Ruhun Yolculugu

24 Nisan 2018, 04:13:40
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.


Ruhun Yolculugu » MİTOLOJİ-KAYIP UYGARLIKLAR » Fantastik Dünya » THEY LIVE Onlar Yaşıyorlar Bizler Derin Uykudayız

Gönderen Konu: THEY LIVE Onlar Yaşıyorlar Bizler Derin Uykudayız  (Okunma sayısı 13414 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı yagmurruzgari

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 466


  Güneşin Tam İçinde    Süleyman Sönmez

“You think They’re people just like you. You’re wrong. Dead wrong”
“Diğer insanların senin gibi olduğunu düşünüyorsun. Yanılıyorsun. Hem de ölümüne yanılıyorsun.”
 

Belki de bu filmin en garip yanı benim gidipte en baştaki sıkıcı ve sıradan olayları sabırla izlemeye devam etmem oldu. 

Gerçekten ilginç bir sabırla, yarım saat basit bir adamın, basit hayat mücadelesini izledim. Ama sonra nefes kesen bir değişim yaşadım ve öyle doğal, öyle garip bir değişim ki ensemdeki tüylerin bile ürperdiğini hissettim. Kurgu deyip geçemeyeceğim kadar titiz, bir o kadar da anlaşılırdı. Mesaj doğruydu. They live we sleep / Onlar yaşıyor biz uyuyoruz.
1988 yapım tarihli film John Carpenter imzalı. Bu adamı nereden tanıyorum isim yabancı değil diye düşünüyorsanız haklısınız.
 
http://www.imdb.com/name/nm0000118 adresinden tüm filmografisine bakabilir veya kendi resmi sitesinde gezinebilirsiniz (http://www.theofficialjohncarpenter.com )

 Kısaca hatırlatayım John Carpenter, Stephen King’in bir çok filminin, Escape forum N.Y. gibi unutulmaz bir filmin, Küçük Çin’de Büyük Bela ve Starman dizilerinin unutulmaz yönetmeni, aynı zamanda yazar, aktör ve müzisyen. İşte her parmağında bir marifet olan harika adamlardan biri.

Bu filmi diğer filmlerine göre daha doğal, sanki kimse ondan kalıba girmesini ve belli bir formata uymasını istememiş, o da kovboy tipli kahramanı Nada ve ucuz bir güneş gözlüğü ile dünyanın en iyi bilimkurgularından birini çekmiş.
 
 
Konu nasıl? Açıkçası filmlerin de kitapların da konularını anlatmak, şaşırma duygusunun verdiği o derin duyguyu bitiriyor.

Kimileri vardır “6.hissi izlemedin mi?” der “Hani canım şu adamın aslında…” derler ve (dikkat edin ben demedim) filmin sonunu söyleyip izlenmez hale getirirler.
 
Bu filmi anlatmayacağım. Gerçekten anlatmayacağım. Sizin hakkınızı yemeyeceğim. Ama biraz olsun sözüme güveniyorsanız, harcadığınız her dakikaya değecek ve siz de filmin kahramanı arkadaşını nasıl 25 dakika boyunca gözlüğü takıp dünyayı görsün diye dövüyorsa (dünyanın en uzun ve en uzatılmış dövüş sahnesi artık gülmeye başlıyorsunuz), bu filmi izlettirmek için etrafınızda bulduğunuz herkese uzanacaksınız.

Aşağıda kısa bir fragmanı izleyebilirsiniz. (Bana kalırsa bunu da izlemeyin filmi bulun derim ama)

  <a href="http://www.dailymotion.com/swf/x9pzgx" target="_blank">http://www.dailymotion.com/swf/x9pzgx</a>


THEY LIVE/WE ARE DEAD
     
John Carpenter 1988 yılında “THEY LIVE/WE ARE DEAD” adlı filmi yaptığında  kuşkusuz uzaylı işgaline karşı dünyamızı kurtarmaya çalışan bir kahramanın maceraları gibi basit bir “korku ve gerilim” kurgusunu hiç hedeflememişti.
Filmin ana teması “gerçeklik” aslında korku unsurunu oluşturmaktaydı. Tam bir “kara mizah” olan filmde, uyuşturulmuş ve sömürülen bireylerin sömürenlere karşı savaşması gerektiği ana düşüncesi, bir uzaylı-dünyalı savaşı görünümüyle sembolize edilmekteydi.

Filmin başkahramanı Nada, o ucuz güneş gözlüğünü taktığında rengârenk dünyayı siyah beyaz görmekteydi artık. Çevresindeki reklâm tabelalarının, dergi ve gazetelerin görünmeyen kısımlarında, “bilincin” bilinç dışı bir şekilde okuduğu, “uyu”, “otoriteye karşı çıkma”, “evlen ve üre”, “tv seyret”, “düşünme” , “itaat et”, “düzene karşı çıkma”, “tüket” gibi mesajlar vardı.

Gördüğü insanlar da değişmişti. İnsanların bir bölümünün (hakim sınıf, para babaları yani patronlar) yüzleri kuru kafa şeklindeydi. Ve bunlar, fark edildiklerini anladıklarında kollarındaki saatler vasıtasıyla bir anda yok olabilmekte ve kendilerini fark eden kişi de nasıl olduğunu bile anlayamadan azılı bir suçlu gibi polisler tarafından yaka paça tutuklanmaktaydı. (Bu saat ve fark edilenin “Bizi görebiliyor” deyip bir anda yok olabilmesi, hakim sermaye sınıfının oluşturduğu büyük tröstlerin maddi güçleri nedeniyle ne denli birbirlerine bağlı olduğunu, birbirlerini nasıl koruduğunu ve örgütsüz, dağınık, ekonomik zorluklar içinde bulunan orta sınıf üzerindeki yönlendiriciliğini ve faşizan baskıyı simgelemektedir.)

En can alıcı nokta ise paraların üzerindeki “Bu senin Tanrındır” gizli mesajıydı ve belki de, hani meşhur “Benim memurum işini bilir” köşe dönmeciliğine fikir babalığı etmişti.

Bütün bunlar nereden aklına geldi diye sorabilirsiniz.  Aslında çevremize baktığımızda sizler de kendinizi yalnız ve uyuşturulmuş gibi hissetmiyor musunuz? 50 yıldır uygulanan cahilleştirme ve depolitize etme siyasetinin oluşturduğu, 3-5 kg erzağa, kömüre oyunu satan, düşünmeyen, araştırmayan, din-futbol-magazin afyonlarıyla düzeni sorgulaması adeta engellenen Türk Halkı’nın ezici çoğunluğunu siz de bu filmde görebiliyor musunuz?

Özellikle 2002 yılından beri gittikçe hızlanan bir ivmeyle din devleti olma yolunda ilerlerken, anayasadaki “sosyal devlet” olma hasletini, 8 milyon aileye kömür ve erzak dağıtmak, fakir fukara garip gurebayı sadakaya bağlamak olarak anlayan AKP hükümetinin aslî amacını, yani şeriat devletine geçişi bu yardımlarla maskelediğini düşünmüyor musunuz?

Ben o güneş gözlüklerinden bir tane edindim ve taktığımda emperyalizme kul köle olan, ülkemi sömürgeleştiren, varını yoğunu satıp savan, pembe ekonomik tablolarla göz boyayıp, gerçekleri, rakam oyunlarıyla vatandaştan saklayan, cumhuriyetin tüm kazanımlarını bir bir yok eden ABD ve AB’nin işbirlikçilerinin çirkin suratlarını açık seçik görebiliyorum.

Umarım çok geç olmadan, Türk Halkı ve Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yeryüzünden silinmeden o gözlüklerin farkına varır ve takmayı akıl edebilir… 
                           Yazan : Uğur GÖRGÜLÜ 



Sadık YEMNİ : Kayıp Dünya'da yayınlanmış 7 yazısı bulunuyor.

 Ünlü rejisör John Carpenter, 1988 yılında yaptığı filmin adı They Live. Carpenter, Frank Armitage takma adıyla Ray Nelson’un 1963 yılında yazdığı Sabah saat sekizde (Eight O’Clock in the Morning) adlı öyküden ve 1981 ile 1987 yılları arasında çıkan Alien Encounters (Alien ile karşılaşma) adlı dergiden hareketle yazmış senaryoyu.
Kısmen bilimkurgumsu thriller, kısmen kara komedi olan film tamah, güdümlü tüketim ve günümüzde ekonomik krizlere karşı duyulan korkuyu da yansıtmakta.

1980′lerin Amerikası. Toplumu ve ekonomiyi yöneten elit sınıflar medyayı ekonomik çıkarları için kullanan, aslında dünyalı olmayan kimseler olarak gösteriliyor.

Filmin öyküsü kısaca şöyle: O sıralar ünlü bir güreşçi olan Roddy Piper’in canlandırdığı John Nada Los Angeles’de evsiz barksız ve iş arayan biridir. Bir şahtiyede iş bulur. Oradan tanıdığı arkadaşı sayesinde evsiz ve barksızların barındığı shantytown’da, derme çatma kurulmuş bir gecekondu biriminde kalır. Gece sokağın karşısındaki küçük kilisede bazı garipliklerin yaşandığını farkeder. Sonra gece yarısı polis kiliseyi basar ve gecekonduda oturanları orayı terketmeye zorlar. John çöplerin arasında bulduğu bir karton kutuda yüzlerce güneş gözlüğü bulur. Bu kutu daha önce dikkatini çekmiştir. Birini alır ve diğerlerini saklar. Gözlüğü takınca birden şehrin görüntüsü değişir. Her yerde normal gözlerle görünmeyen, ama beyin tarafından farkedilmeden algılanan kocaman reklam panoları asılıdır. Obey – İtaat et, conform – boyun eğ, watch television and sleep – televizyon izle ve uyu yazılıdır. Bir diğer panoda Karayipler’e gel yazısı bulunmaktadır. Daha yukarıda plajda yatan bir kadın resmi ve Evlen ve üre yazısı göze çarpmaktadır. Bir kumbara resminin altında Bu senin tanrın yazılıdır.

Gözlükle bakılınca bazı insanların yüzleri kurukafa şeklinde olan Uzaylılar (Alien) olduğunu farkeder. Bunlar her yerdedirler. Dünyayı idare eden kesim olmuşlardır kimseye belli etmeden.

John Nada o kilisede gördüğü kimseleri bulur ve uzaylılara karşı (aliens) kurulmuş örgütte yer alır. Katıldığı seminerde uzaylıların dünyadaki karbondioksit ve metan çıkışını mahsus artırmakta olduklarını, bunu Dünyayı geldikleri yere benzetmek için yaptıklarını öğrenir. Lensleri Albert Hoffman adlı biri icat etmiştir. Bu kimsenin LSD’nin mucidi olduğundan söz edilmez tabii ki. Lensler sayesinde kara gözlük takmadan kurtulurlar ve rahatlıkla gerçek dünyayı izleyebilirler.

Bu arada cable 54 adlı yerel bir televizyon vericisinden uzaylıları kamufle eden sinyalin verildiğini saptamışlardır. Nada güçlükle çatıya çıkar ve ölmek pahasına çatıdaki anteni imha eder. Son nefesini verirken zaferle uzaylılara fallus işareti yapar.

Işın kesilince Los Angeles sürprizlerle dolu bir yer olur. Barda sohbet eden kibar giyimli birinin, televizyonda haberleri veren spikerin vb. alien olduğu çıkar ortaya. Film seks yapan iki kişiden birinin şoke olmasıyla sona erer.

 Carpenter’ın filmindeki politik mesajın yoğunluğu 1980′lerde iyice belirginleşen bir hastalıktan, popüler kültür ve politikanın giderek artan derecede ticarileşmesinden duyulan rahatsızlıktan kaynaklanmaktadır. Carpenter o sıralardaki deneyimini şöyle anlatır: Tekrar televizyon seyretmeye başladım. Ve hemen gördüğümüz her şeyin bize bir şey satmak için dizayn edildiğini farkettim. Bütün istedikleri bizim bir şey satın almamızdı. Tek istedikleri şey paramızı almaktı. Bunlar bir çeşit Alien’dı ve bütün insanlığı hipnotize etmişti.

Bu film yapılalı yirmi yılı geçti. Şu anda içinde bulunduğumuz ekonomik kriz bu alienlerin işi. Kan döken ve dünya çapında barışa izin vermeyenler de onlar. O bahsini ettiğimiz ışın sayesinde foyalarını belli ölçüde gizlemeyi başarıyor ve gerçeği çarpıtıyorlar. Işının acımasız hizmetkârları her yerdeler. Ama Nada’ların sayısı da artmakta.

Bir gün ışın kesildiğinde alienlar maskesiz kalacaklar. Maskeleri besleyen ışının kaynağı biziz. Mini Cable 54′ler hipnozla beynimize iliştirilmiş durumda. Işın onların yenilebilir olduğunu düşündüğümüzde kendiliğinden kesilecek.
Bu kadar basit! 
                                 







Çevrimdışı fantastic

  • fantasticvolk
  • Co Admin
  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 1260
    • Fantasticvolk's Magical World
Ynt: THEY LIVE Onlar Yaşıyorlar Bizler Derin Uykudayız
« Yanıtla #1 : 06 Mart 2010, 00:28:06 »
Favori filmlerimden biridir John Carpenter'dan böyle absürp ama senaryosu dehşet bi film gelince bayağı şaşırmıştım.
Matrix , dark city gibi gerçeklik ve ardındaki gerçeği sorgulayan filmlerin babası diyebilirim.
http://www.ruhunyolculugu.com/en_sevdiginiz_filmler-t1678.0.html burdada ilk listemdedir.
Filmle ilgili http://www.ruhunyolculugu.com/duyurularhaberler/ynt_uzakta_aramayin_uzaylilar_icimizde-t5220.0.html  burdada yazmıstım : )

They live (yaşıyorlar) diye bir film vardir John Carpenterin , biraz absürb ama cok severim hem bir sistem eleştirisi hemde algı ve uzayli kavramlarina farkli bir bakış açısı getiriyor buyrun bakin bi : ) 

Konu söyle :

Bir gün bir çift gözlük bulan Frank (Keith David), hayatı daha değişik şekilde görmeye başlıyor. Aramızda uzaylıların yaşadığını, insanların akıllarını gizli mesajlar göndererek kontrol ettiklerini görüyor. Bu uzaylılar görünüşte normal, konservatif, kapitalist insanlar gibi gözükmekteler. Ama gözlüklerle birlikte onları maskelerinin altından görüyor. Niyetleri iyi olmayan uzaylılar Frank'in peşine düşüyorlar.

<a href="http://www.dailymotion.com/swf/x32srq" target="_blank">http://www.dailymotion.com/swf/x32srq</a>

<a href="http://www.youtube.com/v/7Lwlx3GnLGs&rel=1" target="_blank">http://www.youtube.com/v/7Lwlx3GnLGs&rel=1</a>

Birde bunda bir dövüs sahnesi vardir ordada uyanmak istemeyen insanoğlu işleniyor.

<a href="http://www.youtube.com/v/EsZpdUUdd3I&rel=1" target="_blank">http://www.youtube.com/v/EsZpdUUdd3I&rel=1</a>
« Son Düzenleme: 06 Mart 2010, 00:28:49 Gönderen: fantastic »

Çevrimdışı playades

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 5
Ynt: THEY LIVE Onlar Yaşıyorlar Bizler Derin Uykudayız
« Yanıtla #2 : 13 Eylül 2013, 11:03:11 »
Seyrettiğim en iyi filmlerden biri... İnsanı bir anda farklı düşünmeye iten ve gerçeği görmeye çağıran harika bir film... Gerçeğin daha fazla detayını istiyorsanız David Icke'ın Türkçe blog sitesindeki yazılarını okumanızı hararetle tavsiye ediyorum... Bize gösterilen dünyanın ardındakileri anlatan harika yazıları mutlaka okuyun derim... Ben de "They Live" filmini David Icke'ın tavsiyesiyle izlemiştim.

Çevrimdışı oscarwilde

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 1
Ynt: THEY LIVE Onlar Yaşıyorlar Bizler Derin Uykudayız
« Yanıtla #3 : 13 Kasım 2013, 10:05:51 »


  Güneşin Tam İçinde    Süleyman Sönmez

“You think They’re people just like you. You’re wrong. Dead wrong”
“Diğer insanların senin gibi olduğunu düşünüyorsun. Yanılıyorsun. Hem de ölümüne yanılıyorsun.”
 

Belki de bu filmin en garip yanı benim gidipte en baştaki sıkıcı ve sıradan olayları sabırla izlemeye devam etmem oldu. 

Gerçekten ilginç bir sabırla, yarım saat basit bir adamın, basit hayat mücadelesini izledim. Ama sonra nefes kesen bir değişim yaşadım ve öyle doğal, öyle garip bir değişim ki ensemdeki tüylerin bile ürperdiğini hissettim. Kurgu deyip geçemeyeceğim kadar titiz, bir o kadar da anlaşılırdı. Mesaj doğruydu. They live we sleep / Onlar yaşıyor biz uyuyoruz.
1988 yapım tarihli film John Carpenter imzalı. Bu adamı nereden tanıyorum isim yabancı değil diye düşünüyorsanız haklısınız.
 
http://www.imdb.com/name/nm0000118 adresinden tüm filmografisine bakabilir veya kendi resmi sitesinde gezinebilirsiniz (http://www.theofficialjohncarpenter.com )

 Kısaca hatırlatayım John Carpenter, Stephen King’in bir çok filminin, Escape forum N.Y. gibi unutulmaz bir filmin, Küçük Çin’de Büyük Bela ve Starman dizilerinin unutulmaz yönetmeni, aynı zamanda yazar, aktör ve müzisyen. İşte her parmağında bir marifet olan harika adamlardan biri.

Bu filmi diğer filmlerine göre daha doğal, sanki kimse ondan kalıba girmesini ve belli bir formata uymasını istememiş, o da kovboy tipli kahramanı Nada ve ucuz bir güneş gözlüğü ile dünyanın en iyi bilimkurgularından birini çekmiş.
 
 
Konu nasıl? Açıkçası filmlerin de kitapların da konularını anlatmak, şaşırma duygusunun verdiği o derin duyguyu bitiriyor.

Kimileri vardır “6.hissi izlemedin mi?” der “Hani canım şu adamın aslında…” derler ve (dikkat edin ben demedim) filmin sonunu söyleyip izlenmez hale getirirler.
 
Bu filmi anlatmayacağım. Gerçekten anlatmayacağım. Sizin hakkınızı yemeyeceğim. Ama biraz olsun sözüme güveniyorsanız, harcadığınız her dakikaya değecek ve siz de filmin kahramanı arkadaşını nasıl 25 dakika boyunca gözlüğü takıp dünyayı görsün diye dövüyorsa (dünyanın en uzun ve en uzatılmış dövüş sahnesi artık gülmeye başlıyorsunuz), bu filmi izlettirmek için etrafınızda bulduğunuz herkese uzanacaksınız.

Aşağıda kısa bir fragmanı izleyebilirsiniz. (Bana kalırsa bunu da izlemeyin filmi bulun derim ama)

 


THEY LIVE/WE ARE DEAD
     
John Carpenter 1988 yılında “THEY LIVE/WE ARE DEAD” adlı filmi yaptığında  kuşkusuz uzaylı işgaline karşı dünyamızı kurtarmaya çalışan bir kahramanın maceraları gibi basit bir “korku ve gerilim” kurgusunu hiç hedeflememişti.
Filmin ana teması “gerçeklik” aslında korku unsurunu oluşturmaktaydı. Tam bir “kara mizah” olan filmde, uyuşturulmuş ve sömürülen bireylerin sömürenlere karşı savaşması gerektiği ana düşüncesi, bir uzaylı-dünyalı savaşı görünümüyle sembolize edilmekteydi.

Filmin başkahramanı Nada, o ucuz güneş gözlüğünü taktığında rengârenk dünyayı siyah beyaz görmekteydi artık. Çevresindeki reklâm tabelalarının, dergi ve gazetelerin görünmeyen kısımlarında, “bilincin” bilinç dışı bir şekilde okuduğu, “uyu”, “otoriteye karşı çıkma”, “evlen ve üre”, “tv seyret”, “düşünme” , “itaat et”, “düzene karşı çıkma”, “tüket” gibi mesajlar vardı.

Gördüğü insanlar da değişmişti. İnsanların bir bölümünün (hakim sınıf, para babaları yani patronlar) yüzleri kuru kafa şeklindeydi. Ve bunlar, fark edildiklerini anladıklarında kollarındaki saatler vasıtasıyla bir anda yok olabilmekte ve kendilerini fark eden kişi de nasıl olduğunu bile anlayamadan azılı bir suçlu gibi polisler tarafından yaka paça tutuklanmaktaydı. (Bu saat ve fark edilenin “Bizi görebiliyor” deyip bir anda yok olabilmesi, hakim sermaye sınıfının oluşturduğu büyük tröstlerin maddi güçleri nedeniyle ne denli birbirlerine bağlı olduğunu, birbirlerini nasıl koruduğunu ve örgütsüz, dağınık, ekonomik zorluklar içinde bulunan orta sınıf üzerindeki yönlendiriciliğini ve faşizan baskıyı simgelemektedir.)

En can alıcı nokta ise paraların üzerindeki “Bu senin Tanrındır” gizli mesajıydı ve belki de, hani meşhur “Benim memurum işini bilir” köşe dönmeciliğine fikir babalığı etmişti.

Bütün bunlar nereden aklına geldi diye sorabilirsiniz.  Aslında çevremize baktığımızda sizler de kendinizi yalnız ve uyuşturulmuş gibi hissetmiyor musunuz? 50 yıldır uygulanan cahilleştirme ve depolitize etme siyasetinin oluşturduğu, 3-5 kg erzağa, kömüre oyunu satan, düşünmeyen, araştırmayan, din-futbol-magazin afyonlarıyla düzeni sorgulaması adeta engellenen Türk Halkı’nın ezici çoğunluğunu siz de bu filmde görebiliyor musunuz?

Özellikle 2002 yılından beri gittikçe hızlanan bir ivmeyle din devleti olma yolunda ilerlerken, anayasadaki “sosyal devlet” olma hasletini, 8 milyon aileye kömür ve erzak dağıtmak, fakir fukara garip gurebayı sadakaya bağlamak olarak anlayan AKP hükümetinin aslî amacını, yani şeriat devletine geçişi bu yardımlarla maskelediğini düşünmüyor musunuz?

Ben o güneş gözlüklerinden bir tane edindim ve taktığımda emperyalizme kul köle olan, ülkemi sömürgeleştiren, varını yoğunu satıp savan, pembe ekonomik tablolarla göz boyayıp, gerçekleri, rakam oyunlarıyla vatandaştan saklayan, cumhuriyetin tüm kazanımlarını bir bir yok eden ABD ve AB’nin işbirlikçilerinin çirkin suratlarını açık seçik görebiliyorum.

Umarım çok geç olmadan, Türk Halkı ve Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yeryüzünden silinmeden o gözlüklerin farkına varır ve takmayı akıl edebilir… 
                           Yazan : Uğur GÖRGÜLÜ 



Sadık YEMNİ : Kayıp Dünya'da yayınlanmış 7 yazısı bulunuyor.

 Ünlü rejisör John Carpenter, 1988 yılında yaptığı filmin adı They Live. Carpenter, Frank Armitage takma adıyla Ray Nelson’un 1963 yılında yazdığı Sabah saat sekizde (Eight O’Clock in the Morning) adlı öyküden ve 1981 ile 1987 yılları arasında çıkan Alien Encounters (Alien ile karşılaşma) adlı dergiden hareketle yazmış senaryoyu.
Kısmen bilimkurgumsu thriller, kısmen kara komedi olan film tamah, güdümlü tüketim ve günümüzde ekonomik krizlere karşı duyulan korkuyu da yansıtmakta.

1980′lerin Amerikası. Toplumu ve ekonomiyi yöneten elit sınıflar medyayı ekonomik çıkarları için kullanan, aslında dünyalı olmayan kimseler olarak gösteriliyor.

Filmin öyküsü kısaca şöyle: O sıralar ünlü bir güreşçi olan Roddy Piper’in canlandırdığı John Nada Los Angeles’de evsiz barksız ve iş arayan biridir. Bir şahtiyede iş bulur. Oradan tanıdığı arkadaşı sayesinde evsiz ve barksızların barındığı shantytown’da, derme çatma kurulmuş bir gecekondu biriminde kalır. Gece sokağın karşısındaki küçük kilisede bazı garipliklerin yaşandığını farkeder. Sonra gece yarısı polis kiliseyi basar ve gecekonduda oturanları orayı terketmeye zorlar. John çöplerin arasında bulduğu bir karton kutuda yüzlerce güneş gözlüğü bulur. Bu kutu daha önce dikkatini çekmiştir. Birini alır ve diğerlerini saklar. Gözlüğü takınca birden şehrin görüntüsü değişir. Her yerde normal gözlerle görünmeyen, ama beyin tarafından farkedilmeden algılanan kocaman reklam panoları asılıdır. Obey – İtaat et, conform – boyun eğ, watch television and sleep – televizyon izle ve uyu yazılıdır. Bir diğer panoda Karayipler’e gel yazısı bulunmaktadır. Daha yukarıda plajda yatan bir kadın resmi ve Evlen ve üre yazısı göze çarpmaktadır. Bir kumbara resminin altında Bu senin tanrın yazılıdır.

Gözlükle bakılınca bazı insanların yüzleri kurukafa şeklinde olan Uzaylılar (Alien) olduğunu farkeder. Bunlar her yerdedirler. Dünyayı idare eden kesim olmuşlardır kimseye belli etmeden.

John Nada o kilisede gördüğü kimseleri bulur ve uzaylılara karşı (aliens) kurulmuş örgütte yer alır. Katıldığı seminerde uzaylıların dünyadaki karbondioksit ve metan çıkışını mahsus artırmakta olduklarını, bunu Dünyayı geldikleri yere benzetmek için yaptıklarını öğrenir. Lensleri Albert Hoffman adlı biri icat etmiştir. Bu kimsenin LSD’nin mucidi olduğundan söz edilmez tabii ki. Lensler sayesinde kara gözlük takmadan kurtulurlar ve rahatlıkla gerçek dünyayı izleyebilirler.

Bu arada cable 54 adlı yerel bir televizyon vericisinden uzaylıları kamufle eden sinyalin verildiğini saptamışlardır. Nada güçlükle çatıya çıkar ve ölmek pahasına çatıdaki anteni imha eder. Son nefesini verirken zaferle uzaylılara fallus işareti yapar.

Işın kesilince Los Angeles sürprizlerle dolu bir yer olur. Barda sohbet eden kibar giyimli birinin, televizyonda haberleri veren spikerin vb. alien olduğu çıkar ortaya. Film seks yapan iki kişiden birinin şoke olmasıyla sona erer.

 Carpenter’ın filmindeki politik mesajın yoğunluğu 1980′lerde iyice belirginleşen bir hastalıktan, popüler kültür ve politikanın giderek artan derecede ticarileşmesinden duyulan rahatsızlıktan kaynaklanmaktadır. Carpenter o sıralardaki deneyimini şöyle anlatır: Tekrar televizyon seyretmeye başladım. Ve hemen gördüğümüz her şeyin bize bir şey satmak için dizayn edildiğini farkettim. Bütün istedikleri bizim bir şey satın almamızdı. Tek istedikleri şey paramızı almaktı. Bunlar bir çeşit Alien’dı ve bütün insanlığı hipnotize etmişti.

Bu film yapılalı yirmi yılı geçti. Şu anda içinde bulunduğumuz ekonomik kriz bu alienlerin işi. Kan döken ve dünya çapında barışa izin vermeyenler de onlar. O bahsini ettiğimiz ışın sayesinde foyalarını belli ölçüde gizlemeyi başarıyor ve gerçeği çarpıtıyorlar. Işının acımasız hizmetkârları her yerdeler. Ama Nada’ların sayısı da artmakta.

Bir gün ışın kesildiğinde alienlar maskesiz kalacaklar. Maskeleri besleyen ışının kaynağı biziz. Mini Cable 54′ler hipnozla beynimize iliştirilmiş durumda. Işın onların yenilebilir olduğunu düşündüğümüzde kendiliğinden kesilecek.
Bu kadar basit! 
                                 








Çevrimdışı altmisbes

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 137
Ynt: THEY LIVE Onlar Yaşıyorlar Bizler Derin Uykudayız
« Yanıtla #4 : 14 Kasım 2013, 21:40:34 »
Hakikat gözlüğünü takmıış :) ama zordur tasavvuf ...Hak gelınce batıl zelil olur cunku :)


 facebook  twitter
 


2008 yılından beri ruhsal, mistik, parapsikoloji, ezoterizm vb gibi konu ve tartışmanın yayınlandığı sitemiz; zamanın ruhuna göre misyonunu tamamladığı için, yeni üyelik, yeni konu ve yorum gönderimi sistemine kapatılmıştır.

Sitemizi bir ansiklopedi gibi, web ve mobil telefon üzerinden okuyabilir, arama yapabilir , çeşitli konulara bakabilirsiniz. Facebook üzerinden tekamül, sevgi, evrensel insan, üst bilinç çerçevesinde paylaşımlarımız devam edecektir. Soru ve görüşleriniz için en altta iletişim linkinden mail atabilirsiniz.

Ruhunyolculuğu sitesi ruhsal konularda bilgi vermek amaçlı kurulmuş bir paylaşım sitesidir. Sitemiz üzerinde yayınlanan yazılar ve yorumlarda yazarlar sorumludur.Bilgi & sosyal medya: Facebook | iletişim



SMF 2.0.11 | SMF © 2016, Simple Machines
Simple Audio Video Embedder | Seo4Smf 2.0 © SmfMod.Com | Smf Destek

Manuscript design by Bloc