Ruhun Yolculugu

24 Nisan 2018, 03:57:30
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.


Ruhun Yolculugu » EZOTERİZM » Antropoloji ve Teoloji » SON MASAL BU MU ACABA?

Gönderen Konu: SON MASAL BU MU ACABA?  (Okunma sayısı 15083 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı benbenim

  • benbenim
  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 1804
SON MASAL BU MU ACABA?
« : 17 Mayıs 2008, 00:58:47 »
   SON MASAL BU MU ACABA?


   Çok, çok uzun zaman önceydi, düşünebileceğimiz zamanın çok ötesinde, zaman diye bir şeyde yoktu. Durgun  sonsuz bir boşluk vardı, var olan tek şey bilinçti. Kendini bilen tüm olma potansiyelini içerisinde barındıran bir bilinç. Yalnızlıktan sıkılmıştı, uzun zamandır çare arıyordu. Ne yapabileceği hakkında  bir takım fikirleri vardı elbette. Sonunda bir ışık belirdi. Ol dedi ve herşey titreşmeye başladı, bu titreşim var olanın tüm boyutlarınca salınmaya başladı..

   Her titreşim bir başka tireşimle çarpıştığında ionlar oluşmaya başladı, her ioan benzerini çekerek maddeleşmeye başladı, bilinç kendini parçalara ayırmıştı.. Her ayrışan bilinç kendi yolunda yeni bilinç ve açılımlar yolunda adım atıyor, her adımda bir başka yaratım ortaya çıkıyordu. Her yaratım yeni bir yaratımla devam eden süreçte bilindik bilinmedik binlerce alemler yaratıldı.. Görünen ve görünmeyen.
   

   İlk yaratımın kümelenmesi sonucunda varlıklar oluşmaya başladı.. Bir graup kendine felineler dedi, bir grup karianlar ve kendi aralarında deneyim, öğrenme amaçlı oyunlar yaratıyorlardı.. Uzunca bir zaman geçti, elbette bizim algı boyutumuzun çok üzerinde bir süre. Ve felineler, karianlar aynı oyunları oynamaktan sıkılmışlardı, ilk yaratıcı kaynağın izni ile başka bir oyun yaratma arzusu içerisinde sürüngenleri yarattılar.. Sürüngenler genelde akıl mantık kuralı içinde düşünmeye  ve gelişimlerini bu yolla tamamlamaya yönlendirildi. Sürüngenler duygulardan anlamıyordu. Herşey madde, ya da kendi bilinçlerine hizmet ediyorsa değerliydi. Ve yaratılışa birden bir başka anlayış geldi.kendine hizmet yolu işle gelişmek, ya da başkalarına hizmet yolu içinde gelişmek..

   Oyun kurucuları felineler ve karianlar birden bir başka yaratım planlama sevdasına düştüler.. İnsanı yaratacaklardı.. İnsan hem akıl, hem duyguları olan bir varlık olacaktı. Ve yaratılışta ilk yaratılan genetik kayıtların tamamını kendinde taşıyacaktı.. İlk insan avyon gezegeninde yaratıldı.. Uzun boylu beyaz ve sarı saçları olan, mavi gözleri vardı. Henüz bir bedene sahip değildi, zaman içerisinde gelişimini tamamlaması gerekiyordu.. Yine çok uzun bir süre beklendi, insan gelişiminde bir başka basamağa ihtiyaç duymaya başlamıştı.. Saf akıl yolu ile gelişimi hedeflenen sürüngenlerle aynı gezegene kondu..

   Sonuçta ne olacağı merak ediliyordu, insan uyumluydu ve sürüngenlerle ortak bir yaşam alanı kurmayı başarmıştı, başka gezegende yaşayan sürüngenler  insanla uyum içerisine giren sürüngenlerin, durumundan  rahatsız olmaya başlamışlardı.. Ve dedikodu ile insan ve sürüngenlerin arasına nifak sokmakta geçikmediler. İnsan ve sürüngenler arasında savaş başlamıştı, sürüngenlerin çok gelişmiş teknolojileri vardı. Sonuç insan ırkına diğer gezegenlerin yardımı ile sonuçlandı..

   İnsan sürüngenlerin hışmından korunmak amacı ile kainatın pek çok bölgesindeki gezegenlere dağıtıldı.. Çok uzun bir süreç geçti. Diğer gezegenlere dağıtılan insan yaşadıkları gezegenin atmosfer ve yaşam şartlarına uyum sağlayarak aslından uzaklaşan beden yapıları geliştirdi. Ancak genleri itibarı ile ilk yaratılıştaki saf insan DNA sından uzaklaşmıştı.. Çeşitli birleşmeler sonucu saf genler kalmamıştı.

   Oyun kurucular yeni bir plan yaptılar, yeni bir düzen yaratma işine giriştiler.. yeni bir galaksi yaratılma işlemine başladılar. Adına Samanyolu denen, bu galaksi içerisinde milyarlarca yıldız ve çeşitli güneş sistemleri yaratıldı. Sistem yaratıldıgı anda zaman başlamış oldu.. Yeni isimler bulundu. Dünya ana soğumaya bırakıldı, uzunca bir zaman içerisinde, bazı sistemler için savaşlar yapıldı. İlk savaşlar sürüngen ve insan ırkının dünya üzerinde hak iddia etmesiyle başladı.. Dünya uzunca bir süre yaşama kapalı bir gezegen olarak doğal tekamülünü geçirmesi için bırakıldı.. Yaratılan düzen içerisinde saat kurulmuştu.. Dünya kendi etrafında her dönüşü 24 saat olacaktı ve dünyanın güneş etrafında dönüşü 365 gün ve diğer gezegenlerle bir ölçü içerisinde hareket edecekti.. Zaman başlamıştı.. Oyun sonu içinde bir saat belirlenmişti.. ( OYUNUN SONU 2012 Mİ? YOKSA DEVRE ARASIMI?) 

   Tam bu noktada ben kendi inancımı söyleyerek geçmek istiyorum.. Seçim hepimize ait, dünya insanı kendi kaderini kendi belirleyecek. Hatırlayalım 100 maymun teorisi, ve kritik kütle. Sen neyi seçiyorsun sevgili…

   Dünyanın kendi gelişim süreci içerisinde, savaşların önüne geçmek için  gezegensel konseyler kuruldu, çok uzun güç savaşları sonucu Galaktik Federasyon oluştu.. Samanyolu galaksi içerisinde savaşlara engel olmak ve uyum içinde yaşama amacı ile kurulmuştu galaktik federasyon..

   Bu süreçte dünyaya uygulanan karantinayı delen bir takım varlıklar vardı.. Bunlar genelde asiler, ve kaostan pay çıkarmaya çalışan asilerdi. Uzun boylu yaklaşık 4 metreye varan insan görünümünde karma bir ırkdı bunlar..

   Güneş sistemi içerisinde 12 gezegen olarak bilinen Marduk'ta yaşayan insanlar için tehlike baş gösterdi. Şimdi bizim başımıza gelen atmosferde kirlenme ve radyasyon artışı içerisinde Marduk insanı yok olmakla yüz yüze gelmişti. Ve Marduklular atmosferlerine altın tozları serpilirse yaşamın devam edebileceğini keşfettiler, çevre gezegenler içinde en bol altın dünyada mevcuttu.. Galaktik Federasyonun izni ile dünyaya indiler..

   Marduk gezegeni olarak anılan bu gezegende kral olarak önceleri Alalu vardı. Çok sonra Anu Alaluyu tahtan indirerek kendi başa geçti, Marduğun kendi zaman süresi vardı, onların bir yılı 4300 dünya gününe eşitti, bu nedenle ömürleride dünya insanına göre daha uzun denebilirdi. Gelişmiş teknolojileri ile çok uzun ömürler yaşama şansınada sahiplerdi. Hatta ölümsüz denebilirlerdi..

   Dünyaya ilk inenler arasında Anunun iki oğlu olan Enki ve Enlilde bulunuyordu. Enki çok iyi bir tıp subayı ve genetiklerle oynamada ustaydı.. Enlil ise Anunun bir dragon prensinden doğan oğlu olarak sürüngen ırkın genlerini taşıyordu..

   Dünyada altın çıkarma ve Marduğa sevk etme işi çok uzun yıllar aldı.. Ancak zaman içerisinde altın çıkaran astronotlar isyan ettiler. Ve altın işinde çalışacak işçiye ihtiyaç vardı.. Pek sevimli bir iş değildi. Razı olanda yoktu. Marduk çaresizdi, ve Enki uzun zamandır düşündüğü bir projeyi Galaktik Federasyona sundu..

   Anunnakiler gelmeden önce gezegen üzerinde evrim acısından  maymun seviyesine gelmiş bir yaratık mevcuttu.. Enki federasyona  köle ırk olarak yaratılacak bir proje sundu. Dünya maymunu olan dişiden yumurta, ve Annunnaki astronotlarından sperm alınacak ve özel bir takım işlemlerle dünya insanı yaratılacaktı.. dünya maymununun yumurta sağlamasının amacı yeni doğan her yavrunun zekayı anneden alması nedeni ile seçim bu yönde yapıldı.. Eğer Anunnaki yumurtası kullanılsa idi çok daha zeki varlıklar yaratılmış olacaktı ki buda Annunnakilerin hedeflerine tersti. Annunnakiler fazla düşünmeden kaba işlerde kullanacakları varlıklar istiyordu..

   İzni alan Enki  hemen labratuvar çalışmalarına başladı.. Kendilerine benzeyen varlıklar yaratılacaktı.. Bu seçimin yapılmasında amaç maymun kadının ve Annunnakilerin gen yapılarındaki benzerlikti. İlk deneyimlerle mitolojiden tanıdığımız varlıklar yaratıldı.. Uçan atlar, aslan başlı insan, vs. sonunda insan ilk prototip olarak erkek olarak yaratıldı..

   Maymun kadının yumurtası ve Annunnaki astronotu bir erkekten alınan sper labratuvar ortamında dölenerek  Enkinin kız kardeşinin rahmine yerleşririldi. Ve ilk doğana Adem adı verildi.. Avyon gezegeninde yaratılmış ilk insanın suretine benzemekle bereaber ilk insan saf DNA sına sahip değildi Adem.. Enki Ademle özel olarak ilgileniyordu.. ancak Ademe benzer başka deneylerde yapıldı.

   Ve bu sefer Annunnaki kadınları isyan ettiler. Dölenen her yumurta bir Anunnaki rahminde gelişmek zorundaydı.. Enki bunda bir çare buldu.. Genetik olarak Ademden alınacak genler işlemi kolaylaştıracak ve daha hızla bir kadın yaratılabilecekti.. Ademin yüzeye en yakın kemiği olan eğe kemiğinden bir örnekle bu iş halledildi. Ve Havva yaratıldı..

   Enki, Adem ve Havvayı özel bir eğitime aldı.. Onlara her şeyi öğretti ve gelişmeleri için kendileri için inşa ettikleri bahçede ki adının Aden olduğu söylenen yerde gözleme aldı.. Adem ve Havva çoğalmaya başladılar.. Ve bu nesil Annunnakilerin hizmetinde kullanılmaya başlandı.. Hatta bu süreçte Adem nesli ile Annunnakilerin erkekleri arasında evlenmeler bile oluyordu.. Bu evliliklerden doğan çocuklar yarı Tanrı kabul ediliyordu..

   Adem nesli Annunnakilere Tanrı olarak görüyor ve ona göre hizmet ediyordu.. Çok geçmeden Tanrılar arasında dünya üzerinde bölgeler paylaşıldı.. Tanrılar adem ırkından uzak kalmayı seçmişlerdi. Nede olsa Adem neslindeki genler itibarı ile bir yanı maymun seviyesinde, bir kısım genlerde galaktik gen taşıyordu. Bu arada birde yarı Tanrılar soyu çıkmıştı ortaya.. Enki bu sorunada çözüm buldu hemen.. Yarı Tanrılara görevler verildi. Genelde din adamı, ve asker olarak, Tanrılar ile Adem soyu arasında tampon bölge görevi görüyorlardı yarı Tanrılar..

   Zaman geçti, Anunnakiler kendi aralarında güç savaşına tutuldular. Ve Adem ırkı ilk kez savaşı  taraf olmak zorunda bırakılarak onlardan öğrendi..

   Dünyaya en yakın seviyeye gelen Marduk kralı Anu dünyayı ziyarte etme kararı aldı. Görmek istiyordu, dünyada yeni köle ırk ile yer ekibi ne yapıyordu.. Anu dünyaya indiğinde  çok kızmıştı.. Hedefinden sapmış  bir deney vardı önünde. Olay Galaktik Federasyona kadar gitti. Uzun münakaşalar oldu. Galaktik Federasyonun amacı yaşama saygı ve tüm galaksilerdeki yaşamı korumak ilk hedefi olduğu için yeni Adem ırkının yok edilmesine razı olmakta zorlansada razı oldu.. Ve Enkinin Adem ırkını çok sevdiğini bildikleri için Enkiye Adem ırkından hiç kimseye bu bilgiyi vermemek üzere yemin etirildi..

   Enki uzun geceler geçirdi. Uykusuz ve mutsuzdu.. Adem ırkını kendi yaratmıştı ve onlardan sorumlu hisediyordu.. Ve birden bir fikir geldi aklına.. Adem ırkı ile kendi arasında iletişimi sağlayan bir adam vardı adı Nuh.. Ve ona yüz yüze değil de perde arkasından ip ucu verir ve onu yönlendirirse Adem ırkını  koruyacağını anlamıştı. Adem  ırkı yozlaşanlar yok olacak ancak az sayıda bir grup kurtulacak ve dünya insanına bir şans tanınacaktı.. Planını hemen uygulamaya koydu..

   Dünya insanı, ademden çoğalmış olan tufanla yok edildi. Ve geriye Nuh ve çok az sayıda insan kurtuldu.. Kurtulanlara Enki yardıma geldi.. İhtiyaçları olan yardım yapıldı..
Galaktik Federasyonda Adem ırkının yok edilmesine zaten sıcak bakmadıkları için yeni bir uygulamaya alındı.

   Dünya karantinaya alınacaktı.. Diğer gezegenlerden geliş gidişler yasaklanacaktı. Adem nesli genlerinde var olan hayvani gen ile ve galaktik gen arasında kendi özgür iradesi içinde seçim yapacaktı.. Hayvani genlerimiz bize sadece ben demeyi hedef hainle getirirken, galaktik gen daha  duygusal ve sevgi kapsıyordu.. Ve bu son devreydi artık..

   İnsanlık kendi seçimini kendi yapacaktı.. Ya ben demekten vaz geçecek, biz inancı ile dünyayı ve kendini kurtaracak ya da belirlenen bir sürede yok edilecekti. Galaktik Federasyonada çok adil gelen bu düşünce uygulamaya kondu.. Ancak Adem soyu asla  yalnız bırakılmadı..

   İnsanın anlayamayacağı ruh kavramına fazla dokunmadan, kutsal kitaplar yazıldı, foton siklon tekniği olarak alandırılan uzaktan telepati ile görevli bazı Ademoğullarına bilgi aktarıldı.. Vahiy olarak adlandırılan bu müsese zaman sona ererken kesildi.. Ademoğluna anlatılacak herşey anlatılmıştı artık.

   Ve zaman yaklaşırken uzay gemileri kendilerini sık sık göstermeye başladı..

   İşin daha ilginci şu ki. Dünya için son alarm saati 2000 yılıydı, ancak çok azda olsa bazı Adem soyu insanları biz demeye başlamıştı. Sayıları çok azdı. Galaktik Federasyon bu duruma sevinmişti. İnsanoğlu gelişiyordu, hayvani yönünü fark etmişti, ıslah edebilirdi.. Ve yardım geldi. Güneş döngüleri ile kozmik ışınlar yollanmaya başlandı. Bu ışınlar genlerimizde kullanılmayan bazı genleri aktive edecekti, bu gelen enerji ile uyumlanamayan hayvani genleri ağırlıklı olanlar için yapabilecek fazlaca bir şey yoktu..

   İnsan uyanıyordu.. Diğer yaratılmış her şeyle bir olduğumuzu anlıyorduk.. Hala ruhun yapısını tam olarak çözememiş olsakta ben kuluma şah damarından yakınım diyeni anlamaya başlamıştık. Gelişen bilimimiz düşünce ve beyin arasındaki mekanizmayı az da olsa açıklıyordu.. Düşüncenin maddesini henzü keşfedememiştik. Ama birlik yolunda adım atmaya başlamıştık.. Bu amaçla pek çok Ademoğlu bilgi aktarmaya başladı.. Dünya insanı yalnız değildi.

   Adına Allah dediğimiz ilk kaynakla Rab dediğimiz  arasındaki farkı ve Kuranın neden hep biz diye bahsettiğini Kuranın  bize Rab kanalından öğretici ve eğitici olarak geldiğini, Tevrat Zebur ve İncil Kuran bütünlüğü içinde, Sümer yazıtları ile paralelliği ve zaman farkları göz önüne alınarak aslımıza ait yeni şeyler hisetmeye başlıyorduk.. İşte tam bu noktada uzay tarikatlarını da anlamaya başlıyoruz sanırım..

   Evrenin bir halogram olarak yaratıldığı nerdeyse kesinlik kazanmıştı. İspat ediliyordu.. Kuantum fiziği bize olayları nasıl kendimizin yaratığını anlatıyordu. Ve kuantum fiziği bize her şeyle olan bağımızı ispat ediyordu..

   Evet sevgili hala eski inanç ve katı fikirlerine tutunmaya çalışan, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyen zihniyet olsada, içimizdeki nur uyanıyor. Her birimizin Allahın bir sureti olduğumuz düşüncesine  ve anlamına bakarak hisederek, birbirimize saygılı olmayı, herkesin inacı içerisinde özgürce, birlik içinde dünyanın bize ait olduğu ve bu cennet dünyada gerçek cenneti kurabilmeyi hepimiz yürekten istiyoruz..

   Evet sevgili bu son bölüm benim tarafımdan kurgulanmış olsada, Sümerler bize bu bilgileri taş tabletlerle bırakmıştı, mayalar daha ileri giderek bize zaman bile vermişlerdi. aynı bilgi farklı kültürlerde bize masal adı altında mitoloji perdesi içinde anlatılmaya çalışılmıştı..


Şimdi kararın nedir?
Neyi seçiyorsun?
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu davet bizim...
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi KARDEŞÇESİNE,
bu hasret bizim...                   

Nazım Hikmet
« Son Düzenleme: 31 Ekim 2008, 17:57:35 Gönderen: budala »

Çevrimdışı ayışığı

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 1203
Ynt: SON MASAL BU MU ACABA?
« Yanıtla #1 : 30 Mart 2009, 13:17:24 »
Paylaşımın için teşekkür ediyorum.

Çevrimdışı yagmurruzgari

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 466
Ynt: SON MASAL BU MU ACABA?
« Yanıtla #2 : 09 Aralık 2009, 08:34:54 »

Unutulmuş Tarihin Kronolojisi    Zecharia Sitchin


*Tufan´dan önceki olaylar;

- 450.000 yıl önce; Güneş Sistemi´mize uzak bir gezegen olan Nibiru gezegeninin atmosferinin bozulması nedeniyle yaşam sönmeye başlar, gezegende Annunakiler yaşamaktadır. Hükümdar Alalu, Annu tarafından tahtından indirilir. Alalu, uzay gemisinden kaçar ve Dünya´da sığınacak bir yer bulur. Dünya´nın içine hapis olmuştur ve Nibiru´nun atmosferini korumak için altın gerektiğini keşfeder ama altın Nibiru´da yoktur.

- 445.000 yıl önce ise, Annu´nun oğlu Enki öncülük yapar. Böylece Basra Körfezi sularından altın çıkarmak için Dünya üzerinde bir istasyon kurar.

- 430.000 yıl önce Dünya´nın iklimi yumuşar. Aralarında Enki´nin üvey kızkardeşi ve tıp uzmanı olan Ninhursag ve Annu taraftarlarının çoğu Dünya´ya inerler.

- 416.000 yıl önce altIn üretimi azaldığında Annu, yakın mirasçısı Enlil ile beraber dünyaya iner. Yaşam için gerekli olan altını Güney Afrika´dan çıkarmaya karar verilir. Enlil, Dünya görevinin komutanıdır. Enki, Afrika´ya gönderilir. Ve Anu, Alalu´nun erkek torunu tarafından düelloya davet edilir.

- 400.000 yıl önce, Güney Mezopotamya´da görevli 7 yerleşim merkezi vardır; metalurji merkezi (Shuruppak), görev kontrol merkezi (Nippur) ve bir roket Alanı dlan (Sippar) bunların önemlileridir. Toplanan saf maden Igigi tarafından yönetilen yörüngecilere yani yukarıya gönderilir. Orada da Nibiru´dan belirli zamanlarda gelen uzay gemilerine nakledilir.

- 380.000 yıl evvel Alalu´nin erkek torunu, Igigi´nin desteğini kazanır ve dünyayı ele geçirmeye çalışır.

- 300.000 yıl evvel, işler altın kazıcılarının ayaklanması nedeniyle karışır. Maymun kadınlar kullanılarak Enki ve Ninhursag ilk işçileri yaratırlar, sonra bu işçiler idareyi ele alırlar. Enlil, bir baskın yapar, bazı işçileri kaçırır ve Mezopotamya´daki Edin´e verir. Onlara üreme yeteneği verilir ve insan çoğalmaya başlar.

- 200.000 yıl önce Yeni Buz Çağı döneminde dünyadaki yaşam azalır.

- 100.000 yıl önce, atmosfer tekrar ısınır. Anunnakiler (Tevrat´taki adıyla Nefilimler), insan kızlarıyla evlenirler.

- 75.000 yıl evvel yeni bir Buz Çağı başlar. Gerileyen insan türleri, dünyaya dağılır. Cro-magnon (tarihten önce Fransa´da yaşayan bir ırk) insanIar yaşar.

- 49.000 yıl evvel, Enki ve Ninhursag, Anunnaki soyunun insanlarını Shuruppak´da yönetmek için geliştirirler. Enlil onları kızdırır.

- 13.000 yol önce Nibiru yolculuğu hatırlanır, bir nedenle Enlil insanları yok etmeye karar verir. Büyük Tufanı başlatacak olan Enlil, insanlığı tehdit eden felaketin sırrını koruyacağına dair Anunnaki´de yaşayanlara yemin ettirir.

*Tufandan Sonraki Olaylar;

- MÖ. 11.000: Enki yemine ihanet eder ve su altında kalabilen bir gemi yapması için Ziusudra/Nuh´a yol gösterir. Tufan, dünyayı silip süpürür. Anunnaki insanları, kendi yörüngelerinde dönen uzay gemisinden tüm yıkıma tanık olurlar. Sonra Enlil, dağlık merkezlerde tarımı başlatır. Enki ise hayvanları evcilleştirir.

- MÖ 10.500: Nuh´un torunlarI 3 bölgeyi bölüşür. Enlil´in ilk oğlu Ninurta, Mezopotamya´ya yerleşilir bir yer yapmak için nehirleri çeker ve dağlarIa kapatır; Enki, Nil vadisini ister. Sinai yarımadası, Tufan´dan sonra hala ayakta kalan roket alanIarında Anunnaki insanları bir kontrol merkezini Moriah Dağı üzerine kurarlar (gelecekte Kudüs).

- MÖ 9780: Enki oğulları Ra/Marduk, Osiris ve Seth arasında Mısır´ın yönetimini bölüştürür.

- MÖ 9330: Seth, Osiris´i yakalar ve parçalar. Nil Vadisi´nin tek hakimi olur.

- MÖ 8970: Horus, ilk Piramid Savaşı´nın başlamasıyla babası Osiris´den intikam alır. Seth, Asya´ya kaçar ama Sina ve Filistin elindedir.

- MÖ 8670: Enki´nin torunlarının kontrol ettiği tüm evren araçlarına karşı, Enlilliler 2. Piramid Savaşı´nı başlatırlar. Galip Ninurta, Büyük Piramid´in içindeki aygıtları boşaltır. Enki ve Enlil´in üvey kızkardeşleri Ninhursag, barış kongresini toplar. Dünya yeni baştan bölüştürülür. Mısır´ın kontrolu Ra/Marduk hanedanIndan Thoth´a devredilir. Heliopolis´de, bedel olarak bir Fener Şehri kurulur.

- MÖ 8500: Karakol mevkileri kurulur. Jericho, bunlardan biridir.

- MÖ 7400: Barış çağının devam etmesiyle Anunnaki insanları yeniden ilerlemeye başlarlar. İkinci Taş Devri başlar ve yarı ilah-yarı insan varlıklar Mısır´ı yönetirler.

- MÖ 3800: Eridu ve Nippur´la başlayan Anunnaki´nin tekrar kurduğu eski şehirlerin bulunduğu yerde yani Sümer´de bir uygarlık başlar. Anu ziyaret için dünyaya gelir. Yeni kent Uruk (Erech), onun onuruna inşa edilir. Tapınağı sevgili kız torunu Inanna/Ishtar için yapar.

*Dünya Krallıkları;

- MÖ 3760: İnsanlık, krallıkları kabul eder. Kish, Ninurta´nın himayesi altındaki ilk başkenttir. Takvim, Nippur´da başlar. Medeniyet, Sümer´de (ilk bölge) meyvesini verir.

- MÖ 3450: Yönetim Sümer´den Nannar/Sin´e geçer. Marduk, Babil İmparatorluğu´nu ilan eder.

- MÖ 3100: 350 yıllık kaosun ardından Mısır´da firavunluk kurulur ve ilk firavun Memfis´de tahta oturur.

- MÖ 2900: Sümer Krallığı Erech´e göçer; İnanna Üçüncü Bölge´nin özgürlüğünü verir; burası Hindistan´daki Indüs Vadisi uygarlığıdır.

- MÖ 2650: Sümerler´de büyük karışıklıklar. Enlil, isyanlar karşısında sabrını yitirir.

- MÖ 2371: Inanna, Sharru-Kin´e (Sargon) aşık olur. Sharru-Kin yeni bir başkent kurar; Agede´de. Akadlar, bir imparatorluk başlatırlar.

- MÖ 2316: Dört bölgeye hükmetmeyi amaçlayan Sargon, Babil İmparatorluğu´ndan kutsal toprak getirir. Marduk-Inanna çatışması tekrar alevlenir. Çatışma, Marduk´un kardeşi Nergal´ın, Marduk´u Mezopotamya´yı terketmeye ikna etmesiyle sona erer.

- MÖ 2291: Inanna´nın emriyle Narram-Sin, Sina Yarımadasına girerek Mısır´a saldırır.

- MÖ 2255: Inanna Mezopotamya´ya el koyar. Naram-Sin Nippur´a meydan okur. Büyük Anunnaki Agade´yi yok eder. Inanna kaçar. Akad ve Sümer ülkeleri, Enlil ve Ninurta´ya sadık yabancı askerler tarafından işgal edilir.

- MÖ 2220: Sümer uygarlığı, Lagash´da yükselir. Thoth, Ninurta adına bir zigurat tapınak inşa edilmesi için Kral Gudea´ya yardım eder.

- MÖ 2193: Bir papaz ve bir kraldan gelen aileden Peygamber İbrahim´in babası Terah, Nippur´da doğar.

- MÖ 2180: Mısır bölünür. Ra/Marduk yandaşları güneyi ele geçirirler. Firavunlar, Aşağı Mısır´da kalarak Ra/Marduk´a karşı çıkarlar.

- MÖ 2130: Enlil ve Ninurta yandaşlarının sayısı artınca Mezopotamya´daki merkezi otorite bozulur. Inanna´nın krallığı tekrar ele geçirme çabaları başarısızlıkla son bulur.

*Kaçınılmaz Yüzyıl:

- MÖ 2123: Peygamber İbrahim Nippur´da doğar.

- MÖ2113: Ur, yeni imparatorluğunun başkenti ilan edilir. Ur-Nammu kral ve Nippur´un Vekili olur. İbrahim´in babası Nippur´lu papaz Terrah sarayda görev almak için Ur´a gelir.

- MÖ 2096: Ur-Nammu savaşta ölür. Halk, onun zamansız ölümünü, Anu ile Enlil´nin ihaneti olarak düşünür. Terah, Harran´a gitmek için ailesiyle yola çıkar.

- MÖ 2095: Shulgi, Ur´da krallığını ilan eder ama Inanna´nın çekiciliğine kapılarak onun aşığı olur. Larsa´yı Elaniteler´e verir.

- MÖ 2080: Ra/Marduk´a sadık Theban prensleri kuzeyi yani Aşağı Mısır´ı sıkıştırırlar.

- MÖ 2055: Nannar´In emirleriyle Shulgi, Elamite alayını Canaanite kentlerindeki kargaşayı bastırmak için gönderir. Elamiteler, Sinai Yarımadası´na ve buradaki roket alanına açılan geçite ulaşırlar.

- MÖ 2048: Shulgi ölür. Marduk Hititler ülkesine girer. İbrahim seçkin süvarilerinin başında Güney Canaan´ı emir altına alır.

- MÖ 2047: Amar-Sin (Kutsal Kitaba ait Amraphel) Ur´un kralı olur. İbrahim Mısır´a gider, yedi yıl kalır ve daha çok askerle geri döner.

- MÖ 2041: Inanna´nIn rehberliğiyle Amar-Sin, Doğu Krallığı koalisyonunu oluşturur ve ardından Sina ve Canaan´a askeri sefer başlatır. İbrahim, roket alanına giden geçitteki ilerlemeyi keser.

- MÖ 2024: Marduk yandaşlarını toplayarak Sümerliler´in üzerine yürür ve Babil´de tahta çıkar ve sonra savaşarak Mezopotamya´ya yayılır. Nippur´un tapınağını yıkar ve Enlil´in cezalandırılmasını ister. Enki karşı çıkar fakat oğlu Nergal, Enlil´i desteklemektedir. Nabu, roket alanını kuşatınca, Büyük Anunnaki nükleer silahların kullanılmasını onaylar. Nergel ve Ninurta, roket alanını ve asi Canaanite kentlerini nükleer güçle yok ederler.

- MÖ 2023: Rüzgarlar, radyoaktif bulutları Sümerler´in üzerine taşır. İnsanlar ve hayvanlar korkunç bir ölümlerle ölürler. Sular zehirlenir ve toprak verimsiz hale gelir ve Büyük Sümer uygarlığı sona erer.

Çevrimdışı arayıcı

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 203
Ynt: SON MASAL BU MU ACABA?
« Yanıtla #3 : 09 Aralık 2009, 11:08:53 »
 Adı üstünde "masal".

Çevrimdışı lightning

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 77
Ynt: SON MASAL BU MU ACABA?
« Yanıtla #4 : 09 Aralık 2009, 16:21:39 »
teşekkür ediyoruz arkadaşımıza güzel bir yazıydı .. masal kısmına gelince masal olan birşey varsa o da bize bu dünyada yutturulan gerçekle yakından uzaktan alakası olmayan şeylerdir .

Çevrimdışı luckystar13

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 14
Ynt: SON MASAL BU MU ACABA?
« Yanıtla #5 : 09 Aralık 2009, 21:40:37 »
harika bir masaldı ellerinize sağlık

Çevrimdışı mysoul

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 81
Ynt: SON MASAL BU MU ACABA?
« Yanıtla #6 : 10 Aralık 2009, 09:35:08 »
Teşekkür ederim.Ellerine,yüreğine sağlık..

Çevrimdışı shamantwins

  • Co Admin
  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 2082
Ynt: SON MASAL BU MU ACABA?
« Yanıtla #7 : 11 Temmuz 2010, 20:45:55 »
Bağdat kenti yakınlarındaki Nippur kasabası yakınlarında yapılmış olan arkeolojik kazılar binlerce tabletten oluşan bir Sümer kütüphanesine ulaştı. Ele geçen tabletler tufan olayını bütün ayrıntılarıyla anlatıyordu. Bu metinler ünlü Gılgameş destanından da eskidir.

Gılgameş Destanı, Mezopotamya'daki Uruk kentinin ünlü kralı Gılgameş üstüne söylenmiş bir destandır .O güne dek, Nuh ile İbrahim Peygamber arasında geçen uzun sürenin tarihini yalnız Tevrat'taki "Tekvin bölümü"ü anlatmaktaydı.
Tekvin Bab 6 şöyle anlatıyor: "... Ve vaki oldu ki, toprağın yüzü üzerinde insanlar çoğalmaya başladı ve onların kızları doğduğu zaman Allah oğulları insan kızlarının güzel olduklarını gördüler ve bütün seçtiklerinden kendilerine karılar aldılar."... Ve Rab gördü ki insanın kötülüğü çoktu ve her gün yüreğinin düşünceleri ve kuruntuları ancak kötü idi. Ve Rab, yeryüzünde insanı yaptığına nadim (pişman) oldu ve yüreğinde acı duydu. Ve Rab dedi: Yarattığım insanı ve hayvanları, sürünenleri ve göklerin kuşlarını toprağın yüzü üzerinden sileceğim. Çünkü onları yaptığıma nadim oldum. Fakat Nuh, Rabbin gözünde inayet buldu."... ;Ve Allahın önünde yeryüzü bozulmuştu ve yeryüzü zorbalıkla dolmuştu. Ve Allah yeryüzünü gördü ve işte, bozulmuştu; çünkü yeryüzünde bütün insanlar yolunu bozmuştu. Ve Allah Nuh'a dedi: Bütün insanların sonu geldi, çünkü onların yüzünden yeryüzü zorbalıkla doldu ve işte ben, onları yeryüzü ile beraber yok edeceğim.. Kendine gofer ağacından bir gemi yap; gemide odalar yapacaksın ve onu içerden dışarıya ziftleyeceksin ve onu şöyle yapacaksın; uzunluğu üçyüz arşın, genişliği elli arşın ve yüksekliği otuz arşın olacaktır. Ve ben, işte ben, göklerin altından kendisinde hayat olan bütün insanlığı yok etmek için yeryüzü üzerine sular tufanı getiriyorum, yeryüzünde olanların hepsi ölecektir.""... Ve sen ve seninle beraber oğulların ve karın ve oğullarının karıları gemiye gireceksiniz. Ve seninle beraber sağ kalmak için her yaşayanın her çeşidinden ikisini gemiye getireceksin; erkek ve dişi olacaklar."

Bulguların sahibi George Smith ,bu bulgularını anlatan "Chaldean Account of Deluge- Kaldelilerin Tufan Hikayesi" adlı kitabını yayınladı. Fakat bu kitapta, tufan tableti eks**kti. Smith , daha sonraki araştırmalarıyla aranılan tabletleri buldu. Asurca "Tufan"ı yayımlarken bunun eski Uruk kentinde hazırlanmış çok eski bir yazmadan kopya edildiğini de açıklamaktadır. Bu tabletlerde tufan hakkında detaylı bilgi verilmektedir. Utnapiştim tanrıdır ve kutsal kitaplara Nuh Peygamber olarak geçer.Tabletde anlatıldığına göre tanrılar kendisini uyarır ve gelecek tufan için gemi yapmasını emrederler.yolculuğun sonunda bir dağın tepesine oturmuştur. Dağ kutsal kitaplarda Ararat olarak geçmektedir. Gılgameş’te tufan aşağıdaki şekilde geçmektedir:

"Gemi yapı ustalarına ırmaklardan gelmiş gibi durmadan şarap sundum. Yeni yıl şölenleri gibi bir şölen oldu. Yedinci günde gemi tamamlanmıştı. Ben de bütün altını ve canlıları; ailemi akrabalarımı, kırların, hem yabanıl, hem evcil hayvanlarını ve zanaatçıları tekneye aldım. Şamaş'ın bana 'Akşama fırtınanın birincisi varıp yıkıcı yağmuru yağdırdığında, gemine bin, her yanı da sımsıkı kapat' dediği an gelmişti artık. Gece bastırdı, fırtınanın birincisi yağmuru gönderdi. Çok korkunçtu hava. Gemiye binip her yeri kapattım.Her şey tamamdı. Kalafat işleri eks**ksiz tamamlanmıştı zaten."Tan yeri ağarmaya başlarken ufuktan bir kara bulut ağdı. Bu bulut, fırtınanın efendisi Adad'ın bulunduğu yerde gürledi. Habercileri olan Şullat ile Haniş, dere tepe aşarak başı çektiler. Daha sonra uçurumun tanrıları ortaya çıktı. Nergal, suları göğüsleyen engelleri yıktı. Savaş tanrısı Ninurta, her şeyi yerle bir etti. Cehennemin yedi yargıcı, Anunnaki, meşalelerini kaldırıp ülkeyi kurşunsu alevlere boğdular. Fırtına tanrısı, günışığının yerine karanlığı koydu; ülkeyi bir çanak gibi kırıp döktü, umarsızlığın getirdiği bitkinlik gökkubbeye yükseldi. Bütün gün bora azıttı durdu. Yol aldıkça kudurdu, halka düşmanmış gibi saldırdı, kardeş kardeşi göremedi. İnsanlar gökyüzünde bile görülmüyordu. Tanrılar bile tufandan dehşete kapılıp göğün yedi kat arşına, Anu'nun gökkubbesine kaçtılar."Altı gün altı gece boyunca yeller esti; sel, bora ve su taşkınları yeryüzünü kasıp kavurdu. Sel ve su taşkınları savaşan ordular gibi bir ordu olup kudurdular. Yedinci günde güneyden esen fırtına dinmeye yüz tuttu, deniz yatıştı, tufanın hızı kesildi. Yeryüzüne göz attığımda her yanı sessizliğin kaplamış ve bütün insanların da çamura dönüşmüş olduğunu gördüm. Denizin yüzü, bir damın üstü gibi dümdüz uzayıp gidiyordur. Ambar kapağını açınca yüzüme bir ışık düştü. Sonra oturup ağlamaya başladım. Çünkü sular dört bir yanı yıkıntılığa çevirmişti."Sonra ondört fersah ötede bir dağ görünüverdi. Gemi o dağa oturdu. Dağda karaya oturan gemi, yerinden kıpırdamadı. Bir gün geçti hep o dağın tepesinde kaldı. Beşinci ve altıncı günlerde de kıpırdamadı hiç. Yedinci gün şafakla bir güvercin salıverdim, uçtu gitti hemen. Ama konacak bir yer bulamayıp geri döndü. Bir kırlangıç saldım ardından, o da geri döndü geldi. Bir kuzgun saldım. Gitti, suların çekildiğini gördü; yiyecek içecek buldu kendine, bu yüzden geri gelmedi."Bunun üzerine, tuttum, her şeyi dört yana savurdum, dağın tepesinde adak adadım. Yedi ve yine yedi kazan kurdum. Üzerine odun, kamış, sedir ve mersin ağacı yığdım. Tanrılar kokuyu alınca toplaştılar. Ama aralarına Enlil gelsin istemediler. Çünkü hiç düşünmeden tufana yol açmıştı o. İnsanların ortadan kalkmasına neden olmuştu."

Her iki metinde de olayın anlatımı aynı. Kırmızı renkle işaretlediğim yerleri dikkat ederseniz, Tufanı yaratan tanrı veya tanrıların dünya üzerindeki bir zorbalık ve yozlaşmadan bahsettikleri, ve Gılgameş metninde de yok edilen ve suların yuttuğu bir ülkeden bahsediyor. Çanak gibi kırıp dökülen bir ülke...

Atlantisliler kimdi? Ve Tufanın nedeni bir savaşmıydı?

Buraya kadar tufanın oluşumu ile ilgili Tevrat ve Gılgameş metinlerinde Tufan’ın anlatılışını ve birbirleriyle benzerliğini ortaya koymaya çalıştık. Peki tüm bu olayların kaynağı olan Atlantisliler kimdi? Ve bu tufana neden olan, tanrıların bunu yapmasına neden olacak şey neydi? Gelin şimdi de bunun yanıtını bulmaya çalışalım.

Zecheria Sitchin , Yakın Doğu Tarihi ve Arkeoloji uzmanıdır. Eski Ahit ( Tevrat ve Zebur ) , Sami ve Avrupa dilleri , modern ve eski İbrani dili konularında eğitim almış ve Londra İktisadi ve Siyasal Bilimler Okulunda öğrenim gördükten sonra Londra Üniversitesinden mezun olmuştur. Uzun yıllar gazetecilik ve yazarlıkta yapmıştır. Sümer dilini anlayan ve okuyan nadir bilginlerden biridir. Yeni çalışmaları Yakın Doğudaki Eski Uygarlıklar tarafından yazılan kil tablet metinlerle ilgilidir. Sitchin'in "Dünya Kronolojisi" adlı kitap serisi Mitolojinin kökeni olarak kabul edilebilir. Hayal ürünü olmasıda, kolaylıkla çürütülemeyecek geçerli ve sağlam kaynaklara dayanıyor olmasından dolayıda mümkün görünmemekte. Sitchin antik bilginin dünyaya ANNUNNAKİ - Göklerden Dünyaya Gelen tarafından getirildiğini öne sürerken, İlk kitabı olan "12. Gezegen" de Güneş sistemindeki kayıp Gezegen olasılığından söz eder ve bu gezegenden dünyaya yarım milyon yıl önce gelen halkın kutsal kitaplarda anlatılan olaylara neden olduğunu belirtmektedir. Tevrat'ın "Genesis" (Başlangıç, yaratılış) bölümünün 6. bölümünde adları geçen ve Tufan dan önce insan oğullarının kızlarıyla evlenen "Nefilimler" in 12.ci Gezegenden geldiği yazar.

Yazarın anlatısına gore dünya kronolojisindeki en eski birkaç tarih ve olayları yazacak olursak:

450.000 YIL ÖNCE : Güneş Sistemimize uzak bir gezegen olan Nibiru ( Marduk ) gezegeninin atmosferinin bozulması nedeniyle yaşam sönmeye başlar , Gezegen de Anunnakiler ( Nefilimler ) yaşamaktadır. Hükümdar Alalu , Annu tarafından tahtından indirilir. Alalu , Uzay gemisinden kaçar ve Dünyada sığınacak bir yer bulur. Dünyanın içine sahip olmuştur ve Nibiru'nun atmosferini korumak için altın gerektiğini keşfeder ama altın Nibiru'da yoktur.

445.000 YIL ÖNCE : Annu'nun oğlu Enki öncülük yapar. Böylece Basra Körfezi sularından altın çıkarmak için Dünya üzerinde bir istasyon kurar.

430.000 YIL ÖNCE : Büyük buz tabakaları çekilmeye başladı. Yakın Doğu'da yaşanabilir bir iklim.

416.000 YIL ÖNCE : Altın üretimi azaldığında Annu yakın mirasçısı Enlil ile beraber Dünyaya iner. Yaşam için gerekli olan altını Güney Afrika dan çıkarmaya karar verilir. Enlil Dünya görevinin komutanıdır. Enki , Afrika ya gönderilir ve Anu , Alalu'nun erkek torunu tarafından düelloya davet edilir.

400.000 YIL ÖNCE : Güney Mezopotamya'da görevli 7 yerleşim merkezi vardır ; metalurji merkezi ( Shuruppak ) , görev kontrol merkezi ( Nippur )ve bir roket alanı Dlan ( Sippar ) bunların önemlileridir. Toplanan saf maden Igigi tarafından yönetilen yörüngecilere yani yukarıya gönderilir. Orada da Nibiru'dan belirli zamanlarda gelen uzay gemilerine nakledilir.

380.000 YIL ÖNCE : Alalu'nun erkek torunu , Igigi'nin desteğini kazanır ve Dünyayı ele geçirmeye çalışır.

300.000 YIL ÖNCE : İşler altın kazıcılarının ayaklanmaları ile karışır. Maymun kadınlar kullanılarak Enki ve Ninhursag ilk işçileri yaratırlar. Sonra bu işçiler idareyi ele alırlar. Enlil , bir baskın yapar , bazı işçileri kaçırır ve Mezopotamya'daki Edin'e verir. Onlara üreme yeteneği verilir ve insan çoğalmaya başlar.

250.000 YIL ÖNCE : "İlk Homo Sapiens" ler çoğalır ve diğer kıtalara yayılırlar.

200.000 YIL ÖNCE : Yeni Buz Çağı döneminde dünyadaki yaşam azalır.

100.000 YIL ÖNCE : İklim yeniden ılımanlaşır.. Anunnakiler ( Nefilimler ) insan kızları ile evlenirler.

77.000 YIL ÖNCE : İlahi ebeveyn sahibi bir insan olan Ubartutu/ Lamek, Ninhursag'ın koruması altında Şuruppak'ta hüküm sürmeye başlar.

75.000 YIL ÖNCE : Yeni bir Buz Çağı başlar. Gerileyen insan türleri , Dünya ya dağılır.

49.000 YIL ÖNCE : Enki ve Ninhursag , Anunnaki soyunun insanları Shuruppak'da yönetmek için geliştirilirler. Enlil onları kızdırır.

38.000 YIL ÖNCE : Buzul çağı insanoğlunu kırmaya başlar. Avrupa'nın Neanderthal adamı ortada kaybolur, sadece (Yakın Doğu'da bulunan) Cro-Magnon adamı hayatta kalır. İnsanlıktan hoşnut olmayan Enlil onu ortadan kaldırmayı hedefler.

Görüldüğü gibi Marduk’tan gelen Anunnakiler arasında başından beri anlaşmazlıklar vardır. Ve bu dünya üzerindeki insanlarında belirli bir kısmını kapsayan ayaklanmalara dahi neden olur. Ve en sonunda M.Ö. 49000 yılları civarında bu Shuruppak isimli kentte tam bir ayrılık noktası haline gelir. Shuruppak olarak adlandılan yer acaba Atlantis olabilirmi? Ama burada dikkat çeken bir diğer ve Atlantis'in yok oluşu ile ilgili doğrudan ilintili nokta ise Atlantis'in veya Shuruppak'ın bir buzul çağı kenti oluşudur. Bunu 3.cü bölümde ayrıntılı bir biçimde ele alacağız.

Zecharia Sitchin'e yorumuna insan maymun-insandan Anunnaki genleride kullanılarak, genetik olarak üretilmiş Homo-Sapiens'ti. Anunnaki işçilerinin madenlerde çalışmaya karşı isyanıyla bunu yapmaya karar veren Anunnakiler, maymun-adamı genetik olarak geliştirerek bugünkü modern insanı yarattılar. Ve çeşitli metinlerden, insanın yaratılışının Anunnakiler arasında bir gedik açtığı sonucuna varmak mümkün. En azından ilk ilkel işçiler Madenlerle sınırlıydılar. Ve sonuç olarak, Sümer'de ağır işlerde çalışan Anunnakiler, bu yeni insan gücünden yararlanamıyordu.

“BİMİNİ ADASI, ATLANTİS VE DÜNYAYI BEKLEYEN BÜYÜK TEHLİKE” başlığı altındaki yazıda Prof. R.N. Hernandez ve Andromeda takımyıldızından gelen ziyaretçi arasında tam bununla örtüşen bir konuşma geçmektedir, kısa kısa birkaç alıntı yapacak olursak :

“Atlantisliler, güneş sisteminin Maldek denen gezegeninden gelmişlerdi. (Bugün orası astroid kuşağı olarak biliniyor.) Bu gezegen , SİON'dan gelen ve bilimsel ilerlemeleri nedeniyle büyük güç kazanmış varlıkların sığınağı olmuştu. Neyse, günün birinde, bilim adamları kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler ve bazıları Dünya'ya göç ettiler. O zamanlar, dünya , güneş sisteminin dördüncü gezegeniydi. Bu sömürgeciler, dünyanın, burada eskiden beri oturan diğer sakinleri için çekilmez hale geldiler ; çünkü , gelişmiş silahlarıyla onları tehdit ederek küçük uluslara boyun eğdiriyor ., sapık amaçlarını ve egemenliklerini bu silahlarla gerçekleştiriyorlardı. ”

Bilginler tarafından "Kazmalar Miti" diye adlandırılan akıl karıştırıcı bir metin , aslında Enlil'in komutası altında Sümer'de oturan Anunnakilerin Kara-Başlı Halktan kendilerine düşen payı aldığı sıradaki olayların kaydıdır.

"Normal düzeni " yeniden sağlamak için Enlil "gök" (On ikinci gezegen veya uzay gemileri) ve Dünya arasındaki temasları kesmek gibi aşırı çarelere başvurdu ve "etin filiz verdiği" yere karşı şiddet kullanmaya girişti.

" Efendi

Ortaya çıkmasına sebep olduğu şey uygundur.

Efendi Enlil,

Kararları değiştirilemez,

Gök'ü Yer'den ayırmakta hakikaten hızlıydı

Böylece yaratılmış Olanlar hasıl olabilirdi.

Gök'ü Yer'den ayırmakta gerçekten hızlıydı.

"Gök-Yer Bağı"nda bir kes**k açtı,

Böylece Yaratılmış olanlar

Etin-Filiz-Verdiği-Yer'den hasıl olabilsin. "

"Kazma ve Sepet Diyarı"na karşı Enlil AL.A.Nİ ("güç üreten balta") adında harika bir silah geliştirdi. Bu silahın büyük duvarlara saldırabilen ve yıkabilen "tek boynuzlu öküz gibi" bir "dişi" vardı. Tüm tariflere bakılırsa bu, önündeki herşeyi ezen buldozer gibi bir aracına üstüne yerleştirilmiş kocaman bir motorlu matkap idi:

"Efendiye isyan eden ev

Efendiye boyun eğmeyen ev

Al.A.Nİ onu Efendiye boyun eğdirtti

Kötünün... Bitkisinin başlarını ezer;

Köklerini söker, başını koparır. "

"Efendi AL.A.Nİ'yi çağırttı, emirlerini verdi,

Toprak Yaranı bir taç gibi başına koydu,

Ve onu Etin-Filiz-Verdiği-Yer'e sürdü.

Delikte bir adamın başı vardı;

Halk yerden Enlil'e doğru koşuyordu.

Hızla Kara-Başlı Olanları taradı gözleri"

Bu metinlerdende anlaşılacağı gibi Anunnakiler arasında da bir ayrılık oluşmuş ve metinlerden çıkardığımız manaya göre birbirleriyle ve insanlarla bir savaş başlamıştır. Ve bu ayrılıklar Nuh'a bir gemi yapması söylendiği o büyük Tufana dek sürmüş anlaşılan. Nuh gemiyi hazırlar ve kendisine gelecek olan işareti bekler bu Şamaş idi, yani ateşli roketlerden sorumlu ilah tarafından saptanacak "belirli bir zaman" da. Enki'nin emri şuydu:

"Şafak vakti bir titreme emreden Şamaş

bir patlamalar sağnağını indirdiğinde-

gemiye bin, girişi de kapa!"

Zecharia Sitchin'in yorum ve tercümesiyle , Şamaş tarafından bir uzay roketinin ateşlenişi olduğu anlaşılan bu sinyal ile Utnapiştim (Nuh) 'in gemiye bindi....

Şimdi birde savaş anına dönelim,

“suları göğüsleyen engelleri yıktı. Savaş tanrısı Ninurta, her şeyi yerle bir etti. Cehennemin yedi yargıcı, Anunnaki, meşalelerini kaldırıp ülkeyi kurşunsu alevlere boğdular. Fırtına tanrısı, günışığının yerine karanlığı koydu; ülkeyi bir çanak gibi kırıp döktü, umarsızlığın getirdiği bitkinlik gökkubbeye yükseldi. Bütün gün bora azıttı durdu.”

Gılgameş metninde geçen bu kısım acaba, yok edilen ve suların kapladığı bir ülkedenmi bahsediliyor. Buradaki yok edilen ülke bir savaşın sonucundamı yok edildi? Ve bu yok ediliş tüm dünyayı sarsacak niteliktemiydi?

Plato’nun Timaeus diyaloğunda da bir savaştan ve bu savaş sırasında ortaya çıkan görülmemiş su baskınlarından bahsediyor. Ve savaşanların yer tarafından yutulduğunu anlatıyor. Aşağıda bu metnin ingilizce orjinalini ve tercümesini okuyabilirsiniz.

"At a later time [after beginning of war between Atlanteans and Athenians] there were earthquakes and floods of extraordinary violence, and in a single dreadful day and night all your fighting men were swallowed up by the earth, and the island of Atlantis was similarly swallowed up by the sea and vanished..." Timaeus (İngilizce)

“Uzun bir sure sonra (Atlantisliler ve Atinalılar arasındaki savaşın başlamasından sonra) orada depremler ve görülmemiş şiddette seller yaşandı ve tek bir korkunç gündüz ve gece tüm savaşanlar yer tarafından yutuldular, ve Atlantis adası da aynı şekilde deniz tarafından yutuldu ve yokoldu.” Timaeus diyaloğu.

Fakat metinde de dikkatinizi çekeceği gibi tekil değil çoğul kelimeler kullanılmış deprem ve su seller için. Bu da tufanın birden fazla gün sürdüğü ama Atlantis’in tek bir gün içerisinde battığı sonucunu çıkarmamıza neden olacaktır. Ve bu gerçekleşirken birde savaş yaşanmaktadır. “BİMİNİ ADASI, ATLANTİS VE DÜNYAYI BEKLEYEN BÜYÜK TEHLİKE” başlığı altındaki yazıda Prof. R.N. Hernandez ve Andromeda takımyıldızından gelen ziyaretçi arasında bununla da örtüşen bir konuşma geçmektedir.

“bir gece, deniz, Atlantis dediğiniz kenti tümüyle yutuverdi. Bu büyük karanın orta yerinde yaşayanlar, kara ikiye bölününce boğuldular.”

Görüldüğü gibi Zecharia Sitchin’in sümer metinlerine dayanarak oluşturduğu bu kronolojide M.Ö. 75000 yıllarında dünyada bir buz çağı başlamıştır ve M.Ö. 49000 yıllarında da öncede bir şekilde Annunnaki soyundan insanların kurduğu Shuruppak kentindekilerle Enlil’in arasında bir anlaşmazlık oluşur. Ve 13000 yıl öncede büyük bir savaşın sonucu olarak tufan yaşanmıştır. Tekvin, Plato , Sümer metinleri ve Gılgamış destanı aynı ortak noktada buluşuyor :

Yok edilen bir ülke ! Peki savaşın nedeni yani Tanrıları anlaşmazlığa düşüren neden neydi? Ve Atlantis'i nasıl bir güç yok etmiş olabilirdi? Prof R. N. Hernandezle , ziyaretçi arasında geçen konuşmada bir sebep bulabiliyoruz,

“Dünyalılar bu silahı, gece gündüz koruma altında tuttukları, devasa bir piramidin içine sakladılar. Bunu gören Maldekliler savaş ilan ettiler. Bu savaş bir yıl kadar sürdü. Bu, eşit iki güç arasında yapılan, zor ve güçlü bir karşılaşmaydı.”

“Bu enerji kaybının farkına varan bilim adamları, bir gece, Dünyalılar'ın bu saldırganlığını ve gücünü oluşturan silahı yok etmeye karar verdiler. Maldek laboratuvarlarından yayınlanan güçlü bir ışın, o büyük kentin üzerine düşerek, kıtayı ikiye böldü. Bu ışın, dünyanın büyük bir bölümünün bir uçurum gibi açılmasına neden olmuştu ve aynı gece , tüm Atlantis kenti sulara gömüldü. Diğer, daha küçük kentler, büyük bir su baskınının karaları kaplayacağı konusunda uyarılmışlardı; bunların bazıları yine Maldek bilim adamlarının yardımıyla, insanların tahliyesiyle ilgili gerekli önlemleri alabildiler.İkiye bölünen büyük kara parçası parçalandı, yavaş yavaş sulara gömülen kısımlarında, birçok masum insan da öldü. Kalan parçaların biri batıya, biri de doğuya doğru savruldu. Dünyanın manyetik kutbu kayboldu. O zamandan beri de olması gereken yerde değildir.Dünyanız yörüngesini değiştirdi; bu çatışmalardan haberleri dahi olmayan suçsuz uluslar tufanda yok oldular.

İşaretli kısımda bahsedilen ve uyarılan insanlar Nuh peygamber mi acaba? Birde Zecharia Sitchin’in kronolojisindeki ilginç bir saptamaya bakalım,

13.000 YIL ÖNCE : Nibiru yolculuğu hatırlanır , bir nedenle Enlil insanları yok etmeye karar verir. Büyük Tufanı başlatacak olan Enlil , insanlığı tehtit eden felaketin sırrını koruyacağına dair Anunnaki'de yaşayanlara yemin ettirir.

Burada bahsedilen ve korunacağına ait yemin edilen sır, savaşa neden olan sepebmiydi? Belkide Prof R.N. Hernandez’in uzaylıyla konuşmasında bahsedilen anti-madde silahıydı?

Ama sebep her ne olursa olsun, Anunnakiden gelen ve belkide onlara katılan başka ırklardan kişilerinde oluşturduğu Atlantis , bir sebepten Anunnakilerle savaşa girmiş ve insanların belli bir kısmıda bu savaşa destek vermiş görünüyor. Bu savaşı Atlantis’in ve dünya üzerindeki insan yaşamının bitmesi pahasına da olsa bitirme isteği , Nuh tufanına neden olmuş.

Peki dünyadaki karasal yaşamın %90’ını yok etme pahasına , uğruna savaşılan ve imha edilen ne olabilir? Çünkü hangi sebeple olursa olsun, bu derece gelişmiş, medeniyette son derece ilerlemiş bir ırkın bir gezegen üzerindeki yaşamı yok edebilecek bir karar vermesi gayet mantıksız. Hele hele , bugünkü dünya düzeninde , güç ve para için herşeyi yapabilecek ülke ve insanların olduğu bir yaşamda bile bizim bu noktaya gelmediğimizi düşünürsek, 450,000 yıl önce gezegenler arası seyehat yapabilen bir ırk için çok uzak bir durum.


KAYNAKLAR : 12. Gezegen: ( Zecharia Sitchin), Yıldızlardan Gelen Tanrılar: (Selman Gerçeksever ), Kozmik Tohum ( Zecharia Sitchin), Andromeda'dan gelen UFO (Yrb. Wendelle C. Stevens & Zitha Rodriguez Montiel) , "Timaeus" and "Cities" Plato

Çevrimdışı gece yolcusu

  • Co Admin
  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 278
Ynt: SON MASAL BU MU ACABA?
« Yanıtla #8 : 13 Temmuz 2010, 01:14:50 »
Masal mı acaba.?

Arkeoloji ve yazılı metinler var işin ucunda..

Mitolojiyi ders olarak almıştık okulda.

Sonrasında okuduğum yeni çağ mesajları da hepsini doğruluyor.

Tek yaratanın altındaki bu savaşlar çok ütopik gelmiyor bana...

Daha alt yaratım gücüne sahip tanrılar var. Bizlere şimdiye dek dinler yoluyla dayatılan gibi değil herşey.

Ve kozmos da ne savaşlar var.

Tek merak ettiğim konu şu, bahsedildiği gibi insan çok mu özel...??
Yoksa  bu da bizlere dayatılmış bir  bilgimi...?

Çevrimdışı gece yolcusu

  • Co Admin
  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 278
Ynt: SON MASAL BU MU ACABA?
« Yanıtla #9 : 23 Şubat 2011, 16:30:29 »
Kanal mesajları yalan, uydurma, obsesyon diyelim..
Sümer tabletleri , Gılgamış destanı onlar da uydurma masallar diyelim.
Peki Kutsal kitaplar gelmeden 3 bin yıl önce yazıya dökülmüş metinlerde bahsedilenlerle
2 bin yıl sonra insanlığa iletilmiş kutsal kitaplarda bahsedilenlerin benzerliğini nasıl açıklayacağız.
Onlar masalsa kutsal kitaplarda benzer  bahsedilenlere de masal dememiz gerekmez mi.?


 facebook  twitter
 


2008 yılından beri ruhsal, mistik, parapsikoloji, ezoterizm vb gibi konu ve tartışmanın yayınlandığı sitemiz; zamanın ruhuna göre misyonunu tamamladığı için, yeni üyelik, yeni konu ve yorum gönderimi sistemine kapatılmıştır.

Sitemizi bir ansiklopedi gibi, web ve mobil telefon üzerinden okuyabilir, arama yapabilir , çeşitli konulara bakabilirsiniz. Facebook üzerinden tekamül, sevgi, evrensel insan, üst bilinç çerçevesinde paylaşımlarımız devam edecektir. Soru ve görüşleriniz için en altta iletişim linkinden mail atabilirsiniz.

Ruhunyolculuğu sitesi ruhsal konularda bilgi vermek amaçlı kurulmuş bir paylaşım sitesidir. Sitemiz üzerinde yayınlanan yazılar ve yorumlarda yazarlar sorumludur.Bilgi & sosyal medya: Facebook | iletişim



SMF 2.0.11 | SMF © 2016, Simple Machines
Simple Audio Video Embedder | Seo4Smf 2.0 © SmfMod.Com | Smf Destek

Manuscript design by Bloc