Ruhun Yolculugu

23 Eylül 2014, 01:15:19
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. Aktivasyon epostanız mı yok?


Ruhun Yolculugu » DİNLER » Kültler » Zerdüstlük » ZERDÜŞTLÜK

Gönderen Konu: ZERDÜŞTLÜK  (Okunma sayısı 7066 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı yagmurruzgari

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 523
Ynt: ZERDÜŞTLÜK
« Yanıtla #4 : 05 Temmuz 2008, 17:46:34 »
..
« Son Düzenleme: 12 Ocak 2009, 18:16:00 Gönderen: yagmurruzgari »

Çevrimdışı saraylı

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 94
Ynt: ZERDÜŞTLÜK
« Yanıtla #3 : 05 Temmuz 2008, 11:56:31 »
Avesta'da bazı temel kavramlar şöyle açıklanmaktadır;
Ölüm ve Sonrası:
Zerdüşt dini inancında ölenlerin ruhları Cinvat köprüsünden geçmeye çalışır. İyiler sorunsuz geçer. Kötüler geçerken köprü incelir keskinleşir ve kötüler köprüden aşağıya karanlıkların içine düşerler. Aşağıya düşen kötüler üçe ayrılır. Tamamen kötü olanlar sonsuza kadar cehennemde kalırlar. Çok günah işlemiş fakat iyiliği de olanlar onikibin yıl cehennemde kaldıktan sonra cennete girerler. Günahları ve sevapları eşit olanlar günahlarından arınıncaya kadar cehennemde kalıp cennete girerler. Cinvat Köprüsü'nü sorunsuz geçmiş olan iyi insanların ruhlarının cennete varmaları üç yolculuktan sonra olacaktır. İyi düşüncelerinden dolayı yıldızlara, iyiyi konuşmalarından dolayı aya, iyi icraatlarından dolayı güneşe yükselecekler ve bu aşamalardan sonra cennetin kapısına varacaklardır.

Kıyamet Öğretisi:
Zerdüşt'ten sonra üç defa ve her bin senede bir, kendi soyundan biri veya kendisinin bir dişiyle birleşmesinden doğan biri peygamber olarak gelecektir. Bunların sonuncusu olarak gelecek olan Asvart-Arta, dünyayı tüm kötülüklerden temizleyip kurtaracaktır. Onun zamanında son mahkeme kurulacaktır. Böylece Ahura Mazda'nın zamanı gelmiş olacak ve tüm iyi amele sahip olan insanlar, özgür; haksızlık, karanlık ve üzüntünün olmadığı bir yaşama başlayacaklartır. Tüm kötülükler Tanrı tarafından yok edilecek. Ölüler canlanacak, ruhlar geri dönecek, sonsuza kadar yaşlanma ve ölümün olmadığı mutluluk içinde yeni bir yaşam başlayacaktır.


Günümüzde Zerdüştlük:
Günümüzde yaklaşık 40.000'ni İran’da, 100.000'i Hindistan'da ve geriye kalanların büyük bölümü İngiltere, ABD, Pakistan, Kanada olmak üzere 200.000 Zerdüştün yaşadığı varsayılmaktadır. Ancak, bu rakamlar çeşitli kaynaklarda büyük farklılıklar göstermektedir. Sadece İran’da 150.000 cıvarında Zerdüştün yaşadığını iddia edenler de vardır. İran’daki Zerdüşt nüfusu politik baskılarla ülkenin iç kesimlerinde, özellikle Yazd ve ve Isfahan’da toplanmışlardır. Bugün bunlara “Ceberler” (Geber 'ler) denmektedir. En büyük mabetleri Yazd kentindedir.

“Dünya Zerdüştler Birliği” adı altında örgütlenmiş olmakla beraber; Hindistan, ABD, Pakistan, İngiltere ve Kanada gibi ülkelerde yerel örgütlenmelere gitmişlerdir. Bu ülkelerde tapınakları da mevcuttur.

Hindistan’da yaşayanlara Parsî denmektedir. Kelime manası İranlı’dır. Kuzeybatı Hindistan ve özellikle Bombay'da yoğunlaşmışlardır. İran’ın 641 yılında Müslümanlar tarafından fethi sonrası oluşan baskı ortamı medeniyle 8. yy dan itibaren Hindistan'a göç etmişlerdir. Çoğunlukla ticaretle maddi refaha kavuşmuşlardır. 19.yy'ın ilk yarısında Bombay’da İngiliz tarzı eğitiminin başlamasıyla hızla bu kültürü benimsemişlerdir. Böylece ticaret ve sanayide çok güçlü konuma gelmişlerdir. Bir Hindu kastı gibi teşkilatlanmışlar, kendi inançlarını büyük bir muhafazakarlılıkla devam ettirmişlerdir. Parsîler 15.yüzyılda İran'da kalan Ceber'lerle temas kurmuşlar ve Pehlevi literatürünü Hindistan’a getirmişlerdir.

Şimdiki Parsîlik, kuvvetli monoteist karakterlidir. Tanrı sembolü ateştir. Kültün tapınakları vardır. Bu tapınaklara Parsî olmayanlar alınmaz. Günde beş defa ateşin temizliğini korumak için temizleme ayinleri yapılır. Bu ayinler, rahiplerin nezaretinde yürütülür.

Ayinlerde Avesta'dan parçalar ve ilahiler okunur. Sunu ve kurbanlara önem verilir. Ölenler şehrin dışında, “dakhma” adı verilen, ölü kulelerine bırakılır. Bu kuleler 4 veya 5m yüksekliğinde silindirik yapılardır. Terasında çıplak ölüler sıra halinde yatırılırlar. Yırtıcı kuşlar, akbabalar etlerini gagalar ve güneş kemiklerini kurutur. Kalan kemikler kulenin içinde depolanır. Böylece toprağın kirletilmediğine inanılır. Bu gelenek Hindistan'daki Parsî topluluklarında hala devam ettirilmektedir. Parsîler, bu ıssız kulelere “sessizlik kulesi” derler. Halk dakhmalardan korkar. Bakımından özel hizmetçileri sorumludur.

Hayatını doğru sürdürme, ahlak ve temizlik kurallarına bağlı kalma “aşa” diye adlandırılır. Ahlaki prensipler üç maddede özetlenebilir :

1- İyi düşünce (humata)
2- İyi Söz (hukhta)
3- İyi İş (huvarşta)

İyilik ve yardıma önem verilmesi bu topluluğun öğretim ve sosyal refahını arttırmıştır. Parsîler kast sisteminin cemaat dışında evlenmeme gibi bazı özelliklerini benimsemişlerdir. Bununla beraber zaman zaman Avrupalı'larla evlenenler de olmaktadır.

Zerdüştlüğün diğer büyük dinlere etkisi:
Süleyman’dan sonra İsrail oğulları Babil ordularına yenilmişlerdir. Süleyman Mabedi temellerine kadar yıkılmış ve ileri gelen Museviler zincire vurularak, Babil’e sürülmüşlerdir. Daha sonra Babil’i ele geçiren Pers Hükümdarı Keyhüsrev, İsrail’li esirlere Zerdüştlüğü öğrettikten sonra, ana yurtlarına geri göndermiştir. Geri dönenler Esseene tarikatını kurmuşlardır. Esseeneler gizli toplantılar yapar, Agaplar düzenler ve kendilerine ışık çocukları derlerdi. Musa’dan 6 yüzyıl sonra Tevrat’a yapılan ekler, Zerdüşlük inançlarından kaynaklanmıştır. İsa’yı vaftiz eden Yahya Peygamber koyu bir Esseene idi. İsa’yı Zerdüştlüğe inandırmıştır. İncil Zerdüştlüğün etkisiyle gelişmiştir. Hıristiyanlıktaki ruhun ölmezliği, sonradan dirilme, tanrı ve şeytan dualitesi Zerdüştlük’ten kaynaklamaktadır

18. yüzyılda yaşamış Fransız araştırmacı Kont de François Volney, 'Les Ruines' adlı kitabında bir konuşmayı anlatır. Bütün dinlerden, çeşitli din adamları bir araya gelip tartışırken Zerdüşti bir din adamı konuşmasına, "Ey Yahudilerle onların çocukları olan Hıristiyanlar, Musa'nın sandığınız kitap, Musa'dan altı yüzyıl sonra yazılmıştır. O kitapta Musa'ya yakıştırılan düşüncelerin hiçbirini Musa bilmezdi" diye başlar.

Din adamının iddiası tüm tektanrılı dinlerin kaynağında Zerdüşt dininin olduğudur. Bu yüzden Zerdüşti din adamı sözlerini, "Siz gücünüzü yeniden yüceltecek bir kral bekliyordunuz, biz ise onarıcı ve kurtarıcı bir evrensel iyilik tanrısının geleceğini müjdeliyorduk.

İşte Hıristiyanlığı bu iki düşüncenin birleşmesinden yarattınız. Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar; iddialarınızın anlamı ne olursa olsun, sizler kendi manevi varlık âleminiz içinde, Zerdüşt'ün yolunu şaşırmış çocuklarından başka bir şey değilsiniz" diye sözünü bitirir.

Zerdüştlük başta Ahiret kavramı olmak üzere bir çok şekilde Müslümanlığı da etkilemiştir.

216-276 yılları arasında yaşıyan İranlı Mani tarafından Zerdüştlüğün bir reformu olarak geliştirilen dine Manicilik denmektedir. Manicilik genelde Anadolu bâtıniliğini, özelde Anadolu Aleviliğini derinden etkilemiştir. Alevi gelenek, görenek ve ahlâk ilkelerinin temelini oluşturmuştur. Manicilikteki “ağız-el-gönül” üçlemesi, Alevilikte “el-bel-dil” olmuştur. Manicilikte öne çıkan “sevgi”; Tanrıya ulaşma, kardeşlik, barış ve eşitliğin kaynağı olan “aşk”a dönüşmüştür. 

REFERANSLAR:

Tarih Boyunca Büyük Öğretiler, Alban G.Widgery
Zerdüşt Avesta, Eshat Ayata
Pozitif Düşüncenin Soyağacı, Asım Akin
Dinler Tarihi, Günay Tümer ve Abdurrrahman Küçük
Bâtınî Gelenek, Metin Bobaroğlu
Ön Asyalı Üç Bilge, Seyhun Tunaşar
Aleviliğin Kökenindeki Mazda İnancı ve Zerdüşt Öğretisi, E.Xemgin
Böyle Buyurdu Zerdüşt, Friedrich Nietzsche
Zerdüştlük ve Büyük Dinlere Etkisi, Hüsnü Aydıner
Çağdaş Operatif Şövalyeler, Can Kapyalı
Zerdüşt Öncesi Med ve Pers Dini, Ebûl-Kelâm Âzâd
Zerdüşt “Ahura Mazda”, Haluk Hacaloğlu
Zerdüşt Dini, Ziya Fıçıcıoğlu
www.avesta.org
www.cZc.org “California Zoroastrian Center”
Encyclopedia of Freemasonry, Albert C.Mackey M.D.
Wikipedia, özgür ansiklopedi
The Builders in Bombay, James R.Russell
Zoroastrianism, Judaism and Christianity, Hannah M.G. Shapero
Radikal Gazetesi, “İslam Devletinde Gayrimüslim Olmak”
Behrooz Valadkhani

Çevrimdışı saraylı

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 94
Ynt: ZERDÜŞTLÜK
« Yanıtla #2 : 05 Temmuz 2008, 11:56:03 »
10 bin beyitten oluşan Avesta şu bölümleri içermektedir:
 
Yasna: Dini törenlerde okunan ilahiler. Zerdüşt 'ün Gataları bu bölümdedir. Gata'lar, Zerdüşt'ün sözleri olarak özel bir saygı görür. Tamamı 896 mısra ve 5560 kelimeden ibaret olduğu belirtilir. 

Yast: Tanrılara yöneltilen ilahileri içerir. Güneş tanrısı Mitra, Ahura Mazda ile ölümsüz azizler ve diğer tanrısal olgular için yapılacak kurban şarkıları olup yirmibir söylevi kapsamaktadır.

Videvdat: “Şeytanlara karşı kanun” diye de adlandırılır; şeytanlara karşı tılsımlar ve temizlenme kaideleri bu bölümde yer alır. Toplam yirmi iki söylevi kapsamaktadır.

Vispered: Tüm kutsananlar anlamında olup, ibadetlerde anılması gerekli olan kutsallar ve onlara yapılan ibadetleri içermektedir.

Horda Avesta: Genç avesta anlamına gelmekte olan bu bölüm günlük ve yaşam sürecinde yapılması gerekli ibadet zamanlarını gösteren bir zaman takvimi niteliğindedir. 

Nirangastan: Bu bölümde ölenlerin ruhlarının göğe çıkışları anlatılmaktadır.

Zerdüşt, politeist kadim İran dinini yıkmaya çalışmamış ama Ahura Mazda’yı ölümsüzlük ve sonsuz mutluluğun geçerli olduğu Hakk ve Doğruluk Ülkesi’nin odağına yerleştirmiştir. O’nun amacı toplumsal ve ekonomik değerler temelindeki Kadim İran Dini’ni yeniden biçimlendirmektir. Öğretilerinin temelini, en yüce Tanrı Ahura Mazda oluşturur. Tapılacak tek Tanrı O’dur. Gata’lara göre o Gökler’in ve Yer’in, başka bir değişle maddi olan ve olmayan Dünyalar’ın Yaratıcısı’dır.  Nur’un Kaynağı, Evrensel Adalet’in Yaratıcısı ve Doğa’nın Merkezi, Ahlaki Düzen’in Kurucusu ve Tüm Dünya’nın Yargıcı’dır.

Gata’larda politeist öğelere rastlanmaz. Örneğin, Ahura Mazda’nın hükümranlığını paylaşan bir tanrıça yoktur. Ama Ahura Mazda’nın çevresinde, Avesta metinlerinde “İyiliksever Ölümsüz” (Ameşa Spenta) denilen altı semavi varlık yer alır.

Gata’larda sık sık geçen “İyiliksever Ölümsüz”lerin Zerdüşt’ün Düşünceleri’ni ve Tanrı Kavramını sembolize ettiği söylenir. Gata’lara göre Ahura Mazda “İyiliksever Ölümsüz”’lerden “Doğruluk ya da Kusursuz Düzen”, “İyi Akıl” ve “İyiliksever bağlılık”ın babasıdır. Öbür üç “İyiliksever Ölümsüz”  olan “Yararlı Egemenlik”, “Bütünlük ya da Kusursuzluk” ve “Ölümsüzlük” ise Ahura Mazda’ya yakıştırılan erdemlerdir.

“İyiliksever Ölümsüz”lerin simgelediği iyi nitelikleri Ahura Mazda’ya inananlar da edinebilirler. Bu da Tanrılar ve İnsanlar için aynı ahlak kurallarının geçerli olduğunu gösterir.

Bilge Tanrı’nın karşısında karanlık, rezillik, fenalık ve kötülüğü simgeleyen Ehrimen, Zerdüşt Dini’nin Dualist yanını oluşturur. Ehrimen’in peşinden gidenler de, Özgür İradeleri ile O’nu seçtikleri için Kötü sayılır. Bu Ahlaki Dualizm’e göre  Başlangıç’ta, seçim yapma Özgürlüğü bulunan İki Ruh karşı karşıya gelmiştir. Bu ilk seçim, İyilik ve Kötülük İlkeleri’nin kaynağı olmuştur. Kendi iradeleri ve kararları ile iki karşıt İlke’ye dönüşen İki Ruh’u da Ahura Mazda’nın yaratmış olması, Ahlaki dualizmine karşın Zerdüşt dininin monoteist niteliğini korumasını sağlamıştır.
 
Bilge Tanrı’nın, “İyiliksever Ölümsüz”lerin yardımıyla sonunda Kötü Ruh’u alt edeceği inancı, kozmik ve etik düzlemlerde Dualizm’in sona ereceği anlamını içerir.

Dualist din anlayışı, Zerdüşt sonrası dönemlerde yeniden önem kazandı. Ormazd ya da Hürmüz (Yaratıcı) olarak anılan Ahura Mazda, Ehrimen’le eşit konumda görülmeye başladı. Buna göre Zaman’ın Başlangıcı’nda Dünya biri İyi’nin, öteki Kötü’nün egemenliği altında bulunan İki Alan’a bölünmüştür. Her İnsan bunlar arasında bir seçim yapmak zorundadır ; kendi iradesi doğrultusu’nda ya Bilge Tanrı’yı ve O’nun Egemenliğini ya da Yalan Ülkesi’nde hüküm süren Ehrimen’i seçecektir.

İnsan’ın karar verme özgürlüğü, kendi yazgısını belirlemesi ve ondan sorumlu olması anlamına gelmektedir. Doğru seçim yapan insanların ödülü, Sonsuz Dürüstlük ve Ölümsüzlük’tür. Yalan’ın yanında yer alanlarsa, yalnızca Bilge Tanrı tarafından yargılanıp cezalandırılmakla kalmayacak, kendi vicdanınca da mahkum edilecektir. Bu insanların ölümden sonra sürdüreceği varoluş biçimi Cehennem kavramı ile örtüşür.

Avesta’ya göre insan bir kez seçimini yaptıktan sonra geri dönüş yoktur. Dolayısıyla dünya, birbiriyle savaş durumundaki iki  Hizb’in oluşturduğu iki karşıt kutup olarak algılanır. Hayvan yetiştirerek belirli bir toplumsal düzeni koruyan yerleşik çobanlar’la çiftçiler, Bilge Tanrı’nın yanında yer alır. Hırsızlık yaparak geçimlerini sağlayan göçebeler ise Yalan’ın yanındadır.

Zerdüşt’en önce ruh İyilik, beden kötülük sembolü sayılırdı. Zerdüşt “İyiliği Ruh’ta, Kötülüğü maddede arayanlar aldanırlar” der. İyilik ve Kötülük hem ruhta hem de bedende vardır.
 
İnsanların, İyilik ve Kötülük arasındaki bu savaş’a nasıl katılacağının cevabı, dindar olmak, açık yürekli olmak ve çalışkan olmak gibi üç büyük insani görevdir.
 
Zerdüşt’ün bir ekonomik düzeni vardır. Ona göre tanrının gözü her zaman çalışkan çiftçinin üstündedir. Gerçek dindarlık; oruç tutma ve tapınma değil, üretim yapmaktır. Üretim kutsal görevdir. Bacası tüten, evcil hayvan ve çocuklarla dolu bir çiftçi evini seyretmek kadar Tanrıyı sevindiren hiçbir şey yoktur. Avesta, evcil hayvanlara özenli bakılması, toprağın iyi sürülmesi üstüne öğütlerle doludur.

Zerdüşt, eskiden kalma Ateş Kültü’ne dokunmadı. Çeşitli ayinleriyle bu kült, ruhban sınıfını oluşturan Magus’lar tarafından geliştirilerek kesin kurallara bağlandı. Ateş Tapınağı’ndaki Sonsuz Ateş ibadeti yerini ve önemini hep korudu.

Avesta 'ya göre ateş, tanrı Ahura Mazda 'nın ruhu ve oğludur. Ateşe üç kutsal anlam verilmiştir. Birincisi evlerde ocaktaki ateştir. İkincisi devamlı yanan ve kötülükleri uzaklaştıran ateştir. Üçüncüsü ise, meydanlarda yakılan ve etrafında eğlenilen ve insanları arındıran ateştir. Suç veya günah işlemiş olanlar, bunları kime karşı işlemişse, onun yakacağı ateşin içinden yürüyerek günahlardan arınır veya suçsuz ve günahsız olduğunu ispatlamış olur. Ateş arıtmanın yanında; ilahi güç, kuvvet ve kudretin de kaynağıdır. Çünkü insanların ruhları ateşten gelmiştir, ölümden sonra gökteki ateşe dönecek, Ahura Mazda ile birleşecektir.

Geçmişte tapınaklar çok basit yapılar olmalarına rağmen, içlerinde devamlı ateş yanan ateşgahlar mutlaka vardı. Günümüzde de, tapınaklarda görevli din adamları bu ateşlerin sönmeden, devamlı yanar tutulmasını sağlarlar, ateşin kutsandığı dini törenleri yürütürler.

Tapınaklardaki kutsal ateşlere yaklaşan herkes nefesleriyle ateşi kirletmemek için yüzünü örtmek zorundadır. Dini törenler açık alanlarda ve ortasında büyük ateşlerin yakılması ile yapılırdı. Zerdüşt kanlı kurbanları yasaklamış ve kutsal ateşe ekmek ve süt kurban olarak sunulmaya başlanmıştı.

Çevrimdışı saraylı

  • Kayıtlı kullanıcı
  • İleti: 94
ZERDÜŞTLÜK
« Yanıtla #1 : 05 Temmuz 2008, 11:55:41 »
İran Coğrafyası; Mısır, Anadolu ve Mezopotamya ile birlikte dünya medeniyetinin beşiği olmuştur. Bu verimli topraklar M.Ö. 15 ile 12 bin yılları arasına rastlayan son buzul çağındandan başlayarak, yoğun göçler almıştır. Kuzeyden gelen Ari (Hind – Avrupa) ırklar Anadolu, Babil, Hurri, Girit; güneyden gelen Sami ırklar ise Mısır, Sümer, Asur, Akat, Elam medeniyetlerini ve daha sonra bunları takip edenleri kurmuşlardır. Yazının keşfi M.Ö. 4 bininci yıl cıvarında olduğu için “İlkel Toplum Düzeni”nin hakim olduğu bu dönem hakkında bilgilerimiz çok kısıtlıdır.  Verimli topraklara yerleşen insanlar toprağı işlemeye, mal takasına başladılar. Parayı buldular, ticaret ve kentler oluşmaya başladı. Yazının bulunmasıyla yazılı iletişim başladı ve yönetim sistemleri kuruldu.

İnsan toplulukların ilk çağlardan beri inançları olmuştur. İnanç sistemleri, toplumların gelişmesine parelel olarak sürekli evrimleşmiştir. İnanç evriminin ilk aşamasında ruhçuluğu (animizm) görüyoruz.

Bunu ikinci aşama olarak Fetişizm izlemiştir. İnsanoğlu yeni inanç sistemlerine geçişte ilkel alışkanlık ve batıl inançlarından kurtulmakta hep güçlük çekmiştir. Günümüzde kapılara uğur getirmesi için takılan nal, nazarlıklar, muskalar fetişizmin kalıntıları olarak günümüzde hâla yaşamaktadır.

Bireyleri koruduğuna inanılan fetişler, zamanla geliştirilmiş, boyutları büyümüş ve tüm kabilenin ortak güç kaynağına dönüşmüştür. Böylece, üçüncü Aşama olarak Putperestliği başlatmıştır. Önceleri ağaç kovukları ve mağaralarda korunan putlar için kulübe benzeri yapılar oluşturulmuştur. Bu puthaneler ilkel mabedler olarak ortaya çıkmıştır. İnsanoğlunun, putperestliğin etkilerinden arınması çok uzakta gözükmektedir.

Dördüncü aşamada Politeizmi (çok tanrıcılık) görüyoruz. Savaşta başarı sağlayan kabilenin putu savaş tanrısı; üretimde başarılı kabilenin putu bereket tanrısına dönüşmüştür. Tanrıların serüvenleri mitolojilerde anlatılır olmuştur.

Sayıları onbinleri bulan tanrılar giderek, iyiler ve kötüler olmak üzere iki grupta toplanarak, beşinci aşama olan Dualizme (İkitanrıcılık) dönüşmüştür.

İran coğrafyasına göç yoluyla gelen Ari kabilelerin, önceleri yabani hayvanlara taptıkları sanılmaktadır. Yerleşik düzene geçip, hayvanları ehlileştirmelerini takiben, bunun yerini güneş, ay ve yıldızlara inanç almıştır.

İlk organize dinleri Babil kökenli “Zervanizm” olmuştur. Bu din hakkında bugün bilinenler çok kısıtlıdır. Ancak, baş tanrı Zervan’dır. Zervan, İyiliğin sembolu olarak Ahura Mazda’yı, Kötülüğün semboli olarak Ehriman’ı ikiz kardeşler olarak yaratmıştır.     

Daha sonra mezopotamya kökenli kültürlerin etkisi altında Işık Tanrısı “Mitra” dini ortaya çıkıyor. Bu din Anadolu ve Roma’ya yayılarak çok etkin hale gelmiştir. Ancak, Hıristiyanlığın gelişmesi ile hızla yok olmaya başlamıştır. 19. yüzyıl Fransız düşünürü Ernest Renan “Hıristiyanlığın gelişmesi herhangi bir nedenle dursaydı, bugün, bütün dünya Mitra dinini benirserdi” iddiasında bulunmuştur. Bu inanışa göre Mitra evrenin yaratıcıdır ve üzerinde egemendir. Dinin çok önemli bir özelliği, inanışa kabûlun tekris töreniyle olmasıdır. Aday, ölü kabul edilir ve törenle yeni bir yaşama doğar. Dini liderlerine “Uluların Ulusu” denirdi. Uzun taş sıralarda oturarak, “Tapım Yemeği” adlı şölenler düzenlenirdi. Dine kadınları kabul etmezler, gizli mabetlerde toplanırlardı. İran’da başlamasına rağmen, bu dine M.Ö 4. yüzyıldan sonra İran kaynaklarında rastlanılmamaktadır.

M.Ö. 6. yüzyıla gelindiğinde İran coğrafyasında, soylu Persler ve krallar ilkel Mazdeizm’e; fakir halk toplulukları ise Mitra dinine inanıyorlardı. İlkel Mazdeizm’de Zervan artık unutulmuş, Ahura Mazda baş tanrı kabul edilmiştir. En yaygın kabûle göre Zerdüşt böyle bir dönemde dünyaya gelmiştir Zerdüşt kelimesi, Zarathustra'dan türemiştir. Zarath; güzel, doğru ve üstra: develer demektir. Güzel develere sahip olan anlamını ifade eder. Halk dilinde zerdüşt’ün bir diğer kelime anlamının ise yaşayan yıldız olduğu sanılmaktadır. Günümüzde, Zerdüşt’ün hayatı ile ilgili bilgiler çok yetersizdir. Efsanelere, tahminlere dayanmaktadır.  M.Ö. 628 yılında Rey şehrinde doğduğu ve 551 yılında Tahran yakınlarında öldüğü en yaygın tahmindir.  Buda ve Pitagor ile hemen hemen aynı dönemde yaşadığı kabul edilmektedir. Zerdüştçü inanışın İskender’den 258 yıl önce ortaya çıktığı kabul edilir. İskender, Ahameniş Hanedanı’nın (MÖ 559-330) Merkezi Parsa’yı (Persepolis) MÖ 330 yılında almıştır. Buna göre Zerdüşt’ün, Aral Gölü’nün Güneyindeki Harezm’in Kralı Viştaspa’ya kendi Dinini MÖ 588’de benimsettiği hesaplanabilir. O sırada 40 yaşında olduğu rivayeti doğruysa, doğum tarihi olarak, MÖ 628 yılı sonucuna böylece varılır. Doğumu ile ilgili çeşitli efsaneler mevcuttur. Bunlardan ilginç olan bazılarına değinirsek; babası Porşev  annesi Duğda’ya aşık olur ve evlenirler. Duğda 15 yaşında iken, henüz cinsel ilişki olmadan, bir ışık demetinden hamile kalır. Doğum gece gerçekleşir. Doğum sırasında, Duğda’nın karnından yükselen bir ışık demeti tüm evi sarar. Doğan bebek ağlamaz, yüksek sesle güler. Bölge yönetimi bunu uğursuzluk sayar, evi basarlar. İçlerinden biri kılıcını çeker. Fakat, Zerdüşt’e saplamaya çalıştığında kolu tutulur. Zerdüşt iki yaşına geldiğinde Durasan adlı büyücübaşı Zerdüşt’ün ileride büyüyü yok edeceğini korkusuna kapılır. Çocuğu Ateş Tapınağına getirirler. Büyük bir ateş yakarak içine atarlar. Fakat alevler çocuğa hiç zarar vermez. Alevler içinde oynadığı görülür. Mücizeler böylece devam eder.

Zerdüşt mütevazi Soylu bir Med Ailesi çocuğu olarak büyüdü. Ailesinin yaşadığı yer, daha çok yerleşik hayvancılık yapılan kırsal bir bölgeydi. Sık sık yerleşik topluluklara saldıran göçebeler Zerdüşt’ün gözünde düzen düşmanı zorbalardı. Onları ‘Yalan’ın Peşinden Gidenler’ olarak anıyordu. Zamanının kültürüne göre yetişen Zerdüşt büyük ihtimalle bir rahip oldu. Bir müddet yalnızlıklarla kendini olgunlaştırdıktan sonra Kafkasyanın en yüksek tepesinde Tanrısal buyruğa kavuştuğunu bildirdi. Bilge Tanrı Ahura Mazda’dan gelen vahiyle Gerçeği yaymak ve öğretmekle görevlendirilmişti. Avesta’ya göre; Zerdüşt, herşeyi bilen Tanrı Ahura Mazda ile yedi gün yedi gece birlikte kalmış ve Avesta'yı yazmıştır. Peygamberlik ettiği bölgelerde siyasal ve dinsel otoritelerin baskısıyla karşılaştı. Bakteria şehrine göç ederek, kral Viştaspa’ya sığındı. Kralın yakın dostu oldu. Ona kendi dinini benimsettikten sonra, sarayında ikamet etmeye başlayarak, inancını yüksek devlet görevlileri arasında yaydı. Kızlarından birini kralın vezirlerinden Camasp ile evlendirdi. Yaşamıyla ilgili efsanelere göre, onun doğumuyla dünyayı büyük bir sevinç kaplamış, Zerdüşt kendi dininin halklara ulaşması için kişisel uğraş vermiş, Kutsal Ateşler yakmış ve cihadlarda çarpışmıştır. Kral ve Vezirin fermanlarıyla ordular toplamış. Ordularının başına geçerek, fakir halkın dini Mitra’ya inananlar ve Şaman Türklerle savaşmıştır. Şamanlarla yaptığı bir savaş sırasında, savaş alanında ölmüştür. Öldüğünde yaşı hakkında 78, 83 veya 105 gibi çeşitli rivayetler vardır.  Zerdüşt’ün kişiliği ancak 1700 lerden sonra bilimsel araştırmalara konu olabilmiştir.

Avesta Zerdüşt inancını kabul edenlerin kutsal kitabıdır. İkinci Şapur (309-380) zamanında bir araya getirilmiştir. Dili Eski Farsça olan Pehlevice’dir ve bugün büyük bir kısmı oldukça güç anlaşılmaktadır. Avesta’nın kelime manası Hikmet, Bilgi’dir. Zerdüşt’ün kendisi Gatalar denilen dörtlükler yazmıştır. Bu dörtlükler Avesta’da toplanmıştır. Bunlar Zerdüştlüğün temellerini anlatan tek belgelerdir. Avesta’nın bir kısmının; Büyük İskender’in Persepolis’i aldığı zaman, bir kısmın Moğol saldırıları sırasında ve diğer bir kısmının ise Sait İbni Ebu Vakkas komutasındaki Arap ordularınca yokedildiği bilinmektedir. Tevrat ve İncil’de olduğu gibi, bu kısımlar daha sonra, hafızalarda kalanlarla yeniden yazılmıştır.




Payla facebook Payla twitter
 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
933 Gösterim
Son İleti 25 Kasım 2008, 00:25:01
Gönderen: nillly
0 Yanıt
5061 Gösterim
Son İleti 12 Mart 2010, 20:58:13
Gönderen: fermancemil
1 Yanıt
1716 Gösterim
Son İleti 01 Ağustos 2010, 12:38:14
Gönderen: eylül
1 Yanıt
1150 Gösterim
Son İleti 01 Eylül 2010, 01:16:04
Gönderen: gece yolcusu
1 Yanıt
3789 Gösterim
Son İleti 18 Ocak 2012, 13:01:48
Gönderen: yolcu