Ruhun Yolculugu

24 Nisan 2018, 04:18:33
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.


Ruhun Yolculugu » Son İletiler

Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 4 ... 10
1
Ruh ve Kainat / Dünya Okulu
« Son İleti Gönderen: fantastic 12 Şubat 2017, 20:02:03 »
Dünya bir okul gibidir. Okul, ders görülen ve bilgi edinilen yer demektir. İnsan da yeryüzünde ders görür. Bu göreceği dersler onun ruhsal ihtiyaçları göz önüne alınarak tertiplenmiştir ve evren kanunlarının dünyaya enkarne olan varlıkların ihtiyaçlarına göre yorumlanmış şekliyle ortaya çıkar. O hâlde insan yeryüzünde, evren kanunlarıyla doğrudan doğruya karşılaşmak gücünde bulunmuyor. Direkt olarak bir evren kanunundan faydalanmak ve bunun­la yeryüzüne gelmek bizim için henüz mümkün değildir. Bu, daima, birtakım avanslar kullanarak istifade edilen bir güç hâline geliyor.

Bu dünya okulunda insana ne öğretilir?
Dünya okulunda insana nasıl öğretilir? Ve bundan ne beklenir?

İşte bu, dünya insanının hayatının anlamı, hedefi, amacı tarzında da ortaya çıkar. Bir defa önceden şu fikri ortaya koyalım: Evreni, bir "Evren Zekâsı" tarzında ifade edersek, insan da bu evren zekâsının bireysel bir temsilcisi durumundadır. Hatta denebilir ki, bütün insanların zekâsı bir arada, bir bütünsel zekâyı (Evren Zekâsı'nın büyük bir parçasını) teşkil edebilir. Dolayısıyla biz, yeryüzündeki faaliyetimiz esnasında, kendi zekâmızı kullanırken herhalde Evren Zekâsı'nın bir tatbikatını yapmış oluyoruz demektir. Fakat bunlar, sanki parçalara bölünmüş bir faaliyet gibidir. Ama, konuya daha yüksekten bakıldığı zaman, tek bir kitle hâlinde gözüken büyük bir zekâ söz konusudur. Bunu söylemekle, bizim pek bir şeye yaramadığımız fikrinin ("insanın pek büyük bir kıymeti yoktur") isabetli bir söz olmadığını ifade etmiş olmak isteriz. İnsan bir değerdir. İnsan bir kudrettir.
İnsan, kendinde büyük bir potansiyel taşır. Eğer böyle olmamış olsaydı, kendisi için bunca büyük organizasyonu gerektiren, evren çapında bir faaliyeti içeren bir okulun açılmasına da hiç ihtiyaç yoktur. Yeryüzünde (bilimin tespit ettiği) pek çok tufan hadiseleri olmuş, kurulmalar, bozulmalar meydana gelmiştir. Dolayısıyla, bu kurulmalar ve bozulmalar daima, bir gelişmenin, bir faydanın, bir ve­rimin, bir sonucun alındığını gösterir. Eğer hiçbir işe yaramaz bir ziraat yeri olsaydı, dünya, ziraatçilerin (ruhsal ve uzaysal muktedirlerin) bu işle uğraşmaları pek mantıklı olmazdı. Ziraatçiler dünyaya ektikleri tohumların ardındalar ve devamlı olarak bu ziraat yapılmaktadır. Ziraatçinin burada elde edeceği bir sonuç var. Bazı vasıflara kavuşmuş, birtakım tohumları ele geçirmesi gerekir. İşte onlara göre gerekli olan bazı vasıfların elde edilebilmesi için bizler ne  yapıyoruz? Ve ne gibi nitelikleri bu büyük ziraatçilere vereceğiz?
Her şeyden evvel bu amaçla biz, yeryüzünde DUYGU'larımızı geliştirmekle meşgulüz. Burada "Duygu"dan, şu bildiğimiz beş duyumuzu ayırt etmeliyiz.

Gelişmeye konu olan duygusal hayatımızdır. Duygulanım hâlinin geliştirilmesidir. Duygulanım hâlinin gelişmesi başlı başına bir sorundur. Hemen hemen bütün insanlar bu duygulanım hayatı içerisinde çeşitli tecrübeler yaparlar. Bu yaşamamız sırasında birtakım ruh hâlleri geçiririz. Bir olaydan önceki ve sonraki ruh hâllerimiz arasında bir hayli fark vardır. İşte insan, devamlı olarak, duygusal hayatının içinde yuvarlanır durur.
Bu duygusal hayatın birçok çeşitleri var.

Bunların en başında sevgi hâli vardır.

Gerçekten sevmek ve sevilmek insan ihtiyaçlarının başında gelen hususlardandır; kaba biyolojik ihtiyaçlarının dışına taşmaya başladığı zaman, insan sevmek ve sevilmek ihtiyacıyla karşılaşır. Bu, her varlık için mevcut olan bir şeydir. Ve bunlardan tatmin olmuş kimselerle tatmin olmamış arasında kişilik bakımından hayli farklılıklar vardır. Bir küçücük yavrunun sevgiye ihtiyacını biliriz. Eşlerin birbirine karşı olan sevgisini biliriz. Annenin evlâda olan sevgisini biliriz. Tabi objektif sevgi hâllerinden, sübjektif sevgi hâllerine de gidebiliriz. İdealleri, sembolleri vs. sevmek gibi... Duygusal hayatımızın geliştirilmesinde sevgi en büyük rolü oynuyor. Sevgi bu duygusal hayatın (yeryüzü okulu için) en yüksek noktası oluyor. Sevgi, zannedildiği gibi evrensel değildir. Bütün bunlar dünya insanı içindir. Dünya realitesi içinde var olan bir şeydir.
Bununla birlikte bir de evrensel manada bir sevgi var. Biz bunu hiçbir zaman kavrayacak durumda değiliz. Biz dünyaya has sevginin en yüksek noktasına çıkabiliriz. Ama dünya realitesi dışına çıktığımız zaman, dünyadaki en yüksek sevgi, belki başka bir realitenin normal hayatını teşkil eder. Hiçbir yükseklik ve de ulviyet taşımaz; normal br realite hâline gelir.
Genel duygusallığımızla ilgili bir husus: hoşgörü... Bunun içerisinde gene duygusal hayat vardır. Biz genellikle, neye hoşgörülü olup neye olamayacağımızı kesinlikle bilemeyiz. Ama deriz ki, "hoş görmek" lâzım, her insan kusur işler! İşte bunu dediğimiz zaman, her insanın bilgili olmadığını da ifade etmiş oluyoruz. Aslında, her insanın cahil olduğunu söylemek istiyoruz. Çünki bütün kusurlar bilgisizlikten doğan bir eksikliktir. Demek ki, hoşgörü fikrimizi geliştirmekle, karşı tarafın daha başka türlü tecrübelere girişmesini ve nihayet bilgileninceye kadar deney yapmasını öneriyoruz. Biz kendisine bilgi yoluyla da yardım edemeyiz. Onun tecrübelerine bilgi yoluyla istikamet veremeyeceğimiz için, ancak bizzat kendisinin tekrar ve tekrar tecrübe yapabilmesi için hoşgörü göstermek zaruretimiz vardır. Gerek dinî yaşayış ve inançlar bakımından, gerekse kudretlerin birikmesi bakımından insancıl dengesizlikler içerisinde hoşgörü fikrini geliştirmek zorundayız.
Nihayet, bunların en derininde vicdanı kabul ediyoruz. Vicdan sesini dinlemek ve duymak... Vicdan sesini dinlemek ile bilgili tatbikat yapmak birbirine çok yakındır. Çünki vicdan tatbikatının birçok kısımları şuurdışı bir bilginin uygulanmasıdır. "Vicdanım bana bunu emretti ve yaptım." dediğiniz anda, siz orada birtakım dış tesirler altında kalarak bunu yapmış değil, şuurdışınızda mevcut olan (kendi muhtevası, bütün hayatları boyunca getirmiş olduğu tecrübeler ve görgülerin özeti olan) bir bilginin düsturu altında yapmışsınızdır.
Burada iş, kestirmeden yapılmaktadır. Vicdanın sesine uyduğunuz zaman, bir işin mütalâasını yapmadan (Neden? Niçin? Nasıl? demeden) doğrudan doğruya hareket etmeye benzer.

Vicdan sesi, sizi uzun uzun düşünmekten kurtarır. Fakat bu durumda olan bir kimse bocalama altındadır. Çünki terbiye, kültür, size bazı şeylerin neden, niçin, nasıl olduğunu sormayı, çıkarcılığı emretmiştir. Bu durumda vicdan sesinizin etkisi altında tereddütte kalabilirsiniz. Aslında vicdan itilimleri, düşüncesiz ve otomatik bir hareketle yapılmaz.

Daha evvel mevcut olan bir bilginin, bir faaliyetin etkisi vardır. Müsait bir anı yakaladığı zaman bütün şuur alanını bir anda kaplar; iç bilgi (tartışma) faaliyeti tamamen şuura aksetmez, belirli bir eşiğe kadar gelir ve bir emir yollar: "Şunu yap... ya da yapmalısın..." İşte bu andaki boşluk bizi ürkütüyor ve biz vicdanımızın sesine uymuyoruz. Daima kendimize sağlam deliller, sağlam kanıtlar, dayanak noktaları arıyoruz. Sanki aradığımız zaman yüzde yüz sağlamlaşıyormuşuz gibi... Ama bu "iç emniyeti" kendi içinde bulanlar da yok mu? Var elbette. Sağ kal­mak için çaba harcamak hissi bir dış emniyettir ve hemen herkeste vardır. Ama iç emniyete, güvenceye sahip olanların sayısı daha az görünüyor. Vicdan sesini dinlemek insanda iç emniyeti de artırır. Vicdan mekanizması insana, tekâmülünde birçok bakımlardan hız kazandıracaktır.
Diğer bir safha, "Realiteler Dengesi'nin kurulmasıdır. Daha önce, ne kadar insan varsa o kadar şahsiyet var demiştik. Aynı zamanda her şahsiyet bir realitedir. Her birey kendine özel bir gerçeklik taşır. O, onun realitesidir. Acaba insanlar ne sebeple biraraya gelmişlerdir? Cevap: Bu farklı realiteler arasında, hepsine bağlı bir kolektif realitenin belki ortaya çıkması zarureti vardır, bir ümmetmiş gibi olmak... Belki de bize kolektif bir realite hâlinde yaşama öğretiliyor. Ortak yaşamak, realiteleri dengede tutmak, buna bağlı olarak nefsaniyetleri dengede tutmak... Benim egomla sizin egonuz bir yerde karşılaşıyorlar.

Bunun sınırı nerededir? Hep sınır kavgası mı yapılacak yoksa?


Herkes belli sınırlara kadar kendi ego hükmünü yerine getirecek ve o sınırdan itibaren başkasının sınırının başladığını bilecek. Sevgiyle, müsamahayla, şefkatle, merhametle bu ego dengesini kurmak zaruretindedir insan... Dünyadaki tüm müesseselerin her türlü sosyal maske altında yürüttüğü mücadele budur. Fertler de aynı şekilde... Çekişmenin aslı ego iktidar mücadelesidir. Birinde siyasî kudret siyasî egoyu, diğerinde ilmî kudret ilmî egoyu meydana çıkartmıştır. Bunlar kendi aralarında birer realite teşkil etmiştir. Bu şekilde, dünyada insan sayısı kadar realite ve bütün bunların (çok kefeli bir terazide) dengelenmesi. Bu çok geniş ve zor bir konu; ama bunun böyle olması bizden istenmektedir.

Zaten bütün bu ahlâkî öğretilerimiz, bütün felsefî telkinlerimiz yapı içindir. Biz de kendi içimizde aynı dengeyi kurmaya çalışıyoruz. Birarada yaşamak, bize bunu öğretecektir. İnsanın gerçekten bir değeri varsa, değerleri içinde ortaya çıkacaktır. Dağ başındaki bir kişinin, elbette ki, nedretliği daha fazladır. Ama o bir kişidir. Onun yanma iki tane daha insan verdiğiniz zaman o kişinin değeri azalır. Kısaca, realite dengesinin kurulması, çeşitli tekâmül realitelerine sahip varlıkların, bir mekân içinde realite birliğine ulaşmasıdır. Sadıklar Plân'nın verdiği bir dizi ruhsal tebliğlerin bir yerinde, "Birleşik İnsanlık Realitesi"nden bahsedilir. Böyle bir realitenin oluşması elbette ki o kadar kolay bir şey değildir. Birleşik İnsanlık Realitesi, yukarıda bahsettiğimiz realite dengelerinin kurulmasından sonra, ortak bir realite hâlinde ortaya çıkabilir.
Dünya okulunda yapacağımız işlerden bir tanesi de, "Şuur Hâllerini Yaşamak"tır. Her yaşantımız bir manaya, daha doğrusu bir bilgiye sahiptir. Ama biz bu bilgiyi oradan alacak değiliz. Biz sadece, bunun bizde meydana getirdiği hâlleri bilmek, hissetmek mecburiyetindeyiz. Çünki biz duygusal hayatımızı geliştiriyoruz. Geçirdiğimiz ruh hâllerine vâkıfız, ama bilgisine vâkıf değiliz. Bunun için büyük araştırmalar yapılmış, büyük psikolojik ekoller kurulmuş, şuuraltına inilmiş, çeşitli çalışmalar ortaya çıkmıştır. Buna rağmen, gene de şahsiyetin tam bir tarifi yapılamamıştır. Psikologlar tam elli türlü şahsiyet tarifi yapıyor ve sonunda, "İnsan kendisine benzer ve başka kimseye benzemez." diyorlar.
Geçirdiğimiz ruh hâllerinin hepsine sahip olamıyoruz. Niçin böyle oluyor? gibi sorulara cevap veremiyoruz. Hepimiz gördüğümüz rüyanın bilgisine sahip miyiz? İşte, bi­zim dünya okulumuzun terbiyesine dahil derslerden bir tanesi de, bunun gibi şuur hâllerini yaşamaktır. Sadece yaşamak! Onun bilgisine, nedenine, niçinine ulaşmak değildir. Nitekim duygusal hayatımızın geliştirilmesinde de aynı şey vardır. Bütün bu anlattıklarımız teorik şeyler olmayıp, biraz kendimizi tetkik ettiğimiz zaman müşahede edeceğimiz hususlardır.

Biraz da şuur hâllerini yaşamanın metafizik zaruretinden bahsedelim:

Nasıl, "Evren Zekâsı" bir bakıma, bütün insanlardan meydana gelen zekânın bir bütünü ise, insanın şuuru da gene tümel (küllî) bir şuurun bir bütünü gibidir. İnsanların tek tek şuurları biraraya gelirse, bir tümel şuurun bir bütününü teşkil eder. Diyelim ki, bir tümel şuur vardır. Buna kâinat şuuru, evren bilinci de diyebiliriz. Ve bu şuur bizim bütün fizik realitemizi baştan aşağı doldurmuştur. Daha doğrusu bizim fizik realitemiz bu evren şuuru içerisindedir. Hayatın her safhasında bu şuur hâlini biz müşahede ederiz. En basit varlıktan insana kadar bu şuur hâlleri ona nüfuz etmiş vaziyettedir. O hâlde biz muhtelif şuur hâllerini yaşarken, acaba tümel şuurla alâkalı şuur hâllerini yaşamış olmuyor muyuz? Ve bizim bütün şuur hâllerimiz biraraya gelirse, belki de, bu büyük şuur hâlini yaşamış olacağız.
Aynı zamanda bu, kendini tanımak ve tekâmül etmek oluyor. Nihayet dünya beşeri için bir büyük safha daha var. Ve biz bunun hazırlığı içindeyiz. Son devrenin son saatleri şuurlanma safhasıdır. Bizler artık karanlık bir bölgeden (şuur hâlinden aydınlık bir bölgeye) çıkma hazırlıkları içinde bulunan varlıklarız. Görmekte olduğumuz her iş alacakaranlık içindedir.
Alacakaranlıktan seher vaktine doğru giden bir yol üzerinde bulunuyoruz. Dolayısıyla uyanmak ve şuurlanmak zaruretindeyiz. Hayatın her noktasında, uyanmak ve işin esasını kavramak yolundayız. Bu yola girmek için bir çok mücadeleler yapıyoruz. Bunlar, elbette çeşitli etiketler, çeşitli yaftalar alıyor. Fakat bütün bunların altında, insanın (dünyadaki) vazifesinin ne olduğunu anlamaya gidiş vardır. İnsan bu şuurlanma safhasına doğru geçtikçe, vazife plânlarının faaliyetine idrakli olarak iştirak etmenin de zaruretini hisseder. Bu faaliyetlere insan, anlayarak, bilerek nasıl iştirak eder?

Onu da öğrenmeye çalışırız. Herhalde, vazife plânının faaliyetine idrakli olarak iştirak etmek için, bizim çok çok büyük safhalar aşmamız gerekecek. Çünki "Vazife Plânı" deyiminin anlamı, Dünya okulunu yönetenler kadrosunun faaliyetini içerir.
Yüksek Ruhsal İdare Mekanizması (RİM) Dünya okulunun eğitimini üzerine almış, her bakımdan insanı yetiştirmekte olan büyük bahçıvanlar grubudur. Her türlü ziraati yapar ve her türlü haşatı almaya hazır, haşatı yapmaya istekli bir durumdadır. İşe yarar şekilde olgun başaklan toplamak elbette "O'nun" hakkıdır. Hasat, "enerjinin sakinimi prensibi"ne göre muhtelif hiyerarşik sistemler tarafından yapılır. Yani bir kudret ancak kendi sahası içinde kul­lanılır. Bunun dışına taşmaz, ziyan edilmez, muhafaza edilir. Enerjiler kademe kademe, birbirine devralmak suretiyle, en uçtaki iş en yukarıdaki taraftan sanki orada imiş gibi gördürülür. Buna biz "hiyerarşi" (basamaklar sistemi) diyoruz.

Aşağıda bulunan bizlerden herhangi birimizin yaptığı küçük bir işle (meselâ bir ağacı aşılamakla) aynı zamanda en yukarıdaki idarecinin bir fikrini (bilgisini - isteğini) yerine getiriyoruz demektir. Yaptığımız her şey yukarının bir isteği olmuş oluyor. Bizim fizik âlemdeki tecrübeye, yetiştiriciliğe, yeni tertip ve İslaha ruhların iştirak ettirilmesi, görevimiz ve aynı zamanda vazife plânının faaliyetine bir iştirak demektir. Ziraatçiye yardım etmek zorundayız. Bunda da dünya hayatının bir anlamı vardır.
Ruhsal İdare Mekanizmasının Evren Prensipleri'ni uyguladığı şu dünyamız, Onlar için bir tür TEZ'dir. Bu tezde elde edilecek sonuçlar, insan soyunun geleceğini belirleyecek etkinliğe sahiptir.

Ergün Arıkdal
2
Müzik / Fazıl Say & Serenad Bağcan - Sordum Sarı Çiğdeme / Pir Sultan Abdal
« Son İleti Gönderen: fantastic 04 Ağustos 2016, 23:57:37 »
3
İslam / TAŞINDI: Tekamül
« Son İleti Gönderen: fantastic 04 Ağustos 2016, 17:12:30 »
4
Tartışma Konusu / TAŞINDI: Tekamül
« Son İleti Gönderen: fantastic 03 Ağustos 2016, 20:33:31 »
Bu konu İslam isimli bölüme taşınmıştır.

http://www.ruhunyolculugu.com/tekamul-t15100.0.html
5
Tartışma Konusu / TAŞINDI: Ruhun bedene bağlanması: İnsan
« Son İleti Gönderen: fantastic 03 Ağustos 2016, 20:33:10 »
7
Tartışma Konusu / TAŞINDI: Tekamülün tanımı
« Son İleti Gönderen: fantastic 03 Ağustos 2016, 20:31:47 »
8
Tartışma Konusu / TAŞINDI: Ümmet ve ümmetler
« Son İleti Gönderen: fantastic 03 Ağustos 2016, 20:31:17 »
9
Tartışma Konusu / TAŞINDI: Öbür alem
« Son İleti Gönderen: fantastic 03 Ağustos 2016, 20:30:15 »
Bu konu İslam isimli bölüme taşınmıştır.

http://www.ruhunyolculugu.com/obur-alem-t14931.0.html
10
Tartışma Konusu / TAŞINDI: Kuran Rabliği
« Son İleti Gönderen: fantastic 03 Ağustos 2016, 13:08:18 »
Bu konu [İSLAM] isimli bölüme taşınmıştır.

http://www.ruhunyolculugu.com/kuran-rabligi-t15120.0.html
Sayfa: [1] 2 3 4 ... 10

2008 yılından beri ruhsal, mistik, parapsikoloji, ezoterizm vb gibi konu ve tartışmanın yayınlandığı sitemiz; zamanın ruhuna göre misyonunu tamamladığı için, yeni üyelik, yeni konu ve yorum gönderimi sistemine kapatılmıştır.

Sitemizi bir ansiklopedi gibi, web ve mobil telefon üzerinden okuyabilir, arama yapabilir , çeşitli konulara bakabilirsiniz. Facebook üzerinden tekamül, sevgi, evrensel insan, üst bilinç çerçevesinde paylaşımlarımız devam edecektir. Soru ve görüşleriniz için en altta iletişim linkinden mail atabilirsiniz.

Ruhunyolculuğu sitesi ruhsal konularda bilgi vermek amaçlı kurulmuş bir paylaşım sitesidir. Sitemiz üzerinde yayınlanan yazılar ve yorumlarda yazarlar sorumludur.Bilgi & sosyal medya: Facebook | iletişim



SMF 2.0.11 | SMF © 2016, Simple Machines
Simple Audio Video Embedder | Seo4Smf 2.0 © SmfMod.Com | Smf Destek

Manuscript design by Bloc