 12 Temmuz 2008, 11:29:52 Gönderen: yagmurruzgari »

Çevrimdışı ismail_masuki

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 26
Oğlan şeyh ismail maşuki
« Yanıtla #1 : 09 Temmuz 2008, 18:44:40 »
Kanuni Sultan Süleyman'ın Tahtını Sarsan Genç: Şeyh İsmail Maşuki (1508- 1528)

“İnsan kadimdir; yaratılmamıştır, yaratandır. Her kişi tanrıdır, her biçimde gözüken odur. Öyleyse görünen tanrıya tapalım... Ruh bir bedenden çıkıp başka bedene geçer. Kabir azabı diye birşey olamaz; ölülerin dirilmesi, soru ve hesap günü de yoktur.”

 Şeyh ismail Maşuki

Yukarıdaki sözleri ve buna benzer daha birçoklarını söylemiş olan kişi 19-20 yaşlarında bir gençtir. İnsandan başka bir tanrı tanımıyan bu delikanlı, dinlerin temellendirildiği ölüm ötesini, yani öbür dünyayı da kesinlikle kabul etmiyordu. O, yaşanılan nesnel dünyanın nasıl en iyi bir biçimde değerlendirileceğinin siyasetini yapmıştı.

Değerlendirmesi, çoğunluğun, yani halkın mutluluğunu amaçladığı için, Sultanın, ulema ve umeranın (alimler ve amirler, yani yönetici sınıfın) yüzde yüz karşısındaydı. İsmail Maşuki, halkın ona yakıştırdığı adıyla Oğlan Şeyh bu siyasetini, şeriat temeline dayalı İslam devleti olan Osmanlı İmparatorluğu'nun en güçlü bulunduğu, dolayısıyla muhalif düşünce ve inanç topluluklarını amansızca ezdiği, Yükselme Dönemi'nde yapmıştır.

Osmanlı tarihyazıcılarından Nevizade Atayi onun hakkında şu kısa ana bilgiyi vermektedir:

“Bayrami tarikatının şeyhlerinden Aksaraylı Pir Ali Sultan'ın oğlu olup, 'Oğlan Şeyh' demekle ünlüdür. Kendisi karışıklığa neden olmuştur.”

“914 ( 1507-8) tarihinde doğmuş olan Maşuki, babası tarafından yetiştirilerek her geçen gün bilgisini ve görgüsünü artırmıştır... Sonra İstanbul'a gitti. Orada bilgisini, düşünce ve inançlarını yaymaya başladı.”

“İsmail Maşuki, büyük bir çekiciliğe sahip bulunuyordu. Genellikle camilerde va'zlar verir, tefsir aktarır; aydınlatıcı toplantılar yapıp yol gösterirdi. Halktan ve askerden pek çok insanı kendisine bağlamıştı. Söyledikleri halk arasında gürültülere neden oluyordu.”

“Bir yıl kadar bu çalışmalarını sürdürdü. 935 (1528) yılında, zamanın müftisi olan İbn Kemal Paşazade'nin fetvası ile, bozgunculuğunu yoketme işi din kılıcına havale edildi ve öldürüldü..."[1]

Onu her yönüyle tanıtıcı olmasa da Şeyh İsmail Maşuki hakkındaki bilgileri, sadece Osmanlı tarihyazıcılarında değil, belki fazlasını Şeriyye Sicili defterlerinde bulmaktayız. Bu Şeriyye kayıtları bütünüyle Oğlan Şeyh'i mahkum eden suç delilleri (!), yani onun konuşmalarından seçilmiş şeriata aykırı ve küfür kabul edilen sözlerdir. Bu sözler Divan-ü Hümayun'daki özel mahkemede, isimlerinin başında “Hacı, Mevlana, Derviş ve Şeyh” gibi mahlaslar taşıyan 6-7 tanığın ifadeleri olarak dinlenmiştir.

Maşuki'nin sözlerinden çoğu kez çarpıtılıp, en kaba küfürlere dönüştürüldüğü ifadelerde bile nedensellik rahatlıkla kavranabilir durumdadır. Suç kanıtları olarak söylenenlerin hiçbirinde anlamsızlık ve büyük tutarsızlıklar yoktur. Oysa en azından üçüncü ağızdan bize ulaşmaktadır.

Maşuki'nin çeşitli yollarla bize kadar gelen sözlerindeki düşünce ve görüşlerin pekçoğu kendisinin değildir. Ama, bunların yürekli taşıyıcısı ve cansiperhane yayıcısı olmuştur.

İsmail Maşuki'ye ilişkin bilgilerin bir kısmı, Şeyhülislam Ebusuud Mehmed Efendi'nin 1567 tarihinde, Gazanfer Dede'nin dinsizlikten soruşturmasına dair başvezire gönderdiği mektupta bulunmaktadır. Bu fetva mektubunda:

“...Ben Oğlan Şeyh'in katledilmesi işinde, alışılmışın dışında fazla çaba gösterip, yavaş ve dikkatli çalışmışımdır. Yargılama sonunda Mevlana Şeyhi Çelebi, onun dinsiz olduğuna karar vermişti. Ben yargılamayı iki-üç meclis daha uzattım. Herhangi bir yoruma asla meydan bırakmıyacak önlemleri aldıktan sonra karar verdim.”[2]

diye yazan Ebusuud'u, korkunç olaydan tam kırk yıl sonra günah çıkarırcasına bir davranış içine girmiş sanırsınız, ama değil. Kesinlikle yalan söylüyor, Oğlan Şeyh'in bir an önce kafasının kesilmesi için elinden geleni yapmıştır.









Payla facebook Payla twitter
 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
978 Gösterim
Son İleti 20 Eylül 2009, 00:07:03
Gönderen: ülkügirgin